bu dönemi adlandırmada genel kabul görmüş bir terim yoktur. çağdaş müzik veya 20. yüzyıl müziği gibi adlandırmalar yapılabilirse de özellikle ikincisi yüzyılın ortalarında yaşamış olan rachmaninov, sibelius ve r. strauss’ uda kapsadığından uygun olmayabilir.
yeni müzik terimi bu müzik türünün felsefesini ve 19. yüzyıl romantizmine karşıt olan arayışları daha iyi tanımlayacaktır.
yeni müzik alman avusturya romantizmine ve onun temsil ettiği herşeye bir başkaldırıyı simgeler. değişik besteciler değişik tekniklerle başarılı örnekler oluşturmuşlardır. bu müzik türünde empresyonizm,romantizm yada barok dönem de olduğu gibi belli bir stil ya da kalıp yoktur. besteciler belli bir tekniğe bağlı kalmak yerine birini denedikten sonra bir başkasına geçmekte bir sakınca görmemişlerdir.
başkaldırış eser adlarında da kendini göstermektedir. buna örnek olarak erik satie’nin “like a nightingale that has a toothache” ve trois morceaux’ un “three pieces in the form of a pear” gösterilebilir. bunlar son yüzyılın romantik başlıklı senfonik şiirlerine bir reaksiyon olarak görülmektedir.
1.dünya savaşı sonrası bazı bestecilerin eserlerinde caz esintileri de görülür. örn: stravinsky “ragtime” 1918, copland’ın “two blues”1926.
bilimdeki gelişmelere paralel olarak radyo konser salonlarına gidemeyen milyonları dinleyici haline getirmişti. randall thompson’un süleyman ve belkıs operası radyo istasyonları tarafından telif ödenerek yayınlanmıştı. 1929’dan itibaren sesli çekilmeye başlayan sinema filmleri bestecilere yeni imkanlar yaratmıştır. fonograf’ın icadı ile dünyanın en izole bölgelerinde bile insanlara müziği istedikleri repertuarla dinleme imkanı yaratmıştır. son olarak televizyon kitle iletişimini en üst düzeye çıkarmıştır.
john cage 1912-1992
klasik müzik eğitimi görmüştür. batı müziğinin ve bireysel anlatımın dışına çıkmak amacıyla cage müziğinde teyp,plak kayıtları ve radyodan da yararlanmıştır. müziği oluşturan bütün etkinliklerin tek bir doğal sürecin parçası olduğu sonucuna varmıştır.
amacı dinleyicilerin kulaklarını süzgeç gibi değil huni gibi kullanmaya özendirmek,bestecinin seçtiği seslerle yetinmeyip ortamda ses adına ne varsa algılamalarını sağlamaktı. buna ulaşmak için müziğinde belirlenmemişlik ilkesini gerçekleştirdi. rastlantısallığı sağlamak ve böylece yorumcunun kişisel beğenilerinin araya girmesini önlemek amacıyla çeşitli yollara başvurdu. örneğin yorumcu sayısını ve çalgı türlerini önceden belirlememeyi,seslerin ve bölümlerin uzunluğunu saptamamayı,uyulması zorunlu nota yazımından kaçınmayı ve bölüm sıralamasında rastlantısallığı korumayı denedi.
cage’in en tanınmış yapıtları, yorumcunun hiçbirşey çalmadığı dört dakika otuzüç saniye 1952,rastgele istasyonlara ayarlanan 12 radyo 24 yorumcu ve bir orkestra şefi için düşsel manzara no:4 1951, sonatlar ve interlüdler1946-48,fontana mix1958, ucuz taklit1969 sayılabilir.
bela bartok 1881-1945
macar besteci 22 yaşındayken 1848-49 devriminin önderi ve ferenc’in babası lajos kossuth’un yaşamını anlatan senfonik şiirini yazdı.İlk çalınışında avusturya milli marşının karikatürize edilerek seslendirilmesi bir skandala yol açtıysa da çok beğenildi. opus 7 birinci dörtlü’sünde(1908-09) bir oranda duyumsanan halk müziği etkisi sonrakilerde tümüyle özümsenmiş ve yapıtlarının içinde erimişti. opus 17 İkinci dörtlü (1915-17) batok ‘un kuzey afrika’ya yaptığı derleme gezisini yansıtan arap motifleriyle süslüydü.üçüncü ve dördüncü dörtlülerde1927-28 daha yoğun ses uyuşumsuzluğundan yararlanılmıştı. beşinci1934 ve altıncıda 1939 ise tekrar geleneksel armoniye dönüldüğü gözleniyordu.
meslek yaşamının başında fransız etkisinde kaldığı için erken dönem yapıtlarında politonalitenin bazı belirtileri görülür.ama daha sonraları bu malzemeden yararlanmadı.onun yerine doğu avrupa en çok da macar ve rumen halk usluplarını araştırdı. müziği her ne kadar armoni açısından yoğun ve karmaşıksa da kökünü halk müziğinin modal dizilerinden dikkatle seçilmiş armonilerden kurulu bir tonaliteden alıyordu.
bartok 2 kasım 1936 da türkiye’ye geldi. İstanbul belediye konservatuarı arşivinde çalışmalar yaptıktan sonra 4 kasım 1936 da a. adnan saygun ile birlikte üç konferans verdi. gene saygun ile birlikte adana’nın osmaniye ilçesi toprakkale ve çardaklı köylerine giderek göçerlerin müziğini taş plaklara kaydetti.
müziği ve tutumu nazilerle ittifak halinde olan macar yöneticilerin ve kilisenin tepkisini uyandırmış ve vatana ihanetle suçlanmıştır.çoğu yahudi olan birtakım önemli bestecilerin yapıtlarının nazilerce yasaklanması üzerine goebels’e bir mektup yazarak kendisininde aynı listeye alınmasını yapıtlarının almanya ve ona bağımlı ülkelerde çalınmasına izin vermediğini bildirdi. 1939 da ahmet adnan saygun’a yazdığı mektupta ülkesinden ayrılmaya kara verdiğini ve türkiye’de çalışabileceğini söylediyse de başvurusu yanıtlanmayarak türkiye’ye gelmesine olanak verilmedi. bunun üzerine abd’ye gitti.
yapıtlarında stravinski gibi aksak usulü kullanan bartok müzikte o zamana değin bulgar ritmi olarak adlandırılan bu ritm için rumen etnomüzikolog constantin brailoui ile birlikte türkçedeki aksak terimini önermiş ve bunu müzikolojiye yerleştirmiştir.
igor stravinsky 1882-1971
rus asıllı besteci 1 dünya savaşı yıllarından başlayarak sürekli rusya dışında yaşamı özellikle ateş kuşu 1910,petruşka 1911, bahar ayini 1913, ve orpheus 1947 gibi bale müzikleriyle ünlenmiştir.
stravinsky,20. yüzyıl müziğine büyük katkıda bulunmuş, kendine özgü eleştirel tutumu özellikle ölçü,tempo, ses gürlükleri açısından önemli sonuçlar doğurmuştur.bileşik ölçülü asimetrik kalıpları araştırmış, müzik cümlelerinde kullandığı figür ve motifleri uzatarak veya çıkararak simetrik cümleleme geleneğini yıkmıştır.müziğe yeniden kazandırdığı şaşmayan vuruş duygusu birçok bestesinin dansa uygun düşmesine yol açmıştır.
arnold schoenberg 1874-1951
avusturya asıllı abd li besteci oniki ton müziğinin yaratıcısı,20. yüzyılın en etkili öğretmenlerinden biridir.
1899 da yazdığı “aydınlık gece” adlı yaylı çalgılar altılısı sanat yaşamında önemli bir adımdır. richard dehmel’in aynı adlı şiirinden esinlenen bu romantik yapıt yaylı çalgılar altılısı için yazılmış ilk programlı müziktir. bütünlüğü müzik dışı bir öykü ya da imgeye dayanan yapısı ve armonileri yüzünden viyana’daki tutucu program komitelerinin tepkisini çeken yapıt ancak 1903 de seslendirildi ve bu kez dinleyicinin tepkisiyle karşılaştı. sonraları ise hem ilk biçimiyle, hem de shoenberg’in yaylı çalgılar orkestrası için yaptığı düzenlemeyle bestecinin en sevilen yapıtlarından biri oldu.
belli bir döneme kadar bestecinin bütün yapıtları tonaldi,ama armoni ve melodileri karmaşıklaştıkça tonalite önemini yitirmeye başladı. 19 şubat 1919 da tonal kompozisyon düzeninden tümüyle yoksun ilk yapıt olan opus11 no:1 piyano konçertosunu bitirdi.
zengin armoni ve melodi olanaklarını değerlendirmesine yardımcı olacak yeni bir bütünleştirici ilke aradığı bu dönemin sonunda yalnızca birbiriyle bağlantılı oniki ton kompozisyon yöntemini buldu.temmuz 1921 de bu türün ilk örneği olan opus12 piyano suitine başladı.
karşılaştığı bütün muhalefete rağmen 1. dünya savaşı sonrası shoenberg’in müziği artan ölçüde övgü topladı ancak besteci yaratıcı çalışmalarının olnak verdiği elektronik müzik devrimini görecek kadar yaşamadı.
aaron copland 1900-1990
copland’ın besteci olarak gelişimi dönemin belli başlı eğilimlerini ortaya koyarilk başta müziğinde caz ritimleri kullanan besteci daha sonra stravinsky'’in yeni klasik tutumunun etkisinde kalmıştır.kendisinin ses gürlüğü "sonorite” bakımından daha tutumlu, doku bakımından daha denetimli olarak tanımladığı soyut bir üsluba yöneldi.bu yöneliş copland’in sanatındaki en verimli dönemin açılmasına neden oldu. copland ayrıca radyo ,fonograf, ve sinema gibi yeni iletişim araçlarıyla modern müziğe yatkın bir izleyici kitlesinin de yaratıldığını farkındaydı. 1930 lardan sonra geniş bir dinleyici kitlesine seslenebilmek amacıyla müziği basitleştirme çabalarına katıldı.
edgard varese 1883-1965
fransız asıllı abd li besteci ses üretim tekniklerinde yaptığı yeniliklerle tanınır. disonant ve temasız, ritim açısından da asimetrik olan müziğini uzaydaki ses cisimleri olarak tasarladı. elektronik ses donanımından yararlanma fırsatını bulduğu 1950 lerin başlarından sonra da elektronik müziğe ağırlık verdi.brüksel dünya fuarı için yazmış olduğu elektronik şiirde (1958) sesin 425 hoparlörle yayılmasını öngördü.
gustav mahler 1860-1911
yahudi asıllı avusturyalı besteci.
çağdaş müzik eleştirmenleri mahler’in müzikteki değişim dönemini güçlü bir şekilde etkilemiş olduğunu kabul etmektedirler. onun yapıtlarında 20. yüzyılda kullanılan köklü yöntemlerin habercisi niteliğinde ögelere rastlanır.bu yöntemler arasında ilerleyici tonalite (bir yapıtın başladığı tonaliteden farklı bir tonaliteyle sona ermesi),tonalitenin çözülümü(kromatikliği ya da o tonaliteye yabancı akorları sürekli kullanarak tonalite duygusunu bulanıklaştırma),büyük orkestra içindeki solo çalgı grupları için iç içe örülü melodiler üzerine kurulmuş kontrapuntal bir yapıyı yeğleyerek orkestranın tümünün ürettiği armoniden kopuş,temaları tekrarlamak yerine sürekli değişen temalar kullanma, popüler üsluplardan ve günlük yaşamdaki seslerden (kuş,boru sesleri vb.)alaycı alıntılar yapma ve liszt’in çevrimsel biçim’inden(bir yapıttaki temaların başka yapıtlara aktarılması) ustalıkla yararlanan teknikleri benimseyerek senfonide biçim yönünden yeni bir birlik sağlama sayılabilir.
sanatının kişisel içeriğini ise en çok çağının hak ve özgürlüklerden yoksun insanının tinsel çalkantısını başka herhangi bir besteciden çok daha fazla yaşamış olması etkilemiş, bu da onun kişiliği ile müziğini özdeşleştirmiştir.
--------------------------------------------------------------------------------
klasİk dönem
özellikle müzikte olmak üzere,birçok alanda sık sık kullanılan “klasik” kelimesi, ülkelere ve çağlara göre çok değişik gerçeklikleri kapsar. “klasik”müzik “popüler” veya hafif diye adlandırılan müziklerin karşıtı gibi ele alınabilir ve o zaman pérotin den (ykl.1200)pierre boulez in izleyicilerine (xx.yy sonu) kadar bütün yüksek (veya ciddi)avrupa müziğini içine alır. bu bağlamda ( avrupa dışı müziklerin tersine) “klasik” müzik ile “çağdaş”müzik ayrımı yapılabilir ve çağdaş müzik, mesela debussy’den veya boulez-stockhausen kuşağından (1945) başlatılabilir. aynı şekilde klasik müzik, romantik müzikten,barok müzikten,rönesans müziğinden ve ortaçağ müziğindende ayrılmaktadır.ne var ki bu anlamda lully ve rameau’nun versailles klasikçiliği ile haydn, mozart ve beethoven’in viyana klasikçiliği, ne zaman, ne teknik, nede estetik olarak biribirine karıştırılamaz; hatta bunların birinden ötekine geçişi, çok önemli bir kültür olayı olan “soytarılar savaşı” (1752 de, fransız müziği ile İtalyan müziği taraftarları arasında pariste çıkan sanat kavgası) simgeler.edebiyatta olduğu gibi müziktede “klasik”teriminin kullanılışı çok eski değildir (ilkin 1800 ler civarı) ve “romantik” teriminden daha sonra kullanıldığı kesindir.son olarak şunuda belirtelim ki, goethe’den itibaren, yani xix.yy’ın başından beri müzikteki klasik-romantik karşıtlığı, zihinleri, özellikle de yazarların zihnini epeyce meşgul etmiştir.
müzikte son baroğun en büyük temsilcisi olan bach 1750 de leipzig de öldüğünde genç haydn viyana da ilk eserlerini yazıyordu. bu olaylar bir yüzyılı iki eşit döneme ayırır. birinci yarıya bach hakimdir. İkinci yarıdaysa haydn yepyeni bir sanat ve toplum bağlamında, mozart ile birlikte, viyanayı en azından yaratıcılık açısından, avrupanın müzik merkezi haline getirir. bu iki besteci xvııı. yy ın ikinci yarısıyla özdeşleşir. sonraki kuşaklar geriye dönüp baktıklarında böyle düşüneceklerdir. özellikle bach, ortaçağdan ve rönesans’tan devralınan birikimi en uç noktasına ve zirveye ulaştırmıştır. oysa onun çağdaşı olan bestecilerin büyük bir kısmı, besteleme tekniklerinin sadeleştirilmesi , armoni ve çokseslilik (kontrpuan) yerine melodiye öncelik verilmesi gibi eğilimler göstermektedir. bach’ın ölümünden hemen önceki ve hemen sonraki dönemlerde bach’a oranla kesin bir yüzeysellik görülür. yeni melodi anlayışı ileride daha da güçlenecektir, ama kompozisyon yoğunluğu bakımından bu yeni anlayışın yol açtığı kayıplar, yeni bir çokseslilik, yeni bir yoğunluk ve yeni bir müzik düşüncesi getiren haydn ve mozart dehaları sayesinde ancak 1780’e doğru telafi edilecektir. haydn ve mozart yetişme döneminde eserlerinin tek bir notasını bile bilmedikleri bach’ın üslubundan çok uzaktır. İkisinin de üslubunun ilk belirtileri, bach’ın ölümünden epeyce önce ortaya çıkmıştır ve bach’ınkinden çok daha fazla telemann, scarlatti gibi çağdaşlarının ve 1710 dolaylarında doğmuş olan ve bazılarınca ön-klasik diye nitelenen bestecilerin üslubundan izler taşır. ön-klasik denilen besteciler kuzey almanya’da carl phillip emanuel bach (johann sebastian’ın dört müzisyen oğlunun ikincisi), mannheim’da johann stamitz, viyana’da mathias georg monn ve georg christoph wagenseil ve milano’da giovanni battista sammartini’dir. İtalyan opera bestecilerinin ve johann adolf hasse gibi, italyan olmayan ama İtalyan tarzı operalar yazan bestecilerin de apayrı bir yeri vardır.
en azından xx.yüzyılın ortalarına kadar, haydn (1732-1809) ve mozart’ın (1756-1791) son eserleri ve beethoven’in hemen hemen bütün eserleri, bestecilerin ve dinleyicilerin düzeylerini belirleme konusunda mihenktaşı sayılacaktır. özellikle bu anlamda bu üç besteci “klasik” tir. onlar tarihte keşfedilmeye ihtiyaçları olmayan ilk bestecilerdir. bu onlardan önceki bütün bestecilerin büsbütün unutulduktan sonra xx.yüzyılda yeniden hatırlandığı ve haydn ve mozart’ın eserlerinin (hiçbir zaman bach gibi bir köşede keşfedilmei beklememişlerdir), 19. yüzyılda da günümüzdeki kadar tanındığı, anlaşıldığı ve çalındığı anlamına gelmez. ama haydn ve mozart, kendi dönemlerinden günümüze kadar repertuvarda ve dinleyicinin zihninde çok sağlam bir yer edinmişlerdir. aslında, onlar en büyük eserlerini, o dönemde ortaya çıkan ve istensin veya istenmesin, bugün de müzik hayatımızın temelini oluşturan konserler için yazmışlardır. aynı şekilde senfonik orkestrayı yarattılar ve (özellikle haydn) yaylılar dörtlüsünden senfoniye kadar yeni türlerin parlak örneklerini verdiler. bu bestecilerin piyano sonatlarını ve (özellikle mozart tarafından) temelden değiştirilen konçerto türündeki eserlerini ve operalarını da anmak gerekir. senfonik müziği (veya orkestra müziğini) oda müziğinden ayırdılar ve germen, hatta viyana müziğinin, birbuçuk yüzyılı aşkın bir süre boyunca bütün avrupa’ya hakim olmasını sağladılar. nihayet, bu müzisyenler sanatçının özgürlüğü ilkesini iktidarlara ve topluma kabul ettirdiler.
klasik üslup 1780-1815 arasında en parlak dönemini yaşadı. bu dönemde avrupa’da fransız devrimini hazırlayan olaylar, sonra devrim, hemen ardından patlak veren olaylar yaşandı. kökenlerine eğinildiğinde görülür ki viyana, 1750’ye doğru diğerleri gibi bir merkezdir. ama en küçük bir kuramsal spekülasyona girişmeksizin denebilir ki, viyana üslubu-başlangıçta,mesela mannheim üslubundan daha az şaaşalı daha az heyecan yaratıcıdır- ama çok geçmeden ( haydn’ın 1760’lardaki senfonileriyle kesin olarak), en ileri ve en anlamlı biçimsel ve tonal arayışlarla özdeşleşmiştir. ve sonunda, 1800 insanları için, tek başına (veya hemen hemen) orkestra müziğinin ve yüksek düzeyli oda müziğinin temsilcisiydi, hatta viyana üslubu, orkestra müziğiyle tamamen özdeşleşti. bu bakımdan İtalyadan ve 1789 öncesi ve sonrası fransasından olduğu kadar, kurumsal etkinliklerin yoğun olduğu, ama viyana okulunun üstün başarılarıyla kıyaslanabilecek hiçbirşey ortaya koyamayan kuzey almanyadan da ayrılır ve empfindsamkeit tan doğrudan doğruya romantizme geçer. öte yandan viyana üslubu, yanlız kuzeyin ve güneyin (İtalya) değil, doğu ve batının da(haydn, slav dünyasının çok yakınında doğmuştur) birleştiği bir yer olarak görünür. son olarak şunu da belirtmek gerekir ki, viyana üslubunda yanlız değişik halkların değil, değişik toplumsal katmanların duyguları da (1770 e doğru, kuzey almanya’da haydn’ın avama yönelik üzlup özelliklerine karşı gösterdiği sert tepkiler, bunun kanıtıdır) biraraya gelmiştir. viyana üslubu kültürlü kesime yönelik olanla basit halka yönelik olanı da, aristokratik olanla amiyane olanı, hiçbirine hiçbirşey kaybettirmeden birbirine karıştırdı ve bunların evrensele yönelen bir sanat dünyası doğurduğunu kabul ettirdi.
bu insanca özelliklere, 1780lerde, 2. joseph’in hükümdarlığı döneminde, viyana'nın aydınlanma ruhunun getirdiği entellektüel bir kaynaşma ortamı oluşu da eklendi. haydn ve mozart, bu arada olgunluk dönemindeydiler ve bu ortamdan beslenmeyi bildiler. mozartın sihirli flütü (die zauberflöte 1791) bunun kanıtıdır, bu eser viyana ruhunu, dolasıyla dönemin özünü yüceltmiştir. buna tepkiler gecikmedi, ama haydn, yaratılış (1798) adlı oratoryosuyla beethoven fideliosuyla (1805-1814) hatta “metternich sistemi” sırasında 9. senfonisiyle (1824) geleneği sürdürdü. 9. senfoni, bütün insanların kardeş olduğunu ilan etmekle kalmayıp, kesinlik taşıdığı bir çağdan kaynaklanan son sarsıntıdır.
_________________
saygilar
bu dönemi adlandırmada genel kabul görmüş bir terim yoktur. çağdaş müzik veya 20. yüzyıl müziği gibi adlandırmalar yapılabilirse de özellikle ikincisi yüzyılın ortalarında yaşamış olan rachmaninov, sibelius ve r. strauss’ uda kapsadığından uygun olmayabilir.
yeni müzik terimi bu müzik türünün felsefesini ve 19. yüzyıl romantizmine karşıt olan arayışları daha iyi tanımlayacaktır.
yeni müzik alman avusturya romantizmine ve onun temsil ettiği herşeye bir başkaldırıyı simgeler. değişik besteciler değişik tekniklerle başarılı örnekler oluşturmuşlardır. bu müzik türünde empresyonizm,romantizm yada barok dönem de olduğu gibi belli bir stil ya da kalıp yoktur. besteciler belli bir tekniğe bağlı kalmak yerine birini denedikten sonra bir başkasına geçmekte bir sakınca görmemişlerdir.
başkaldırış eser adlarında da kendini göstermektedir. buna örnek olarak erik satie’nin “like a nightingale that has a toothache” ve trois morceaux’ un “three pieces in the form of a pear” gösterilebilir. bunlar son yüzyılın romantik başlıklı senfonik şiirlerine bir reaksiyon olarak görülmektedir.
1.dünya savaşı sonrası bazı bestecilerin eserlerinde caz esintileri de görülür. örn: stravinsky “ragtime” 1918, copland’ın “two blues”1926.
bilimdeki gelişmelere paralel olarak radyo konser salonlarına gidemeyen milyonları dinleyici haline getirmişti. randall thompson’un süleyman ve belkıs operası radyo istasyonları tarafından telif ödenerek yayınlanmıştı. 1929’dan itibaren sesli çekilmeye başlayan sinema filmleri bestecilere yeni imkanlar yaratmıştır. fonograf’ın icadı ile dünyanın en izole bölgelerinde bile insanlara müziği istedikleri repertuarla dinleme imkanı yaratmıştır. son olarak televizyon kitle iletişimini en üst düzeye çıkarmıştır.
john cage 1912-1992
klasik müzik eğitimi görmüştür. batı müziğinin ve bireysel anlatımın dışına çıkmak amacıyla cage müziğinde teyp,plak kayıtları ve radyodan da yararlanmıştır. müziği oluşturan bütün etkinliklerin tek bir doğal sürecin parçası olduğu sonucuna varmıştır.
amacı dinleyicilerin kulaklarını süzgeç gibi değil huni gibi kullanmaya özendirmek,bestecinin seçtiği seslerle yetinmeyip ortamda ses adına ne varsa algılamalarını sağlamaktı. buna ulaşmak için müziğinde belirlenmemişlik ilkesini gerçekleştirdi. rastlantısallığı sağlamak ve böylece yorumcunun kişisel beğenilerinin araya girmesini önlemek amacıyla çeşitli yollara başvurdu. örneğin yorumcu sayısını ve çalgı türlerini önceden belirlememeyi,seslerin ve bölümlerin uzunluğunu saptamamayı,uyulması zorunlu nota yazımından kaçınmayı ve bölüm sıralamasında rastlantısallığı korumayı denedi.
cage’in en tanınmış yapıtları, yorumcunun hiçbirşey çalmadığı dört dakika otuzüç saniye 1952,rastgele istasyonlara ayarlanan 12 radyo 24 yorumcu ve bir orkestra şefi için düşsel manzara no:4 1951, sonatlar ve interlüdler1946-48,fontana mix1958, ucuz taklit1969 sayılabilir.
bela bartok 1881-1945
macar besteci 22 yaşındayken 1848-49 devriminin önderi ve ferenc’in babası lajos kossuth’un yaşamını anlatan senfonik şiirini yazdı.İlk çalınışında avusturya milli marşının karikatürize edilerek seslendirilmesi bir skandala yol açtıysa da çok beğenildi. opus 7 birinci dörtlü’sünde(1908-09) bir oranda duyumsanan halk müziği etkisi sonrakilerde tümüyle özümsenmiş ve yapıtlarının içinde erimişti. opus 17 İkinci dörtlü (1915-17) batok ‘un kuzey afrika’ya yaptığı derleme gezisini yansıtan arap motifleriyle süslüydü.üçüncü ve dördüncü dörtlülerde1927-28 daha yoğun ses uyuşumsuzluğundan yararlanılmıştı. beşinci1934 ve altıncıda 1939 ise tekrar geleneksel armoniye dönüldüğü gözleniyordu.
meslek yaşamının başında fransız etkisinde kaldığı için erken dönem yapıtlarında politonalitenin bazı belirtileri görülür.ama daha sonraları bu malzemeden yararlanmadı.onun yerine doğu avrupa en çok da macar ve rumen halk usluplarını araştırdı. müziği her ne kadar armoni açısından yoğun ve karmaşıksa da kökünü halk müziğinin modal dizilerinden dikkatle seçilmiş armonilerden kurulu bir tonaliteden alıyordu.
bartok 2 kasım 1936 da türkiye’ye geldi. İstanbul belediye konservatuarı arşivinde çalışmalar yaptıktan sonra 4 kasım 1936 da a. adnan saygun ile birlikte üç konferans verdi. gene saygun ile birlikte adana’nın osmaniye ilçesi toprakkale ve çardaklı köylerine giderek göçerlerin müziğini taş plaklara kaydetti.
müziği ve tutumu nazilerle ittifak halinde olan macar yöneticilerin ve kilisenin tepkisini uyandırmış ve vatana ihanetle suçlanmıştır.çoğu yahudi olan birtakım önemli bestecilerin yapıtlarının nazilerce yasaklanması üzerine goebels’e bir mektup yazarak kendisininde aynı listeye alınmasını yapıtlarının almanya ve ona bağımlı ülkelerde çalınmasına izin vermediğini bildirdi. 1939 da ahmet adnan saygun’a yazdığı mektupta ülkesinden ayrılmaya kara verdiğini ve türkiye’de çalışabileceğini söylediyse de başvurusu yanıtlanmayarak türkiye’ye gelmesine olanak verilmedi. bunun üzerine abd’ye gitti.
yapıtlarında stravinski gibi aksak usulü kullanan bartok müzikte o zamana değin bulgar ritmi olarak adlandırılan bu ritm için rumen etnomüzikolog constantin brailoui ile birlikte türkçedeki aksak terimini önermiş ve bunu müzikolojiye yerleştirmiştir.
igor stravinsky 1882-1971
rus asıllı besteci 1 dünya savaşı yıllarından başlayarak sürekli rusya dışında yaşamı özellikle ateş kuşu 1910,petruşka 1911, bahar ayini 1913, ve orpheus 1947 gibi bale müzikleriyle ünlenmiştir.
stravinsky,20. yüzyıl müziğine büyük katkıda bulunmuş, kendine özgü eleştirel tutumu özellikle ölçü,tempo, ses gürlükleri açısından önemli sonuçlar doğurmuştur.bileşik ölçülü asimetrik kalıpları araştırmış, müzik cümlelerinde kullandığı figür ve motifleri uzatarak veya çıkararak simetrik cümleleme geleneğini yıkmıştır.müziğe yeniden kazandırdığı şaşmayan vuruş duygusu birçok bestesinin dansa uygun düşmesine yol açmıştır.
arnold schoenberg 1874-1951
avusturya asıllı abd li besteci oniki ton müziğinin yaratıcısı,20. yüzyılın en etkili öğretmenlerinden biridir.
1899 da yazdığı “aydınlık gece” adlı yaylı çalgılar altılısı sanat yaşamında önemli bir adımdır. richard dehmel’in aynı adlı şiirinden esinlenen bu romantik yapıt yaylı çalgılar altılısı için yazılmış ilk programlı müziktir. bütünlüğü müzik dışı bir öykü ya da imgeye dayanan yapısı ve armonileri yüzünden viyana’daki tutucu program komitelerinin tepkisini çeken yapıt ancak 1903 de seslendirildi ve bu kez dinleyicinin tepkisiyle karşılaştı. sonraları ise hem ilk biçimiyle, hem de shoenberg’in yaylı çalgılar orkestrası için yaptığı düzenlemeyle bestecinin en sevilen yapıtlarından biri oldu.
belli bir döneme kadar bestecinin bütün yapıtları tonaldi,ama armoni ve melodileri karmaşıklaştıkça tonalite önemini yitirmeye başladı. 19 şubat 1919 da tonal kompozisyon düzeninden tümüyle yoksun ilk yapıt olan opus11 no:1 piyano konçertosunu bitirdi.
zengin armoni ve melodi olanaklarını değerlendirmesine yardımcı olacak yeni bir bütünleştirici ilke aradığı bu dönemin sonunda yalnızca birbiriyle bağlantılı oniki ton kompozisyon yöntemini buldu.temmuz 1921 de bu türün ilk örneği olan opus12 piyano suitine başladı.
karşılaştığı bütün muhalefete rağmen 1. dünya savaşı sonrası shoenberg’in müziği artan ölçüde övgü topladı ancak besteci yaratıcı çalışmalarının olnak verdiği elektronik müzik devrimini görecek kadar yaşamadı.
aaron copland 1900-1990
copland’ın besteci olarak gelişimi dönemin belli başlı eğilimlerini ortaya koyarilk başta müziğinde caz ritimleri kullanan besteci daha sonra stravinsky'’in yeni klasik tutumunun etkisinde kalmıştır.kendisinin ses gürlüğü "sonorite” bakımından daha tutumlu, doku bakımından daha denetimli olarak tanımladığı soyut bir üsluba yöneldi.bu yöneliş copland’in sanatındaki en verimli dönemin açılmasına neden oldu. copland ayrıca radyo ,fonograf, ve sinema gibi yeni iletişim araçlarıyla modern müziğe yatkın bir izleyici kitlesinin de yaratıldığını farkındaydı. 1930 lardan sonra geniş bir dinleyici kitlesine seslenebilmek amacıyla müziği basitleştirme çabalarına katıldı.
edgard varese 1883-1965
fransız asıllı abd li besteci ses üretim tekniklerinde yaptığı yeniliklerle tanınır. disonant ve temasız, ritim açısından da asimetrik olan müziğini uzaydaki ses cisimleri olarak tasarladı. elektronik ses donanımından yararlanma fırsatını bulduğu 1950 lerin başlarından sonra da elektronik müziğe ağırlık verdi.brüksel dünya fuarı için yazmış olduğu elektronik şiirde (1958) sesin 425 hoparlörle yayılmasını öngördü.
gustav mahler 1860-1911
yahudi asıllı avusturyalı besteci.
çağdaş müzik eleştirmenleri mahler’in müzikteki değişim dönemini güçlü bir şekilde etkilemiş olduğunu kabul etmektedirler. onun yapıtlarında 20. yüzyılda kullanılan köklü yöntemlerin habercisi niteliğinde ögelere rastlanır.bu yöntemler arasında ilerleyici tonalite (bir yapıtın başladığı tonaliteden farklı bir tonaliteyle sona ermesi),tonalitenin çözülümü(kromatikliği ya da o tonaliteye yabancı akorları sürekli kullanarak tonalite duygusunu bulanıklaştırma),büyük orkestra içindeki solo çalgı grupları için iç içe örülü melodiler üzerine kurulmuş kontrapuntal bir yapıyı yeğleyerek orkestranın tümünün ürettiği armoniden kopuş,temaları tekrarlamak yerine sürekli değişen temalar kullanma, popüler üsluplardan ve günlük yaşamdaki seslerden (kuş,boru sesleri vb.)alaycı alıntılar yapma ve liszt’in çevrimsel biçim’inden(bir yapıttaki temaların başka yapıtlara aktarılması) ustalıkla yararlanan teknikleri benimseyerek senfonide biçim yönünden yeni bir birlik sağlama sayılabilir.
sanatının kişisel içeriğini ise en çok çağının hak ve özgürlüklerden yoksun insanının tinsel çalkantısını başka herhangi bir besteciden çok daha fazla yaşamış olması etkilemiş, bu da onun kişiliği ile müziğini özdeşleştirmiştir.
--------------------------------------------------------------------------------
klasİk dönem
özellikle müzikte olmak üzere,birçok alanda sık sık kullanılan “klasik” kelimesi, ülkelere ve çağlara göre çok değişik gerçeklikleri kapsar. “klasik”müzik “popüler” veya hafif diye adlandırılan müziklerin karşıtı gibi ele alınabilir ve o zaman pérotin den (ykl.1200)pierre boulez in izleyicilerine (xx.yy sonu) kadar bütün yüksek (veya ciddi)avrupa müziğini içine alır. bu bağlamda ( avrupa dışı müziklerin tersine) “klasik” müzik ile “çağdaş”müzik ayrımı yapılabilir ve çağdaş müzik, mesela debussy’den veya boulez-stockhausen kuşağından (1945) başlatılabilir. aynı şekilde klasik müzik, romantik müzikten,barok müzikten,rönesans müziğinden ve ortaçağ müziğindende ayrılmaktadır.ne var ki bu anlamda lully ve rameau’nun versailles klasikçiliği ile haydn, mozart ve beethoven’in viyana klasikçiliği, ne zaman, ne teknik, nede estetik olarak biribirine karıştırılamaz; hatta bunların birinden ötekine geçişi, çok önemli bir kültür olayı olan “soytarılar savaşı” (1752 de, fransız müziği ile İtalyan müziği taraftarları arasında pariste çıkan sanat kavgası) simgeler.edebiyatta olduğu gibi müziktede “klasik”teriminin kullanılışı çok eski değildir (ilkin 1800 ler civarı) ve “romantik” teriminden daha sonra kullanıldığı kesindir.son olarak şunuda belirtelim ki, goethe’den itibaren, yani xix.yy’ın başından beri müzikteki klasik-romantik karşıtlığı, zihinleri, özellikle de yazarların zihnini epeyce meşgul etmiştir.
müzikte son baroğun en büyük temsilcisi olan bach 1750 de leipzig de öldüğünde genç haydn viyana da ilk eserlerini yazıyordu. bu olaylar bir yüzyılı iki eşit döneme ayırır. birinci yarıya bach hakimdir. İkinci yarıdaysa haydn yepyeni bir sanat ve toplum bağlamında, mozart ile birlikte, viyanayı en azından yaratıcılık açısından, avrupanın müzik merkezi haline getirir. bu iki besteci xvııı. yy ın ikinci yarısıyla özdeşleşir. sonraki kuşaklar geriye dönüp baktıklarında böyle düşüneceklerdir. özellikle bach, ortaçağdan ve rönesans’tan devralınan birikimi en uç noktasına ve zirveye ulaştırmıştır. oysa onun çağdaşı olan bestecilerin büyük bir kısmı, besteleme tekniklerinin sadeleştirilmesi , armoni ve çokseslilik (kontrpuan) yerine melodiye öncelik verilmesi gibi eğilimler göstermektedir. bach’ın ölümünden hemen önceki ve hemen sonraki dönemlerde bach’a oranla kesin bir yüzeysellik görülür. yeni melodi anlayışı ileride daha da güçlenecektir, ama kompozisyon yoğunluğu bakımından bu yeni anlayışın yol açtığı kayıplar, yeni bir çokseslilik, yeni bir yoğunluk ve yeni bir müzik düşüncesi getiren haydn ve mozart dehaları sayesinde ancak 1780’e doğru telafi edilecektir. haydn ve mozart yetişme döneminde eserlerinin tek bir notasını bile bilmedikleri bach’ın üslubundan çok uzaktır. İkisinin de üslubunun ilk belirtileri, bach’ın ölümünden epeyce önce ortaya çıkmıştır ve bach’ınkinden çok daha fazla telemann, scarlatti gibi çağdaşlarının ve 1710 dolaylarında doğmuş olan ve bazılarınca ön-klasik diye nitelenen bestecilerin üslubundan izler taşır. ön-klasik denilen besteciler kuzey almanya’da carl phillip emanuel bach (johann sebastian’ın dört müzisyen oğlunun ikincisi), mannheim’da johann stamitz, viyana’da mathias georg monn ve georg christoph wagenseil ve milano’da giovanni battista sammartini’dir. İtalyan opera bestecilerinin ve johann adolf hasse gibi, italyan olmayan ama İtalyan tarzı operalar yazan bestecilerin de apayrı bir yeri vardır.
en azından xx.yüzyılın ortalarına kadar, haydn (1732-1809) ve mozart’ın (1756-1791) son eserleri ve beethoven’in hemen hemen bütün eserleri, bestecilerin ve dinleyicilerin düzeylerini belirleme konusunda mihenktaşı sayılacaktır. özellikle bu anlamda bu üç besteci “klasik” tir. onlar tarihte keşfedilmeye ihtiyaçları olmayan ilk bestecilerdir. bu onlardan önceki bütün bestecilerin büsbütün unutulduktan sonra xx.yüzyılda yeniden hatırlandığı ve haydn ve mozart’ın eserlerinin (hiçbir zaman bach gibi bir köşede keşfedilmei beklememişlerdir), 19. yüzyılda da günümüzdeki kadar tanındığı, anlaşıldığı ve çalındığı anlamına gelmez. ama haydn ve mozart, kendi dönemlerinden günümüze kadar repertuvarda ve dinleyicinin zihninde çok sağlam bir yer edinmişlerdir. aslında, onlar en büyük eserlerini, o dönemde ortaya çıkan ve istensin veya istenmesin, bugün de müzik hayatımızın temelini oluşturan konserler için yazmışlardır. aynı şekilde senfonik orkestrayı yarattılar ve (özellikle haydn) yaylılar dörtlüsünden senfoniye kadar yeni türlerin parlak örneklerini verdiler. bu bestecilerin piyano sonatlarını ve (özellikle mozart tarafından) temelden değiştirilen konçerto türündeki eserlerini ve operalarını da anmak gerekir. senfonik müziği (veya orkestra müziğini) oda müziğinden ayırdılar ve germen, hatta viyana müziğinin, birbuçuk yüzyılı aşkın bir süre boyunca bütün avrupa’ya hakim olmasını sağladılar. nihayet, bu müzisyenler sanatçının özgürlüğü ilkesini iktidarlara ve topluma kabul ettirdiler.
klasik üslup 1780-1815 arasında en parlak dönemini yaşadı. bu dönemde avrupa’da fransız devrimini hazırlayan olaylar, sonra devrim, hemen ardından patlak veren olaylar yaşandı. kökenlerine eğinildiğinde görülür ki viyana, 1750’ye doğru diğerleri gibi bir merkezdir. ama en küçük bir kuramsal spekülasyona girişmeksizin denebilir ki, viyana üslubu-başlangıçta,mesela mannheim üslubundan daha az şaaşalı daha az heyecan yaratıcıdır- ama çok geçmeden ( haydn’ın 1760’lardaki senfonileriyle kesin olarak), en ileri ve en anlamlı biçimsel ve tonal arayışlarla özdeşleşmiştir. ve sonunda, 1800 insanları için, tek başına (veya hemen hemen) orkestra müziğinin ve yüksek düzeyli oda müziğinin temsilcisiydi, hatta viyana üslubu, orkestra müziğiyle tamamen özdeşleşti. bu bakımdan İtalyadan ve 1789 öncesi ve sonrası fransasından olduğu kadar, kurumsal etkinliklerin yoğun olduğu, ama viyana okulunun üstün başarılarıyla kıyaslanabilecek hiçbirşey ortaya koyamayan kuzey almanyadan da ayrılır ve empfindsamkeit tan doğrudan doğruya romantizme geçer. öte yandan viyana üslubu, yanlız kuzeyin ve güneyin (İtalya) değil, doğu ve batının da(haydn, slav dünyasının çok yakınında doğmuştur) birleştiği bir yer olarak görünür. son olarak şunu da belirtmek gerekir ki, viyana üslubunda yanlız değişik halkların değil, değişik toplumsal katmanların duyguları da (1770 e doğru, kuzey almanya’da haydn’ın avama yönelik üzlup özelliklerine karşı gösterdiği sert tepkiler, bunun kanıtıdır) biraraya gelmiştir. viyana üslubu kültürlü kesime yönelik olanla basit halka yönelik olanı da, aristokratik olanla amiyane olanı, hiçbirine hiçbirşey kaybettirmeden birbirine karıştırdı ve bunların evrensele yönelen bir sanat dünyası doğurduğunu kabul ettirdi.
bu insanca özelliklere, 1780lerde, 2. joseph’in hükümdarlığı döneminde, viyana'nın aydınlanma ruhunun getirdiği entellektüel bir kaynaşma ortamı oluşu da eklendi. haydn ve mozart, bu arada olgunluk dönemindeydiler ve bu ortamdan beslenmeyi bildiler. mozartın sihirli flütü (die zauberflöte 1791) bunun kanıtıdır, bu eser viyana ruhunu, dolasıyla dönemin özünü yüceltmiştir. buna tepkiler gecikmedi, ama haydn, yaratılış (1798) adlı oratoryosuyla beethoven fideliosuyla (1805-1814) hatta “metternich sistemi” sırasında 9. senfonisiyle (1824) geleneği sürdürdü. 9. senfoni, bütün insanların kardeş olduğunu ilan etmekle kalmayıp, kesinlik taşıdığı bir çağdan kaynaklanan son sarsıntıdır.
_________________
saygilar