AKSAK
03-31 -2007, 12:17
çarşamba akşamı iş çıkışı....
hava bayağı soğuk, işime yarayan ilk gördüğüm otobüse atıyorum kendimi.
her akşamki gibi kalabalık içerisi ama bu sefer bir başka faaliyet, bir seferberlik var sanki...
ben bir taraftan tutunacak bir yer bulmaya, bir taraftan parayı uzatmaya çalışırken bir turistin muavine birşeyler sormaya çalıştığını farkettim.
anladım ki, adamcağız laleli'ye gitmek istiyor. bizim muavinde tarif ediyor ;
- bundan sonraki steyşın inmek, var yürümek aksaray.... go yani, go go ...
ordan yukarı laleli... anladın ?
( el kol işaretleri ile de tarifini pekiştiriyor )
tabii ki adam anlayamadı, çaresiz bakıyor etrafa öyle...
yanımda duran genç bir bayan ;
- yu mast volk tu aksaray, so yu mast volk tu laleli... okey ?
yok bu da kâr etmemişti...
bu arada yolcular arasında hafif kıkırdama ve fısıldaşmalar başladı.
allahım nerden düştüm ben buraya, sanki halk otobüsünde değil hisseli harikalar kumpanyası'ndayım diye mutlu olmaya başladım hafiften...
sonunda bizim kültürlü muavinimiz isyan etti;
- yok mu kardeşim İngilizce falan bilen, yabancı biri var işte arabada ? diye...
( hayır, çıkıp bişeyler söylicem ama şimdi kalabalıkta heyecan yapmanın ne gereği var ? yanlış bir kelime falan ederim de sonra rezil olmak da var işin ucunda... )
en iyisi susup izlemek dedim.
birden dünyayı kurtaran adam edasıyla arka taraflardan biri seslendi;
- durun kardeşim, yabancı dilden anlarız biz ! nereye gitmek istiyomuş ?
diye sordu...
ve adama yolu tarif etti, hem de şakır şakır İngilizce konuşarak.
sanırsınız ki adam, simultane tercüman..
vay be dedim süper bişey bu, sorun da çözülür artık...
güzel yurdumun güzel insanları yardım etmek adına bişeyler yapmaya çalışıyorlar işte...
neyse adamı ilk otobüs durağında indirdiklerinde, hafızasını kaybetmiş gibi boş boş bakıyordu hala...
anlaşılan bu kadar ayrıntılı tarifi beyni kaldıramamıştı...
belki başka birilerinede sorarak bulmuştur gideceği yeri.
eee ne demişler ; sora sora bağdat bulunur... ( laleli'de bulunabilir )
hava bayağı soğuk, işime yarayan ilk gördüğüm otobüse atıyorum kendimi.
her akşamki gibi kalabalık içerisi ama bu sefer bir başka faaliyet, bir seferberlik var sanki...
ben bir taraftan tutunacak bir yer bulmaya, bir taraftan parayı uzatmaya çalışırken bir turistin muavine birşeyler sormaya çalıştığını farkettim.
anladım ki, adamcağız laleli'ye gitmek istiyor. bizim muavinde tarif ediyor ;
- bundan sonraki steyşın inmek, var yürümek aksaray.... go yani, go go ...
ordan yukarı laleli... anladın ?
( el kol işaretleri ile de tarifini pekiştiriyor )
tabii ki adam anlayamadı, çaresiz bakıyor etrafa öyle...
yanımda duran genç bir bayan ;
- yu mast volk tu aksaray, so yu mast volk tu laleli... okey ?
yok bu da kâr etmemişti...
bu arada yolcular arasında hafif kıkırdama ve fısıldaşmalar başladı.
allahım nerden düştüm ben buraya, sanki halk otobüsünde değil hisseli harikalar kumpanyası'ndayım diye mutlu olmaya başladım hafiften...
sonunda bizim kültürlü muavinimiz isyan etti;
- yok mu kardeşim İngilizce falan bilen, yabancı biri var işte arabada ? diye...
( hayır, çıkıp bişeyler söylicem ama şimdi kalabalıkta heyecan yapmanın ne gereği var ? yanlış bir kelime falan ederim de sonra rezil olmak da var işin ucunda... )
en iyisi susup izlemek dedim.
birden dünyayı kurtaran adam edasıyla arka taraflardan biri seslendi;
- durun kardeşim, yabancı dilden anlarız biz ! nereye gitmek istiyomuş ?
diye sordu...
ve adama yolu tarif etti, hem de şakır şakır İngilizce konuşarak.
sanırsınız ki adam, simultane tercüman..
vay be dedim süper bişey bu, sorun da çözülür artık...
güzel yurdumun güzel insanları yardım etmek adına bişeyler yapmaya çalışıyorlar işte...
neyse adamı ilk otobüs durağında indirdiklerinde, hafızasını kaybetmiş gibi boş boş bakıyordu hala...
anlaşılan bu kadar ayrıntılı tarifi beyni kaldıramamıştı...
belki başka birilerinede sorarak bulmuştur gideceği yeri.
eee ne demişler ; sora sora bağdat bulunur... ( laleli'de bulunabilir )