PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Turk Halk Edebiyati


Nejat Levent
12-17 -2006, 03:25
türk halk edebiyati

türklerin İslam dinini kabul etmelerinden sonra, halk arasında İslam öncesi türk edebiyatı geleneğinin sürdürülmesiyle gelişen edebiyat türüdür. türklerin İslam öncesi toplumsal yaşamlarında yönetenler ve yönetilenler arasında anlayış, düşünce ve ideal bakımından büyük farklılıklar yoktu. ozanların sazla çalarak söyledikleri aşk ve doğa şiirleri, destan ve sagular bütün türklerin duygularına sesleniyordu.
..İslamiyet'in kabulünden sonra bu birlik bozuldu. kentlerde kurulan medreselerde yetişenler kendilerini halktan ayrı tutmaya başladılar. ayrıca yönetim, siyaset ve askerlik alanındaki etkinlikleri nedeniyle bazen devlet ve saray korumasında olan bir sınıf ortaya çıktı. divan edebiyatı bu kesimden insanların duygu, düşünce ve zevklerini yansıtırken, halk edebiyatı bunların dışındaki kitlelerin beğeni, düşünce ve ideallerini yansıtma aracı oldu. ama gerçek anlamda halk edebiyatı kavramı ancak 2'nci meşrutiyet'ten sonra yerleşti ve halk geleneklerinin ürünleri olan yapıtlar bu dönemden sonra "halk edebiyatı" olarak adlandırılmaya başlandı...

bu yapıtlar, genellikle öğrenim görmemiş köylüler, kasabalılar ya da kentliler ile yeniçeri ve tekke çevreleri gibi yine halktan kopmamış zümreler arasında, zaman içinde dinin, tasavvufun, tarikatların ve divan edebiyatı'nın etkisiyle değişikliklere uğramış eserlerdir. İslamiyet'in kabulünden sonra anonim halk edebiyatının temel ürünleri sayılan atasözü, destan, masal, bilmece, mani, türkü, ağıt, mesnevi gibi türlerde büyük gelişme görüldü. türk halk edebiyatı'nın ilk gerçek örnekleri karahanlılar döneminde ortaya çıktı.
kaşgarlı mahmud'un "divanü lügati't türk" adlı eserindeki manzum örnekler türk halk şiirinin temel biçimi olan dörtlüklerle söylenmiş ve genellikle yedili, sekizli ve on ikili hece ölçüleriyle düzenlenmişti. bu eserde atasözleri de bulunuyordu. yine karahanlılar döneminde oluşmuş "satuk buğra halk destanı" ve 11 ve 12'nci yüzyıllarda türkistan'da yedisu bölgesinde doğduğu sanılan eski türk destanlarından motifler taşıyan manas destanı da bu dönem halk edebiyatının önemli eserleri arasındadır.


hece

türk halk edebiyatı nazımda hece ölçüsüne (veznine) dayanır. bu nedenle hece ölçüsünün tanımlanması gerekir. hece, tek bir sesli harften ya da bu sesli harfin başına ya da sonuna gelen bir ya da birden çok sessiz harften oluşan ses öbeğidir. örneğin, o, ot, bir, git, kırk gibi. kapalı ya da engelli denilen heceler sessiz harfle, açık ya da engelsiz heceler sesli harfle biter...

hece ölçüsü (veznİ)

şiirde mısralardaki hece sayısının eşit olmasına dayanan ölçüdür. türkçe'nin yapısına uygun bir ölçüdür. hecelerin sayısı parmakla sayıldığı için "parmak ölçüsü" adıyla da bilinir. türkçe'de heceler uzunluk kısalık bakımından hemen hemen aynı değerdedir. bu yapısal özellik şiirde hece ölçüsünün kolayca kullanılmasına imkan verir. İlk yazılı türk edebiyatının ürünleri olarak bilinen göktürk yazıtları'nda şiir bulunmamasına rağmen şiirsel özellikler taşıyan ve hece ölçüsüne uyan bölümler vardır. kaşgarlı mahmud'un divanü lugati't türk eserindeki şiirler de hece ölçüsüyle yazılmışlardır. türklerin İslamiyet'i kabulünden sonra divan edebiyatı ve aruz ölçüsünün yaygınlaşması hece ölçüsünün yalnızca tekke ve aşık edebiyatına özgü bir ölçü olmasına yol açtı.


hece ölçüsünde kalıbı dizelerdeki hecelerin sayısı belirler. her dizesinde 11 hece bulunan bir şiirin kalıbı "11'li hece ölçüsü" olarak gösterilir. bir hecenin belli bölümlere ayrılmasına "durgulanma", bu bölümlerin okuma sırasında hafifçe durularak vurgulanan yerlerine de "durak" denir. kalıplar 2'liden başlayarak 20'lilere kadar çıkar. az heceli, yani 2'liden 6'lıya kadar kalıplar tekerleme, atasözü, bilmece gibi ürünlerin şiirsel parçalarında uyum öğesi olarak yer alır. bu tür kısa kalıpların durakları dizenin sonundadır.


hece ölçüsünde durağın önemi büyüktür. bir kalıp en az 2, en çok 5 duraklı olabilir. bir durakta bulunan hece sayısı ise 1 ile 10 arasında değişir. hece kalıpları duraklar ve duraklardaki hece sayıları bakımından bölümlenir. bu kalıplar içinde en çok kullanılanlar 7'li, 8'li, 11'li ve 14'lü olanlardır. 7'li ölçü daha çok mani türünde kullanılmıştır. 8'li kalıp semai, varsağı, destan ve türkülerin ölçüsüdür. 11'li ölçü ise başta koğma ve destan olmak üzere aşık ve tekke debiyatı şiirlerinde kullanılmıştır. 14'lü hece ölçüsüne ise daha çok tekke şiiri ve çağdaş türk şiirinde rastlanır...


tasavvuf yada tekke edebİyati

halk edebiyatının "tasavvufi halk edebiyatı" ya da "tekke edebiyatı" denilen türü 12'nci yüzyılda ahmed yesevi ile başladı. ama anadolu'nun bu alandaki ilk ve en büyük şairi yunus emre'dir. anadolu'da 19'uncu yüzyyla değin çeşitli tarikatlarla gelişen bu edebiyat geleneğinin sürmesinde en önemli rolü alevi-bektaşi ve melami-hamzavi şairler oynadı.


tekke edebiyatı şairleri, yalın bir dille, hece ölçüsüyle ya da aruzun heceye yakın yalın kalıplarıyla şiirler yazdılar. tekke şiirinin genel adı, özel bestelerle okunan ve tarikatlara göre değişik isimlerle anılan ilahilerdi. nazım birimi dörtlüktü. ama gazel biçimde yazılmış ilahiler de vardır. bu edebiyatın düzyazı biçimini ise evliya menkıbeleri, efsaneler, masallar, fıkralar ve tarikat büyüklerinin yaşamlarını konu alan yapıtlar oluşturur.

âşik edebİyati

halk edebiyatının aşık adı verilen halk sanatçılarının ürünlerinden oluşan ve 16'ncy yüzyılın başlarında ortaya çıkan "aşık edebiyatı" türünde ise söz ve müzik birbirini tamamlayan iki unsurdur. günümüzde varlıklarını sürdüren aşıklar, bir yandan eski destan geleneğini yaşatırken, bir yandan da doğaçlama aşk şiirleri söyler, başka sanatçıların ürünlerini yayar, çeşitli törenlerde bir eğlence unsuru olarak yer alırlar. aşık şiirinin nazım biçimi de dörtlük olmakla birlikte dize sayısı çoğalıp azalabilir.


bu edebiyatın başlıca türleri destan, güzelleme, taşlama, koçaklama, ağıt ve muammadır. genellikle yalın ve yapmacıksız bir dil kullanılan aşık şiirinde yinelemeler, boş tekerlemeler, ölçü ve uyak tutturmada kolaylık sağlayan yakıştırmalar bulunur.


aşiklarimiz

aşık edebiyatının en büyük şairleri 16 ve 17'nci yüzyılda yetişti. bunlar arasında aşık ömer, gevheri, katibi, kayıkçı kul mustafa, şahinoğlu, katip ali, karacaoğlan, üsküdari, aşık halil, aşık ali, aşık mehmed sayılabilir. 18'inci yüzyılın aşık şairleri arasında ise kabasakal mehmed, levni, kıymeti, mecnuni ve nuri sayılabilir. bayburtlu zihni, dertli, seyrani, tokatlı nuri, erzurumlu emrah, ruhsati, sümmani, celali, muhibbi, dadaloğlu, beyoğlu, seyyit osman 19'uncu yüzyılın aşık şairleridir. 20'nci yüzyılda ise sönmeye yüz tutan aşık edebiyatı mazlumi, kahraman, mesleki, talibi, karamanlı gufrani, aşık ali İzzet ve aşık veysel gibi şairlerle bir gelenek olarak varlığını sürdürdü.

nazim türlerİ

kahramanlık şiirleri
yine soylu savaşçılarla, hükümdarların kahramanlıklarını ağırbaşlı, yüce, dramatik bir üslupla, belirli biçimsel kurallara bağlı kalarak anlatan şiirlerdir. genellikle tek tip çalgı eşliğinde okunur ya da hal şarkısı olarak söylenirler. halk ozanlarının yapytlary aracyly?yyla ku?aktan ku?a?a nakledilirler. halk edebiyatında yiğitlik, yurt sevgisi gibi konuları ya da tarihsel olayları coşkulu bir anlatımla işleyen kahramanlık şiirleri vardır. şiir, destan ve koçaklama türünde yazılmışlardır.


halk şarkisi

en eski halk edebiyatı biçimlerinden biridir. sözlü gelenek içinde yaşayan, daha çok duyarak, yani kulaktan öğrenilen ve alilerle sınırlı toplumsal gruplar içinde yayılan şarkılardır. en belirgin özelliği, günlük yaşamdaki etkinliklerle yakın ilişkili olmasıdır. köylerde bu tür etkinlikler ekin, hasat, harman, iplik eğirme, dokuma, bebek uyutma, içki, oyun oynama gibi etkinliklerdir. halk şarkılarının haber ve dedikodu iletmek, yerel tarihle, aile kütüklerini belgelemek, bir topluluğun bilgi ve edebiyat birikimini korumak, sürdürmek gibi işlevleri de vardır.


koşma

halk edebiyatımızda doğa, aşk, ölüm, ayrılık, yiğitlik, toplumsal olaylar gibi konuların işlendiği en sık kullanılan şiir türü. dörder dizelik bendlerden oluşur. bend sayısı genellikle 3, 5 arasındadır. hece ölçüsünün 6+5 veya 4+4+3 duraklı 11'li kalıbıyla yazılır. şair koşmanın son bendinde ismini ya da mahlasını söyler. koşmalar dile gitirilen duygular ve söylenişlerine göre koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt gibi isimler alır. karşılıklı konuşma şeklinde yani "dedim" "dedi" diye başlayan dizelerle de söylenebilir. bu tür koşmalara "mürâcaa" ismi verilir. bütün kafiyeleri cinaslı olan koşmalara "tecnis" denir.



koşmaya örnek:(aşik veysel)


yiğidin eyisini nerden bileyim
yüzü güleç, kendi yaman olmalı
kasavet serine çöktüğü zaman
gönlünün gâmını alan olmalı

benim sözüm yiğit olan yiğide
yiğit olan muntazırdır öğüde
ben yiğit isterim fırka dağında
yiğidin başında duman olmalı

yiğit olan yiğit kurt gibi bakar
düşmanı görünce ayağa kalkar
kapar mızrağını meydana çıkar
yiğidin ardında duran olmalı

sâfi güzel olan, bazı kötü
yiğidin densizi ey'olmaz zati
gayet durgun ister silahı atı
yiğit el çekmeyip viran olmalı

karac'oğlan der ki çile çekilmez
hozan tarlalara sümbül ekilmez
sak yabancı ile başa çıkılmaz
İçinden sıdk ile yanan olmalı..





Düzenleyen - Alpay Tarih: 17/12/2006 02:26:08

Nejat Levent
12-17 -2006, 03:25
Halk Edebiyatı




Divan edebiyatı dışında kalan âşık şiiri gibi hece ölçüsünü esas alan ürünlerle, atasözü, destan, masal, hikâye, fıkra, ninni, türkü, bilmece, mani, ağıt gibi söyleyenini genellikle belirliyemediğimiz sözlü ürünler "halk edebiyatı" adı altında toplanmaktadır.

ÂŞIK EDEBİYATI

Âşık, Türk halk edebiyatında, aşağı yukarı XI. ve XII. yy'ın başından beri görülen şair tipidir. Âşığın şairlik gücünün, rüyasında pirinin sunduğu "âşık badesi"ni içmekle ve "sevgilisi"nin hayalini görmekle kazandığına inanılır. Halk âşığı sözünün yerine "halk ozanı" ifadesi de kullanılır. Halk âşıkları hemen her konuda sayısız eserler bırakmışlardır. Bu ürünlerin önemli bir bölümü okuma yazma bilmeyen âşıklarca irticalen söylendiği için unutulmuş bir bölümüde cenklere yazılı olarak korunmuştur. Âşıkların söyledikleri şiirler yani halk şiirleri hece ölçüsüne göre irticalen söylenir.

Dini ve tasavvufi konulu halk şiirlerine tekke şiiri denir.

Şiir Sanatı

Dildeki anlam, ses ve ritim öğelerinden yararlanarak bir duygu, düşünce ya da olayı, yoğun ve sıradışı anlatma sanatı olarak tanımlanabilir. İnsanoğlunun en eski ve kendine özgü anlatı türlerinden biri olması nedeniyle, bugüne kadar şiirin pekçok tanımı yapılmış, ama hiçbirinin bu kavramı tam olarak açıklayamadığı görülmüştür. Bu tanımlardan en yaygını, şiiri düz yazının karşıtı olarak gösteren tanımdır. Bir başka deyişle şiir düzyazıyla anlatılamayan duygu ve düşüncelerin ses uyumlarıyla, kulağa hoş gelecek biçimde oluşturulan dizelerle anlatılmasıdır. Ama bu tanım manzumeyi de kapsar. Şiiri manzumeden ayıran özellik ise, manzumenin yüzeysel ve sıradan olmasına karşılık, şiirin yoğunluk ve derinlik taşımasıdır. Ölçü ve uyak, çağlar boyunca şiirin en ayırıcı niteliği olarak kabul edilmiştir. Ne var ki, yalnızca ölçü ve uyakla şiir yaratılamayacağı gibi, özellikle 20. yüzyılda ölçü ve uyak kullanılmadan da çok başarılı şiirlerin yazıldığı görüldü. Bunun sonucunda düzyazının nerede bitip nerede başladığı önemli bir sorun olarak ortaya çıktı. Düzyazıda dil yalnızca bir bildiri iletmenin amacıdır; bildiri iletildikten sonra sözcüklerin anlamı kalmaz. Şiirde ise vurgu, sözcüklerin aktardığı bildiri kadar sözcüklerin üzerinde de yoğunlaşır. Yani şiir de neyin söylendiğinden çok nasıl söylendiği önemlidir.

MANİ

Söyleyeni belli olmayan, genellikle 7'li hece ölçüsüne göre söylenen dörtlüklerdir. Doğu Anadolu'da mani yerine bayatı sözü de kullanılmaktadır. Uyak düzeni a - a - b - a şeklindedir.

Mani Örnekleri

TEKERLEME

Daha çok çocuk geleneklerinde yer alan baş uyak ve uyaklarla elde edilen, ses ve sözcük benzerliğine göre sıralanan söyleyeni belli olmayan ürünlerdir. Şu şekilde sınıfladırılırlar;

Masal tekerlemeleri
Oyun tekerlemeleri
Tören tekerlemeleri

Tekerleme Örnekleri

TÜRKÜ

Türkiye'nin sözlü geleneğinde, bir ezgi ile söylenen halk şiirinin her çeşidini göstermek için en çok kullanılan ad "türkü"dür. Özel durumlarda ya da ezginin, sözlerin çeşitlemesine göre ninni, ağıt, deyiş, hava adları da kullanılmaktadır.

Türkü Örnekleri

NİNNİ

Çocuğun uyumasının sağlanması ya da ağlamasının durması için, sade bir dille ve hece ölçüsüne göre ezgili olarak söylenen ürünlerdir. Söyleyeni belli olmayan bu ürünler dörtlüklerden ve nakarat bölümlerinden oluşur.

Ninni Örnekleri

AĞIT

Doğal afetler, ölüm, hastalık vb. çaresizlikler karşısında korku, heyecan, üzüntü, isyan gibi duyguları ifade eden ezgili ürünlerdir. Ağıt söyleme işine ağıt yakma, ağıt söyleyenlere ise ağıtçı denilmektedir.

Ağıt Örnekleri

MASAL

Hayal ürünü olan, bilinmeyen bir zamanda geçen, anlatılanlara inandırmak iddiası bulunmayan anlatım türüdür. Dinleyicinin dikkatini masalda toplayabilmek için masalın başında, sonunda ve bazen uygun görülen yerlerde masal tekerlemeleri söylenmektedir.

Masal Örnekleri

FIKRA

Yaşamsal olaylardan hareketle anlatılan, anlatılanlardan bir sonuç çıkarma amacında olan, nükte, hiciv, mizah unsuru barındıran kısa sözlü ürünlerdir.

Nasreddin Hoca fıkraları

HİKÂYE

Kaynağını gerçek yaşamdan alan, anlatıya sazın - ezginin eşlik ettiği, ses ve mimiklerin kullanıldığı uzun soluklu anlatım türüdür.

Boyutları açısından ikiye ayrılırlar:

Efsaneden, masaldan ya da gerçek yaşamdan alınmış, bir tek olay çevresinde geçen yapısı basit, kısa hikâyelerdir. Türküleriyle birlikte en çok iki saatlik anlatma süresi vardır.
Daha çok kalabalık kişileri, birbiri ardından gelen beklenmedik durumları ve bunun sonucu olarak da az çok çapraşıklaşan olayları birbirine ekleyerek anlatıya uzun bir süre sağlayan hikâyeler. Bu hikâyeler 1-7 gece devam edebilir.
Hikâye Örnekleri

BİLMECE

Doğa olayları ile insan, hayvan ve bitki gibi canlıları, eşyaları, dinî konu ve motifleri kapalı bir şekilde soran çağrışımlarla bulunmasını amaç edinen kalıplaşmış sözlerdir. Bu sözlerin karşılıkları tartışılmadan kabul edilmiştir.

Bilmece Örnekleri

ATASÖZÜ

Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.

Atasözü Örnekleri

EFSANE

Halk edebiyatı ürünlerinden biri olan efsaneler, geçmişle günümüz arasında kültürel aktarımı sağlayan, insanın ve onun oluşturduğu kültürel yapının anlaşılmasına katkıda bulanan alanlardan biridir. Gerçek ve hayali varlıklara, yer ve olaylara olağanüstü özellikler atfederek oluşturulan, anlatılanların gerçek olduğuna ilişkin inançla birlikte kişinin bireysel - toplumsal yaşamını yönlendiren söyleyeni belli edebiyat türlerinden biridir. Konularına göre şöyle sınıflandırılır;

Tarihi yer, kişi ve olaylarla ilgili efsaneler
Olağanüstü varlıklarla ilgili efsaneler
Hayvanlarla ilgili efsaneler
Dinsel konularla ilgili efsaneler
Bitki ve ağaçlarla ilgili efsaneler
Doğal çevre ve olaylarla ilgili efsaneler
Efsane Örnekleri

Hayır Duaları

İLENÇLER (BEDDUALAR)

İlençler (beddualar), günlük yaşantımızın ayrılmaz bir parçası, halkbiliminin de çok önemli bir konusudur. Büyüklerin küçüklere, küçüklerin büyüklere ya da kızgın insanların birbirlerine karşı olan öfkeleri, hınçları, kızgınlıkları, çaresiz direnişleri hep o sözlerde yansır. Onlar yalındır, yapmacıksızdır, anlamı açıktır. Umutlarla umutsuzlukların, korkularla sevinçlerin, öfkelerle pişmanlıkların bir bileşkesidir o sözler. İnegöl’de söylenen o sözlerden bir demeti şöyle sıralayabiliriz.

Beddualar

İSİMLER, TAKMA ADLAR VE KONMA NEDENLERİ

İsimler ve takma adlar bir arada yaşayan insanları daha kolay tanımaya, birbirinden ayırt etmeye yarayan simgelerdir. Bayan isimleri genellikle yumuşak tatlı, melodili, kulağa hoş gelen ve insanın hoşuna giden sözcüklerden oluşmaktadır. Erkek isimleri ise erkek kimliğine daha uygun düşen sert sözcüklerden meydana gelmektedir. Bu sözcükler, erkeklerin yaşam biçimindeki gibi kuvveti simgelemektedir.

Takma adlar, kişilerin kimlerden olduğunu ayırt etmede daha belirleyici unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Takma adların doğuş nedenleri arasında meslek, çalışkanlık, tembellik, yerleşim merkezi, etnik köken, kıskanma duygusu, gıpta duygusu, fiziksel özellikler, çevreye karşı tutum, aileyle ilgili geçmişten gelen söylem gibi nitelikler yer almaktadır.

İnegöl’de kullanılan isimler, Türkiye’nin her tarafında kullanılan isimlerdir. Bu nedenle onlardan örnekler verilmesine gerek görülmemiştir. Takma adlar ve konma nedenlerine örnek olur düşüncesiyle halk kesiminden seçilen örneklerle yetinilmiştir. Bu örnekler şöyle sıralanabilir.

Acaroğulları: “Acar” soyadından ileri gelmekte, aynı aileden gelen tüm bireyleri anlatmaktadır.
Akbabalar: Soyadı “Akbaba” olan ailenin bireylerine denir.
Almanyalılar: Bir süre Almanya’da kaldıkları için bu adla anılırlar.
Amet Çavuşlar: Askerde çavuş olarak görev yaptığından dolayı bu adla tanınırlar.
Arabacı Yaşar: At arabasıyla geçimini sağladığından dolayı denir.
Ballıklı Sütçü Hasan: Ballık köyünden gelme olup süt sattığı için bu adla anılır.
Bekçiler: Aile büyüğünün mesleği bekçilik olduğu için.
Belbeller: Aile büyüğü berberlik yaptığı için.
Calgıcı Arif: Düğünlerde çalgıcılık yaptığı için.
Çargan Hatçe: Çok konuştuğu için.
Değirmenciler: Köylerinde değirmenleri olduğu için.
Elektrikçi Selimler: Selim isimli kişinin aile boyu bu işi yapması nedeniyle böyle anılmaktadır.
Ezan Dede: Ezana on dakika varken camiye gittiği için.
Fırıncılar: Fırınları olduğu için.
Gölemenliler: Gölemen köyünden geldikleri için.
Habeş Osman: Ne yaptığını tam olarak bilemediği için.
Karabıyık Mustafa: Kara bıyıklı olduğu için.
Koreliler: Aile büyüğü Kore’de savaştığı için.
Kürt Yusuf: Kendisinin hangi kökenden geldiğini anlayabilmek için.
Lümbeli Mustafa: Lümbe köyünden geldiği için.
Pomak Ahmet: Pomak olduğunu belirtmek için.
Sağarların Fatma: Babası sağır olduğu için.
Seyde Ağalar: Çok malları olduğu için.
Şişko Fadime: Çok şişman olduğu için.
Tatarlar: Tatar kökenli olduğu için.
Tekel Hatçe: Sürekli Tekel’e gidip mal aldığı için.
Tilki Remzi: Kurnaz olduğu için.
Topal Sülko: Topal Süleyman anlamında.
Topçu Mustafa: Top diktiği için.
Torunlar: Torunuyla gezerken herkesin ilgisini çektiği için.
Uzun Caferler: Çok uzun boylu olduğu için.
Yılanlı Karı: Kadının içinde yılan olduğuna inanıldığı için.
Sedirlinin Aziz Efendi
Yağcıların Ahmet Ağa
Kıl boyunun Ali Efendi
Çıravzın Ali
Tahta Pıcağın Ömer
Yorgansızın Üssün Oyma kapılının Hüseyin
Altı aylığın Ali Bey

Nejat Levent
05-01 -2008, 02:35
turku ornekleri


Türküler




Notalandırılmış Türküler

AMANIN YEŞİL DERE

Türkünün Adı: Amanın Yeşil Dere
Derleniş Yeri: İnegöl’ün Hamzabey Köyü
Notaya Çeviren: Hasan Yörenç
İnegöl Lisesi Müzik Öğretmeni

Dağdan indirdim kurdu,
Atım terledi durdu.
Yarinden ayrılanın
Olmasın yeri yurdu

Amanın yeşil dere yar gitti askere,
Körolası çavuş ver yare tezkere.

Radiyamın pili var,
Kenarında zili var.
Oğlanların cebinde,
Kızların mendili var.

Nakarat

Hani benim dondurmam
Eski yari andırmam
Yeni yarin üstüne
Bir damla yaş kondurmam.

Nakarat

Çeşme başında taşlar
Yarim çamaşır aşlar
Kaldır yarim şapkanı
Görünsün keman kaşlar.

Nakarat

Kahvenin önünden geçtim
Bir fincan kahve içtim
Kahvecinin oğluyla
Bir sene dalga geçtim

Nakarat

Kaşların kalem yarim
Param yok alam yarim
Akşam selâmın geldi
Aleyküm selâm yarim.

Nakarat

Haydi gidelim yarim
Çarşamba pazarına
İkimizi koysunlar
Aşıklar mezarına

Nakarat

Ak keçinin ayranı
Gelen kurban bayramı
Gönder çavuş yarimi
Burda yapam bayramı.

Nakarat

Notalandırılmamış Türküler

Mehmet Türküsü

Bilmez idim, zalim düşmüş peşime
Al kanım akıyor, bakın yüzüme,
Su dökülmez artık taze gülüme,
On yedi yaşımda yandım anneler.

Nişan oldum annem gittim askere,
Bekliyordum günlerimi tezkere,
Nişanlım vermişti bana bir hediye,
Katilim ağabey, yandım anneler.

İsmim Mehmet idi, soyadım Coşar,
Zalim ağabeyim vurmaya koşar,
Al kızıl kanlarım sel gibi coşar,
Nişanlım karalar giysin anneler.

Pozantı’da indi ağabeyim bekler,
Zalim ağabeyi anma bana yeter,
Kurulmuş, bahçede bülbüller öter,
Murada ermeden öldüm anneler

Otobüse bindim indim Digor’da,
Dikenli köyünün düştüm yoluna,
Harap olup düştüm elin diline
Bir çiçek misali soldum anneler.

Maraş’ın içinde vurdular beni,
Talihsiz annem de evde bekledi,
Bütün komşularım talihsiz dedi
Karalı yazıma bakın anneler.

Kıtama geldim bende sevindim,
Yazdım mektubum postaya verdim,
Annem, gençken neden gülmedim?
Talihsiz oğluna yansın anneler.

Talihsiz annem beni beklerdi,
Nişanlım duyunca karaları giydi,
Zalim ağabeyim canımı yedi,
Gülmeyen asker yansın anneler.

İznini alınca telgraf çektim,
Düştüm yollara ben de sevindim,
Çileli askerin yasın tutun,
Toros dağlarında yandım anneler.

Saat birde geldim gören olmadı,
Anama babama diyen olmadı,
Benim gibi kimse acı ölmedi,
O zaman kurşun yedim anneler.

Nejat Levent
05-01 -2008, 02:36
Ninniler




Huu huu
Dervişler
Hak yoluna gitmişler

Hak yolunda bir pınar
Ne soğulur ne diner

Bunu içen dervişler
Murada ermişler

Uyusunda büyüsün ninni
Mini mini yavruma ninni

Huu huu
Dervişler

Bir gelini almışlar
Kürklerine sarmışlar
Öpüyüp kokuyum derken
Devrik dingile kalmışlar

Ninni benim yavruma ninni
Küçücük yavruma ninni

Hu hu hu kuşu
Derenin tepenin baykuşu

Enginlerde yuvası
Mamalar getirir babası

Yavrum yesin büyüsün
Hem büyüsün hem yürüsün

Mini mini yavruma ninni
Küçücük yavruma ninni

Hu hu hu kuşu
Ben çıkmadım yokuşu

Yokuş bülbül yuvası
Mamalar pişirir hanım ninesi

Yavrum yesin büyüsün
Hem büyüsün hem yürüsün

Mini mini yavruma

Nejat Levent
05-01 -2008, 02:37
Edebiyatı




Hacı Bey Ağıtı:

Ayvalıktan indim yayan
Dayan hey dizlerim dayan
Ödemişten gelin geldi
Uyan Hacı Beyim uyan

Evlerinin önü kavak
Kavaktan dökülür yaprak
Uyan Hacı Beyim uyan
Elim kına, başım duvak

Az giderim, uz giderim
Dere tepe düz giderim
Uyan Hacı Beyim uyan
Gelin geldim kız giderim

Odasında yanar ışık
Sofrasında gümüş kaşık
Atlayupta geçemedim
Ar ettim kaçamadım

Hizarına hizarına
Kuşlar konmuş mezarına
Hacı Beyin kır atını
Çekin sultan pazarına

Anam ağlar başın diye
Gelin ağlar aşım diye
Küçük kızlar pek ağlıyor
Meclisi güzel kardeşim diye

Viran Erzincan

Sana dedik cansın can,
Enkaz altında nice taze kan,
Sızlar yara akar, damarda kan,
Viran oldu o güzel canım Erzincan...

Gözümde yaşlar oluk, oluk,
Döküldü sokağa hep çoluk, çocuk.
Çığlıklar acı, hava çok soğuk,
Titreme dik dur koca Erzincan...

Bakardım dörtyola mutlu, gururlu,
Nerdesin Selimoğlu, Vakıflar, Urartu.
Burası çiçekler, meyveler, güzeller yurdu,
Bahçede güllerin soldu Erzincan...

Fırat hüzünlü, bülbüller suskun,
On üç Mart doksanikide kırıldı çarkın.
Sendeleyen sarhoştan kalmadı farkın,
Deli olma kendine gel gülüm Erzincan...

Kiminin geliyor boğuk sesleri,
Boşlukta titriyor güzel elleri,
Ezilmiş başları, kırık belleri,
Cani olamazsın vefa Erzincan...

Sana can dedik, can alamazsın,
Bize hep böyle küs kalamazsın.
Umarız bir daha hiç sallanmazsın,
Baharın güz oldu viran Erzincan...

Kar üstünde ateş yanmaz mı sandın.
Bu günlerde ben işte bunu anladım
Allah’ıma dua edip çok yalvardım,
Tanrı aşkına bizi koru Erzincan...

Bu memleket geniş, dar sanmazdık,
Koca dairelere hiç sığmazdık.
Düşman yapsa asla aldırmazdık,
Bir çadıra mahkum ettin Erzincan...

Ayrıldık dostlardan bağrımız yanar,
Kalbimiz hüzünlü, yürekler kan ağlar.
Durdurun bu göçü ağlar, beyler,
Kovma diyarından bizi Erzincan...

Kırkbini verdik karnın doymadı,
Seksen üçte fidyeye asla kanmadı.
Bu İlkbaharda bize hiç acımadı,
Yüzlerce canı rehin aldı Erzincan...

Bu topraklar hasta, içten inliyor,
Kulaklar pür dikkat nabzın dinliyor.
Zamanla ne olacak kimse bilmiyor,
Kadersiz, güvensiz kalan Erzincan...

Dertli Kemal söyler, söyler ağlarım,
Güzel canlara ateş olur yanarım.
Elbet açar gazel döken bağlarım,
Olmadı baharın mutlu Erzincan,

Kara bayramların kutlu Erzincan...

Nejat Levent
05-01 -2008, 02:38
Masallar




TEMBEL KIZ

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; pireler berber, develer tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir karı koca varmış.

Bu karı kocanın bir kızı olmuş. Kız, elbebek gülbebek büyütülmüş, ama hiç iş öğrenememiş. Bunun için adına Tembel Kız denilmiş.

Bu kız o kadar tembelmiş ki yerinden kalkmaya üşeniyormuş. Anası babası ona bir gelberi yaptırmış. Kız da oturduğu yerden işini gelberiyle yapıyormuş.

Kızının evlilik çağı gelmiş. Anası babası kızı bir avcıyla evlendirmiş.

Avcı ava gitmiş, bir ördek vurmuş. Eve gelmiş, ördeği temizlemiş, ateşe koymuş. Tekrar ava gitmek üzere hazırlanmış, karısına ateşe ördeği koydum, yanmasın bak demiş. Tembel Kız, olur demiş, demiş ama yerinden bile kalkmamış.

Aradan uzunca bir zaman geçmiş. Dilenci eve gelmiş. Tembel Kıza, hanımcığım Allah rızası için bir dilim ekmek demiş. Tembel Kız da yan tarafta mutfak, geç al cevabını vermiş.

Dilenci mutfağa girmiş. Bakmış ocakta ördek kaynıyor, almış ördeği, torbasına koymuş, tencerenin içine de ayaklarındaki pis çarıkları... Gelmiş, Tembel Kız’ın yanına. Bak hanımcığım demiş, ekmeği aldım Allah razı olsun. Şimdi sana bir türkü söyleyeyim de ben gideyim. Türküyü şöyle söylemiş;

Senin gaga benim torba içinde,
Benim çarık senin çorba içinde,
Sen yat kaba yatak yorgan içinde,
Ben yiyecem gagayı orman içinde.

Dilenci türküyü böyle söylemiş, çekip gitmiş. Aradan bir zaman geçmiş, kızın avcı kocası gelmiş. Karısına ördek pişti mi? Demiş. Karısı olan biteni anlatmış, bak bana bir de türkü söyledi, sana deyiverem demiş, türküyü söylemiş. O zaman avcı kocası durumu anlamış, karısına kızıp azarlamış.

Ondan sonra Tembel Kız, tembelliği bırakmış.

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.

KIYMETLİ TUZ

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde... Pire berber iken, deve tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken.

Tıngır elek, tıngır felek demişler, bu masalı şöyle anlatmışlar.

Bir varmış, bir yokmuş, evvel zamanda bir padişah ile bunun üç kızı varmış. Bir gün bu padişah kızlarını başına toplamış, beni ne kadar seversiniz? Demiş. En büyük kız dünyalar kadar, ortanca kızı kucak kadar, küçük kızı da tuz kadar severim demiş.

Padişah küçük kızın cevabına çok sinirlenmiş, insan tuz kadar sevilir mi demiş, ardından küçük kızını cellada teslim etmiş.

Cellat, kızı kesmek için dağa götürmüş. Kız cellada yalvarmış, sen de babasın, bana kıyma demiş. Cellat, kızın yalvarmalarına dayanamamış, onun yerine bir hayvan kesmiş, kızın gömleğini kesilen hayvanın kanına bulayıp padişaha getirmiş.

Küçük kız yollara düşmüş. Az gitmiş, uz gitmiş, bir köye ulaşmış. Orada köyün zenginlerinden birine kul köle olmuş, büyümüş, çok güzel bir kız olmuş. Güzelliği ilden ile, dilden dile yayılmış, kısmet bu ya bir başka padişahın oğluyla evlenmiş.

Aradan bir hayli zaman geçmiş, başından geçenleri kocasına anlatmış, babamları yemeğe çağıralım demiş. Kocası da olur demiş. Gereken hazırlıklar yapılmış, padişah babası ziyafete çağrılmış.

Kızın padişah babası söylenen günde avanesiyle birlikte ziyafete gelmiş. Padişah ve beraberindekiler sofraya oturduğunda yemekler sırayla gelmeye başlamış. Ama kız, aşçısına bütün yemeklerin tuzsuz olmasını tembih etmiş. Padişah hangi yemeğe saldırdıysa eli geri gitmiş, yemeklerin hiçbirini yiyememiş.

O sırada küçük kızı padişahın sofrasından ayağa fırlamış. Padişahım, duyduğuma göre sen küçük kızını seni tuz kadar seviyormuş dediği için öldürtmüşsün demiş. Padişahın söz söylemesine fırsat vermeden işte o küçük kız benim demiş ve bütün yemekleri tuzsuz yaptırdım ki kıymetimi anlayasın sözlerini eklemiş.

Padişah yaptığından utanarak küçük kızının boynuna sarılmış, tuzun ne kadar kıymetli olduğunu anlamış.

Ondan sonra yeni bir dönem başlamış.

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine

Nejat Levent
10-23 -2008, 14:32
Türküler



Türkü: Türki kelimesinden gelişen ve "Türk'e ait" anlamına gelen bu kelime genelde bütün kırık havalar (ritmli ezgiler) için kullanılmaktadır. Türkler'in Türkü, Türkmenler'in Türkmani, Varsaklar'ın varsağı adı ile anılan halk şarkılarının adıdır. Çoğunlukla hece vezni, az olarak aruz vezni ile yazılmışlardır.Yapı olarak en önemli özellikleri, çoğunlukla tek cümleli ve bir bölümlü olmaları, ayrıca bezekli ve sekileme göstermeleridir. Yine türkülerde genel olarak on zamanlıya kadar usûller kullanılmıştır.

Ayrıca "Türkü" Türk Halk Edebiyatında bir şiir türüdür. Ancak kitabımızda halk müziğindeki "Türkü" kavramı ve türleri üzerinde durulacaktır.

Türküler için bugüne kadar yapılan çeşitli sınıflamalar aşağıdaki gibidir.

a- Sözel türlerine göre türküler:

Buradaki sınıflandırmada esas halk edebiyatındaki türlerin dikkate alınmasıdır. Halk edebiyatı konusunda bu türler; mani, semaî, koşma, hoyrat, kalenderi, destan, nefes, tecnis, satranç gibi formlardır. Şiirsel yapısı mani olan bir türkiye mani denmektedir. Bu şekilde diğerleri de adlandırılmaktadır.

b- Sözel içeriklerine ve ezgilendiriliş amaçlarına göre türküler:

Bu tür sınıflandırmada esas, sözlerin içerdiği konular ve ezgilendiriliş amaçlarına göre olmaktadır.
1-) Ölüm veya doğal afetlerden sonra yakılan ve konulan anlatan türküler ki bunlara Ağıt denir.
2-) Güzellik konularını içerenlere; Güzelleme
3-) Aşk ve sevda konularını anlatanlara; Sevda Türküleri
4-) Kahramanlık ve yiğitlik olaylarını anlatanlara; Yiğitleme veya Koçaklama.
5-) Güldürücü ve komik olayları anlatanlara; Satirik Türküler
6-) Dua içerenlere; Alkış
7-) Çeşitli meslekleri konu edenlere; İş ve Meslek Türküleri
8-) Eşkıyalarla ilgili konuları anlatanlara; Eşkıya Türküleri
9-) Beddua içerenlere; İlenç veya Kargış
10-) Düğün ve kına törenlerini konu edenlere; Düğün ve Kına Türküleri.
11-) Bebekleri uyutmak için okunanlara; Ninni
12-) Sohbet toplantılarında okunanlara; Sohbet Türküleri
13-) Askerlikle ilgili olanlara; Asker Türküleri
14-) Yolda okunanlara; Yol Türküleri
15-) Çeşitli halk oyunları ile okunanlar, o oyunun adı ile ilgili, Horon veya Bar Türküsü gibi adlandırmalar yapılmaktadır.

c- Ayaklarına (makamsal yapılarına) göre türküler:

Bu şekilde adlandırmalar türkünün bilinen ve yaygın bir "Ayak" adı varsa buna göre yapılmaktadır. Örneğin; Kerem Türkü, Garip Türkü, Hüseynî Türkü gibi. Tabii ki bu tip sınıflamalar hiçbir zaman sağlıklı ve doğru olmamakta, yöresel folklorik terimlerin dışına çıkamamaktadır.

d- Son bir sınıflandırma da yörelerine göre yapılmaktadır:

Örneğin; Aydın türküsü, Konya Türküsü, Doğu Anadolu türküsü, Karadeniz Türküsü gibi.

Yukarıda belirtilen dört ayrı sınıflandırma hiçbir zaman gerçek bir tür sınıflandırması değildir. "Tür" olabilmesi için çeşitli öğeleri bünyesinde toplamış olması gerekmektedir. Oysa yukarıda belirtilen sınıflandırmalar sadece bir veya birkaç özellik gözönüne alınarak yapılmıştır. Bugüne kadar yapılan bu sınıflandırmaları gördükten sonra şimdi Geneleksel Türk Halk Müziği'nde gerçek anlamda "tür"leri inceleyelim.

a- Azeri türküleri: Bunlarda türü belirleyen en önemli öğeler; Usûl, çalgılar, makam ve ağızdır.

Genelde 6/8 ve 12/8'lik usûller kullanılır.

Tar, garmon ve akordeon'un en önemli çalgıları oluşu, bu türlerde onyedili perde dizgesinin yanısıra, tampere dizgesinin de (Batı müziği sistemi) kullanılmasına sebep olmuştur. Ritm saz olarak koltuk davulu (doli) kullanılmaktadır.

Segah ve Nihavend makamları en çok kullanılan makamlardır. Özellikle segah makamının çok kullanılması nedeni ile GTHM'deki bütün "Sİ" kararlı türkülere, Azeri ayağında türküler denmiştir. Tabii ki çok hatalı bir adlandırmadır.

Kars ve çevresine ait pek çok türkünün Azeri türkülere büyük benzerlik göstermesi coğrafi konum nedeni ile çok doğaldır.

b- Karadeniz Türküleri: Karadeniz türkülerinde, türü belirleyen unsurlar;
usûl, çalgılar, ağız ve bağlamadaki tavırdır. Ayrıca bu türkülerin büyük bir kısmı oyunlara eşlik etmek için okunurlar.

Usûl olarak, 7/16, 7/8, 5/8'lik usûller kullanılmıştır. Tulum, zurna ve Karadeniz kemençesi türün çalgısal özellik gösteren çalgılarıdır. Ayrıca bağlama (Uzun sap, bozuk düzen) yaygın olarak kullanılmakta ve kendine ait Karadeniz tezenesi ile tavır özelliğini göstermektedir. Seslendirmede kullanılan Karadeniz ağzı (şivesi) türün bir diğer özelliğidir.

c- Konya Türküleri: Bu türde, bağlamadaki özel Konya tavrı ve seslendirmede yapılan triller kendini kabul ettirmişlerdir.

d- Rumeli Türküleri: Bu türkülerde, ağız ve bağlamadaki tavır türü belirleyen en önemli öğelerdir. Bu türkülerin de bir kısmı oyunlara eşlik olarak okunur.

Genelde 5/8, 7/8,7/16'lık usûller kullanılmıştır. Seslendirmede yöresel ağız "şive", bağlama ile icrada Trakya tavrı görülür. Kent merkezlerinde bağlamanın yanı sıra, keman, kanun, ud gibi GTSM çalgıları da kullanılmaktadır.

Bulgaristan, Yunanistan ve Yugoslavya'da yaşayan Türkler'in bu türdeki türkülerinin oluşu, asırlarca aynı siyasi topluluk içinde olan insanların kültür birlikteliğinden başka bir şey değildir.

e- Teke Zortlatması (Teke Yöresi Türküleri): Bu tür adını, Teke yöresi olarak bilinen bölgeden almaktadır. Bölgenin adı, Teke beyliğinden gelmektedir. 1277 yılında Karamanoğlu Mehmet Bey'in izniyle, Teke Paşa bir beylik kurmuş ve bu beyliğe kendi adını vermiştir.

Teke yöresini kapsayan yerler şunlardır; Burdur'un tamamı, Fethiye, Ortaca (Muğla), Acıpayam, Kızılhisar, Honaz (Denizli), Dinar Başmakçı (Afyon), Yalvaç, Şark-i Karaağaç (İsparta), Cevizli, Akseki, Manavgat, Alanya (Antalya)

Türe adını veren "Teke Zortlaması" deyimi ise şuradan gelmektedir: Yörede çok yaygın olarak beslenen keçinin erkeğine teke denmektedir. Bu hayvanların özellikle eşleşme zamanında yaptığı sıçramalar ve hareketler bu türün oyunlarına yansımıştır. Ancak bazı araştırmacılar bu adın, yörenin adından da geldiğini sanmaktadırlar.

Türün en belirgin öğeleri usûl, bağlamadaki çalış tavrı ve oyunlara eşlik olarak okunmasıdır.

9/8'lik usûlün Geleneksel Türk Sanat Müziği'nde Aksak ve Raks Aksağı olarak bilinen şeklinin 9/16'lık türevi teke zortlatmasının en belirgin unsurudur. Muzaffer Sarısözen Teke Yöresinde özellikle İsparta çevresinde kullanılan 9/16'lık usûle "Gakgili havası" dendiğini belirtmiştir. Hamit Çine de, köy kadınlarının, tepsi, tencere kapağı, leğen çalarak teke oyunlarını oynamasına "Dımıdan" dendiğini söylemektedir.

f- Yozgat Türküleri: Bu türü belirleyen en önemli öge, bağlamadaki,Yozgat
Tavrı olarak veya "Sürmeli" olarak bilinen bir tavırla çalmışıdır. Ayrıca seslendirmede yapılan triller ve gırtlak hareketleri ağız olarak da bu türe başka bir özellik kazandırır.

Bağlamada ağır (Andante) bir çalış tarzı içinde, tezene ile uzun süreli seslerde ve senkoplarda tiriller yapılırken, klavye üzerindeki elin yaptığı çarpmalar da tavrı tamamlar.

Yozgat tavrını radyolara getiren, tanıtan ve yaygınlaşmasını sağlayan Nida Tüfekçi Hoca'dır.

Türk Halk Müziği repertuvarı içinde, bazı türkülerin belirli yerlerinde Yozgat tavrı kullanılmaktadır. Ancak bunlar kısa pasajlar halinde yer yer olmaktadır. Yapılan araştırmalar sonucu gerçek Yozgat tavrını gösteren Yozgat türküleri mevcut repertuvar içinde sekiz tanedir.

1- Asker yolu beklerim,
2- Ali'min çamda buldum izini,
3- Çamlığın başında tüter bir tütün,
4- Dersini almış da ediyor ezber,
5- Eğdim kavak dalını,
6- Hastahane önünde incir ağacı,
7- Sabahınan eser seher yeli mi, 8-Yaz gelirse.

Duygu Dolu Gönül Sesi Türkülerimiz
Figan Karahasan – Temel Hakkı Karahasan

ALKIM YAYINEVİ - 2003

Nejat Levent
10-23 -2008, 14:33
Dünyasal Türk Halk Müziği



Geleneksel Türk Halk Müziği dünyasal bir müzik türü olup, makamsaldır. Bu türü belirleyen öğeleri şöyle sıralayabiliriz:
1. Dizgisel öğeler: Onyedili perde dizgesi kullanılır.

2. Çalgısal öğeler: Bağlama, cura, divan, üçtelli, tanbura, kabak kemane, sipsi, kaval, mey, davul ve zuma, bu türün içinde kullanılan belli-başlı çalgılardır.

3. Ezgisel öğeler: Ezgiler bezekli olup; küme motif ve ezgisel kelimeleri yoğun olarak kullanılmıştır.

4. Ritmsel öğeler: Usulsüz ve Usûllü olabilir. Usûllü alt türler de, genel olarak onbeş zamanlıya kadar olan küçük usûller kullanılmış olmakla birlikte on zamanlıya kadar olan usûller daha yoğundur.

5. Biçimsel öğeler: Genel olarak bir bölümlü biçimler kullanılmıştır.

6. îcrasal öğeler: Bu öğeleri ağız, tavır ve düzen olarak üçe ayırabiliriz.

a. Ağız: Sözel türlerde türü belirleyen bir öğedir. Sözgelimi Karadeniz ağzı, Arguvan ağzı, Rumeli ağzı gibi.

b. Tavır: "Tavır" Uzun süreli sesleri belirli bir bilinç içinde bölerek yeni kümeler oluşturma, tavır'in ilk aşamasını belirler. Örneğin; dörtlük süreyi eser içinde sürekli olarak, noktalı onaltılık, iki onsekizlik ve iki onaltılık şekliyle bölerek seslendirme, bir başka deyişle süresel çatal tavır'ın ilk aşamasıdır. Bu sürelerin her biri, bağlama türü çalgıların tellerine bölüştürülerek seslendirilirse, tavrın ikinci aşaması, dolayısı ile tavır oluşmuş olur. Hem sözel hem çalgısal türlerde, türü belirleyen bir öge olarak kullanılır.

Örneğin; Zeybek tavrı'nın, Zeybek türünü belirleyen öğelerden biri olması gibi.

c. Düzen: Seslendirilecek eserin makamı, dolayısı ile durak ve güçlü sesleri dikkate alınarak, telli çalgılarda her telin belirli bir sese eşleştirilmesiyle oluşturulan akord şekline düzen denir. Günümüzde bozuk düzen (kara düzen), bağlama düzeni ve misget düzeni adlarıyla anılan üç ayrı düzen yoğun olarak kullanılmaktadır.

Sıralanan öğelerden hiçbiri tek başına bir tür belirleyemez. Mutlak suretle, daha başka öğelerin de beraberce bulunması gerekir.

Bir alt türü oluşturan öğelerden biri dahi eksik kullanılırsa, bu durumda da, o türün çeşnisi oluşur. Buna türsel çeşni denilir. Sözgelimi, Zeybek türünü oluşturan öğelerden usûl öğesi -dokuz zamanlıdır- değiştirilip, sekiz zamanlı usûl kullanılır ve usûl, zeybek türünün bir diğer öğesi olan 'zeybek tavrı'yla seslendirilirse, zeybek türünün yerine, zeybek çeşnisi oluşur.

Geleneksel Halk Müziğinin, bir diğer genel özelliği ise, anonim oluşudur. Kuşkusuz ki, anonimlik bu türü belirleyen bir öge değildir.

Bugüne değin, Ghm'nin alt türleriyle ilgili ciddi hiçbir ayrım yapılmamış, daha çok yöreleri ya da sözel tür veya biçimleri dikkate alarak tasnifler oluşturulmuştur. Örneğin; Doğu Anadolu Türküsü, Ninni, Koşma gibi. Oysa, bu ayrımların hiçbiri, ezginin kendisine yönelik değildir.Yani, tür tanımı anlayışı içinde yapılmamıştır.


Duygu Dolu Gönül Sesi Türkülerimiz
Figan Karahasan – Temel Hakkı Karahasan