cesurdum dün akşam
gözlerim konuştu
ve bir şiirdi onları dolduran
hayat bir sahne bizler dekor
yaz gülüm
her nefes bir kelime
her gülüş bir cümle
ben bir anı
sen bir hikaye
İkimiz bir roman
yaz gülüm
öpüşmemiz bir virgül
sevişmemiz bir nokta
aşkımız trajedi
ayrılık bir komedi
hepsi melodram
yaz gülüm...
bir yarım şiirim kalmıştı
trenli sokakta
ya ben unuttum
ya da gittiğimde sokak karanlıktı
ya da ne bileyim
dostum taşınmıştı
ne şiiri tamamlamak
geliyor içimden ne de....
****
ne sen son yolcusun
ne ben son bekleyen
tren kaçmadı bebeğim
kır zincirleri kır da gel
ne sen son damlasın
ne ben son içen
şişe bitmedi bebeğim
çek kafayı çek de gel
ne sen son leylasın
ne ben son seven
aşklar tükenmedi bebeğim
gir kalbime gir de gel
****
yıllar boyu uyutulduk
bir masal ile
renklendirilmiş
üç beş hikaye
bir ucuz roman
haydi kalk gidelim dostum
köşe dönücü demiştin benim için
ben hala yolun ortasındayım
sevgiye bir köşe
mutluluğa bir köşe
sana bir köşe
****
sen yalnızca bir rüzgardın
esip geçtin
oysa ben güneşim olsun
yağmurum, karım olsun isterdim
sen rüzgardın esip geçtin
yalnızca içimi titrettin
oysa ben donmak
oysa ben yanmak isterdim
islanmak isterdim iliklerime kadar
sen bir rüzgardın esip geçtin
****
dün gece sen uyurken
hıçkıra hıçkıra ağladım
kadim dostum dört duvar
İçkim sigaram
hiç böyle anlaşılmaz bulmamışlardı beni
oysa ben
beni sevmediğine değil
beni sevemediğine ağladım
dünyanın gözlerinden
çıkmaz sokağa girmesine
yüreğinde çırpınan minik kuşun
kanatlarının kırılmasına ağladım
oysa ben sen uyurken
senin seni bile
sevememene ağladım
****
benim seninle hiç gündüzüm olmadı
bir gece aşık olduk
bir gecede tükendik
ben parlak yıldızlar altında
senin beyazlığına aşık oldum
sen bulutların kapladığı
bendeki karanlıkta kayboldun
oysa sana aşk şarkıları söylemek isterdim
hiç böyle bir şansım olmadı
sen benden tamamlanmamış bir şiir dinledin
ben senin ağzından sarı gelini
bir kadeh içki kadar
sürmedi aşkımız
gündüzün karanlığında yitip gittik
benim seninle dedim ya hiç gündüzüm olmadı
bir gecede eriyip bittik
****
gel seninle bu gece çıkalım
o bar senin bu bar benim
sabaha kadar yok yok
gecenin yarısına kadar dolaşalım
İçelim çakır keyif olalım
İstersen sarhoş olalım
sonra gidelim sahile
uzanalım kumların üstüne
bir yanda denizin sesi
dikelim başımızı gökyüzüne
pervasızca kayıtsızca
hesapsızca yıldızları sayalım
hepsi senin olsun, bir tanesi benim hesapsızca
****
mangal gibi yüreğimle
ben ancak
bir devin sevebileceği kadar
sevdim seni.......
****
unuttum senİ
güneşin bir daha doğmadığı gün
gökkuşağının altından geçtiğim gün
unuttum seni
yıldızların hepsinin kaydığı
okyanusların kurudugu gün
unuttum seni
seni sevdiğim günden bir önce
öldüğüm günden bir gün sonra
unuttum seni
unutursun demiştin ya
canın sağolsun
unuttum seni
****
şarkılar bize seslenir
sen yanımdaysan
şarkılar bana seslenir
sen yoksan
yalnız gözlerinde kalan gözlerim
onların farkında
şarkı söyler birileri
onlar ağlar
****
ben neyim bu dağ başında
eşkıya mı terörist mi asker mi
yalnız bir adam mı yoksa
keşke bir taş parçası olsaydım
ve öyle yaşasaydım
ve bir taş parçası olsaydım güven bana
senin komuta çadırında
özlemle karını düşünerek org ile
parçalar mırıldandığını duymasaydım
sizi uyuyan teğmenler
sizi anımsamasaydım
ve sizi astsubaylar
orhan gencebay rakı şişelerinin dibine
vurduğunuzu duymasaydım
ve duygularımı sömüren ağzıma sıçan beni kahreden
dağ başında bir hayvan olsaydı
daha mı mutlu olurdum
siz söyleyin bari orhan gencebay’la
dibine vurulmuş şişeler
****
bu da benİm şİİrİm
özlemle başlamış hep hayallerim
alınmamış bayramda bisikletim
gül dalına kurulmuş salıncağım
yoklu şarkıları da çok severim
özlemle yazılmış hep şarkılarım
çürük sazdan yapılmış dertli neyim
rüzgarlara takılmış nefesim
İçli şarkıları da çok severim
gecenin dumanları
sabahın sislerine dönüştü
bütün sessizliğiyle
boğazdaki o büyüyü
deldi geçti altı kırk beş vapuru
martılar uyandı
balıklar akıntıya ayak uydurdu
yukarıda biraz yukarılarda
demir kapılar açıldı
sokağa döküldü ölü adımlar
rap rap rap
****
keskin balık kokusu ile
boş mangalların
sıcaklığında ısınabilir miyim
dalabilir miyim denize
yakamozların aydınlığında
bir kuş gibi bir yakadan diğerine
uçabilir miyim
ağlayabilir miyim dizlerinde
hiç nedensiz tutabilir miyim ellerini
hayal edebilir miyim
gözlerinde geleceği
ve
İmkansızı denesem
duyabilir miyim beni sevdiğini
****
İlk gördüğüm anda
kapıldım gözlerindeki fırtınaya
o kalabalıkta kimseler yoktu
sesler yoktu bir ben vardım bir de o
bir gözlerim vardı bir de gözleri
bir gözleri vardı ki
baktım gülüyordu
gözbebeğine baktım ağlıyordu
İçine daha içine indim
sevgi dolu kırık bir kalp
İncilmiş bir zamanlar haince
senin için bir şiir yazacağım dedim
gözbebekleri güldü
dokunmak istedim gözlerine
elimi uzattım korkuyordum vazgeçtim
duygu doluydu hain olmaktan korkuyordum
narindi kırık bir kalp taşıyordu
sanki insanlardan kaçıyordu
dokunmak istedim
İtirafta bulunayım sevmek istedim
söylemek istedim korkuyordum vazgeçtim
duygu dolu narin kırık bir kalp taşıyordu
onu incitmekten hainlikten korktum
hiç bir şey söyleyemedim
korktuğumu anlayıp üzülmesinden korkuyordum
****
kadıköy’de moda’da
senin mekanında
seni sensiz yaşamak
burada olmamandan daha hüzün
nefesinle soluğunla
kaldırım kaldırım yürümek daha hüzün
birbirimizin sınırlarına girdiğimizde
duyulan telepatik özlemler
derin bir nefes
senin ciğerlerimde olman daha hüzün
****
oğlum mert’e
ayrılıklardan sonraki bir günde
sevgine hasret sana koşuyorken
yüzüme bakıp bakıp sana birden
haykırır gibi seni sevmiyorum
babam değilsin buradan gitmelisin
deyişin beni asla üzmedi ki
duysaydın her gün seni sevdiğimi
ve ben her gece elim kolum dolu
oyuncaklar ve rengarenk toplarla
girseydim hayal dünyandan içeri
prens olsaydım bütün masallarında
bana sevgiyle baba demez miydin
uyandığında gördüğün olsaydım
sana sarılıp yanında kalsaydım
kalbin hasretle yanıp ağlamasa
rüyaların her gün kabus olmasa
canım babacığım seni seviyorum
diyerek bana hep sarılmaz mıydın
ama bunları anlatabilseydim
eğer birazcık beni dinleseydin
aslında seni ne çok sevdiğimi
sen ağlamadan söyleyebilseydim
İki yıl uzun sayılmazdı asla
****
evet evet doğruydu duydukların
bir şimşek gibi patlayınca suratında
İnanamadın sana kul köle birine
ve bir nefeste çıktı dudaklarımdan
seni sevmiyorum
seni sevmiyorum
seni sevmiyorum
senden sonra seni sevmediğim gibi
geceler boyu yalnızlığımda
hiçbir kadını da sevmedim
ve son nefesimde de dökülür dudaklarımdan
seni sevmiyorum
seni sevmiyorum
seni sevmiyorum
unutmak kolay olsaydı bir oyun gibi
ağlayan gözlerimle yalnızlığımı unuturdum
unutmak yeter olsaydı
seni sevdiğimi unuturdum
ve kanımın son damlasına kadar yazardım
İstanbul’un bütün duvarlarına
seni sevmiyorum
seni sevmiyorum
seni sevmiyorum
sana aşığım
****
şaİrlerİn anisina
abdullah’ın dediği gibi
sen orada dalından koparılmış
bir zerdali gibi dur
ben burada zerdalisiz bir dal gibi kalayım
ben de bir gül koparttım dalından
gül ne zerdali ne ben gibi durdu
büktü boynunu
ve ben çiçek koparmaya tövbe ettim
bir şiir yazdım sana
nostaljik yanım ağır bastı
oysa sen yepyeni cıvıl cıvıldın
kalemi kırdım sabaha karşı
sevmeye tövbe etmiştim
kırdım zincirleri ve seni sevdim
sevdim seni hatırlatmalarda
yüzün saçları tutuşan altı yaşında bir kızı
hatırlattı öyle masum
gözlerin saçlarına
yıldız düşen anneyi öyle duygulu
ve bir orman gibi kardeşçesine
ve sen tümünle
çatalkarayı çingeneyi hatırlattın
daha neyim olacaksın kim bilir
****
oto sanayinde bir çırağım
sobamız yok ustamız çok
usta gömleği altında çifte yün kazak
bende bir gömlek kolu kısa
gencim kanım kaynar
üstüm başım rezil
param az sevgilim yok
hobilerim top oynamak
pazar günleri kahveye veya karaköy’e uğramak
kahvede sıcak çay
karaköy’de kaderi benden karanlık soğuk bir karı
bu kadar mola yeter
gencim kanım kaynar soğutamam
gömleğimi çıkartır atarım
yemek zamanı
ekmek arası yüzelli gram helva
şişmanlığım hep bundan
sigortam yok
doktorum profosör koca karı kezban
ve onun yüzde elli indirimli ilaçları
akşam hava kararır ustalar özel arabalara
ben kepenklerle beraber gözlerimi kapatırım
yorgunum yol uzun
evin içi buzdolabı
televizyon yok radyo yok
yatağa düşer yorgun bedenim
düşer düşmez uyurum
düşer düşmez kendimi düşlerde bulurum
yatak nemli düşler ıslak
gencim kanım kaynar
gece artistleri sarar
sabah yalnız kalkarım
yalnızım yalnız
bir kedim bile yok
****
yalnızım yalnız
beni oto sanayinden tanırsınız
yaşım on sekiz filinta gibiyim
ama hala oto sanayinde çırağım
kahvede okeye başladım karaköy’e aboneyim
bir radyo aldım
beşyüzbin peşin beşyüzbin altı ay taksitle
bayramlıklarımın yanına astım
dinliyorum akşamdan akşama
babam buna pil dayanmaz ki
evimde elektrik yok radyo benim neyime
dün resim çektirdim saçlarım limonlu
sigortam yapılacak
İsteniyor bir sürü evrak
benim daha muhtarda kaydım bile yok
artık biraz param var sevgilim yine yok
yakışıklıyım aslında herhalde şansım yok
köye bir yol edeyim bir kız bulurum belki
otobüs parası bir haftalık dönemem geri
para varda ne oluyor sanki
evin damı akıyor
yatak düşlerden değil yağmurdan ıslak
yatağa varamıyorum kovadan
geçenlerde ateşlendim de
yatağım ısındı biraz
koca karı kezban geldi
nane limon minare gölgesi zencefil
beşyüzbin lira elveda dedi kezbanla gitti
ustalarla haftada bir yemek yiyorum
burjuvalığım tuttu bu günlerde
ekmek arası aynıda helva oldu kavurma
sabahları artık yalnız uynamıyorum
bir kedi aldım eve benim gibi kimsesiz
bir kedim bile var
****
beni hepiniz tanırsınız
çıraktım oto sanayinde
usta oldum usta
param çok manitam çok
İşi anladım sonunda
yakışıklılık bedava
kızlar gelir paraya arabaya
dört çırak çalıştırıyorum yanımda
akılları fikirleri kahve
üstlerinde yok başlarında
nasıl yaşarlar anlamadım
ekmek arası helvayla
saçları limonlu
gözleri kapalı yollarda
ha! kezban’ı göremez oldum
o barakadan ayrıldıktan sonra
gızlar istemez oldu
kediyi koydum kapıya
bir çırak almış onu barakasına
kedim yok ama
biniyorum son model arabaya
****
belakİ
vay canına bu duvarla bu plaklar
kurulduğumuz sandalye
üzerinde sevişilen sandalye
lambası yanmayan tuvalet
mutfakta damlayan musluk
bakıp da kendimi göremediğim ayna
terkedilmiş bisiklet
kapanmayan kapı
güneşe özlemle çekilmiş fotoğraflar
bir sevgili gibi karıştırılan o dergi
kapalı kutsal oda
dışardan gelen sesler
yere dökülen bira
beni yakan sigara
rutubet kokan battaniye
seni güldüren leblebi
İçini yakan dilim
beni titreten dudakların
kısaca biz olaylar ve bu mekan
yalnızca ismini koyamadığımız
bir şey hariç
yıllarca yaşanıyorcasına yabancı değil bana
-****
evlilik
İnanmadığım bir şey için
gösterdiğim çaba
sırf başkaları mutlu olsun diye
İnandığım ve inanmadığım iki şey için
senelerce çaba
sonuç
belki çok şey
belki de hiçbir şey
****
yüzünde çizgiler
bir resim çiziyor
mutluluğa dair
dilinde kelimeler
bir şeyler söylemek istiyor
sevgiye dair
sonra
ağladığını hissediyorum
yüzündeki fırtınadan
ağladığını hissediyorum
gözlerinden yaş akmadan
sen ağlıyorsun oralarda
ben ıslanıyorum
göz yaşların bir yağmur gibi
üşüyorum,üşüyorum,üşüyorum
****
bu gece için
kusuruma bakma
İçmişiz bir kere
kafa kıyak
ne söylemişsem
ama bil ki
yarın sabah uyandığımda
yani güneş yüzüme vurup da
ayıldığımda
ya içmeye devam edeceğim
ya da seni sevmeye
****
ağlardı insanlar bakardım
ağlardı insanlar kaçardım
ağlardı insanlar ağlardım
sen ağladın bir gece
denizin yüzüne vurduğu yerde
ben güldüm mutluydum
****
gelin sizinle bir şiir çizelim
gözlerinden biri
çekilenleri,acıları,haksızlıkları anlatsın
ve çakmak çakmak baksın
diğeri
mutlulukları,çoşkuları,sevişleri anlatsın
aksine diğerine güler baksın
kulağın birini sağır çizelim
duymasın dedikoduları,kalleşlikleri
diğeri
açık olsun tüm güzel sözlere ve sevgilere
kızarsın,utanmaz olmasın yanağın biri
taş gibi olsun ve karşı dursun
yaşamın bütün tokatlarına diğeri
gelin sizinle bir şiir çizelim
gözleri,kulakları,yanakları ile
bir şey eksik kalsın
dudaklarını yalnız siz çizin konuşsun
ve bu şiir sizin olsun
****
cesurdum dün akşam
gözlerim konuştu
ve bir şiirdi onları dolduran
hayat bir sahne bizler dekor
yaz gülüm
her nefes bir kelime
her gülüş bir cümle
ben bir anı
sen bir hikaye
İkimiz bir roman
yaz gülüm
öpüşmemiz bir virgül
sevişmemiz bir nokta
aşkımız trajedi
ayrılık bir komedi
hepsi melodram
yaz gülüm...
****
fareler bile terk etti
bu şehri ve beni
bir tek sen unutamadım
sen yıllardan sonra yağan karın
İlk tanesi ne olur erime
sen kozadan çıkan kelebeğin
İlk kanat çırpışı
ne olur heyecanını yitirme
****
dün bir dilenciye sordum seni
öbür köşede
aylardır dileniyor
ama önünde para yok dedi
bir sarhoşa sordum seni
dolaşırsan bulursun
sarhoştur her meyhanede
ama kadehinde içkisi yok dedi
****
yollara hasret
her günüm zindan olsa
gözyaşlarımla anlatılsa
kolay olurdu
sana olan aşkım
şarkılara söz
bülbüle nağme olsa
güllerle anlatılsa
kolay olurdu
sana olan aşkım
İçime nefes
ölüme çare olsa
dualarla anlatılsa
kolay olurdu
sana olan aşkım
gözyaşım kokunla
dolu olmasaydı
elim dokunurken sana
aşkım beni benden
kıskanıyor olmasaydı
kolay olurdu sana olan aşkım
****
gözümü açtım seni gördüm
yumuşacıktı başımı koyduğum göğsün
gözümü açtım şefkati gördüm gözlerinde
yaşadığım ilk ve en güzel mutluluktan anne
beni emzirdin büyüttün yüreciğinde
hasta oldum mutlu oldum sen hep yanımda
en güzel mutluluğum sensin anne
babama sarılmak istedim yoktu
sen baba oldun
sevgi oldun gönlümde
gün geldi türkü oldun şiir oldun dilimde
seni sığdıramadım bir yerlere
İnan ki yerin hep kalbimde
en güzel mutluluğum sensin
anneler günün kutlu olsun anne
****
sen ikiyüzelliyedinci aşkım
İlk çaresizliğim
dudaklarımda yeniden canlanan
çocukluğumun tebessümü
çölde tek damla suyum
gece boyu çaparime takılan
o tek ve ilk minik balık
kuru ekmeğime soğansın
tükenişimin ilacı umutlarım
karanlıkta kaybolan
çığlıkların sessizliği
göz yaşlarımın intiharısın
****
bu sayfa sizin olsun.
bir şiirinizi buraya yazın
adalarda balığa çıkmasak da
tut elimden İstanbul
çengelköy’de bir meyhanede
balıkla rakıyı fazla kaçıralım
kır kahvesinde olmasa da
çamlıca tepesinde kahvemizle
İstanbul gecesini yudumlayalım
üsküdar’da dinleyemesek de hafız burhan’ı
onu anılarda bırakıp
gülhane’ye koşan İstanbullu’yu
konserlerin ortasında kucaklayalım
denize giremesek mehtabına çıkamasak da
laleleri papatyaları emirgan’da
kucaklayıp çaylarımızı yudumlayalım
evleri gibi kendileride birer birer
kaybolan rum komşular
ve güzel kızlarını mazide uyutalım
biraz damak tadı biraz kulak pası
bir rum tavernasına da uğrayalım
****
saçma sapan sorular sordular
bütün bunları niçin yaptığımı
nereye varmak istediğimi
amacımı sormadılar
ve ben oynayamadım
yıllardır beynimde
canlandırdığın tiyatroyu
sahnenin bir köşesinde beni bizi
haklıyı haklının sesini soluğunu nefesini
başka bir köşede bizi anlamayanları
bir köşede aynaya bile bakmaya korkan
onları karşımda ki yorgun dramcıları
bir diğerinde anamı babamı
kuytu bir köşede ise
karımı ve çocuğumu
onların keskin ve gururlu bakışlarını
oynayamadım yazık
bir çok amacı duyguyu kavgayı savaşı
sormaya korktular bütün gerçek bu
sordukları şunu sen mi yaptın
o anda orada mıydın
sen miydin sen mi
bensem buradayım
ben değilsem niçin buradayım
ama haykırdım bendim ben ben ben
ve böylece bu komedi sorular
sürüp gitti geceler boyu
arada bir değişiklik de vardı
alt katlarda soğuk ve loş bir sahnede
bizim oynayamadığımız oyun kadar gerçek
buram buram bir dram!dram!dram!
****
seni görmesem
kolay olur sanmıştım
gözlerimde gözlerini unutmak
bir rüya tatlı bir hayal
anladım ki ırmak gözlüm
elimde değil seni unutmak
ellerimde sıcaklığın
dudaklarımda izin
İçimdeki bu yangın
anladım ki melek yüzlüm
elimde değil seni unutmak
o mutlu anlar
dudağımda ki tat
göğüslerinden yayılan koku ve haz
çılgınca sevişmelerle
anladım ki sevgi kuşum
elimde değil seni unutmak
ne bu alemde
ne de başka bir yerde
anla artık sevgilim
elimde değil seni unutmak
****
mutluluk
ürkek ve şaşkın
İlk kanat çırpışındadır
bir kelebeğin rüzgarla
bazen bir tayın ilk adımlarında
gösterir kendini
kırık dökük ve aksak
kimi zaman
dağdan aşağı salınan
nazlı bir derenin
ovaya kavuşmasında
aranırsa bulunur mutluluk
kargaların serenatında
şehrin tam ortasında
ve ben yeni doğmuş
bir kelebek ve tay gibi acemi
çağlayan bir dere ve karga gibi
coşkun ve çığırtkan
seni seviyorum diyorum
İşte mutluluk bence burada
****
beni böyle boynu bükük
bırakışının her yıldönümünde
bir mum yakarım penceremin önüne
gözlerim ağlar kalbim ıslanır
mum tüter duvar tütsülenir
mumum her alevlenişinde anılar
sönüşünde ben eriyişinde biz gelir aklıma
bütün mumlar biter sen gelmezsin
ben alevlenir
ben erir ben sönerim tek başıma
sen gelmezsin gün doğar
bir yıl daha beklerim
****
seni gördüm rüyamda
beni çağırıyordun
koştum sarıldım sana
öyle tek başına bırakamazdım ki seni
gün oldu uyandım yalnızdım
seni aradım yalvardım yoktun
koştum ordan oraya
tak başımaydım çaresiz ve yalnız
günler böyle geçti
uykusuz ve sensiz
bir gece uyudum seni buldum
bir daha uyanmadım
****
denizleri durgunluğunda geçeceğiz
dağları zayıflığında deleceğiz
denizlerin coşkusunu
dağların cesaretini çalacağız
çocuklara armağan edeceğiz
ateşlerin içinden yürüyeceğiz
bulutların üzerinden aşacağız
ateşlerin sıcaklığını
bulutların neşesini çalacağız
çocuklara armağan edeceğiz
güzellikleri gizlene yerden alacağız
İnsanlığı yeni baştan yaratacağız
güzelliğin erdemini
İnsanların bilgeliğini çalacağız
çocuklara armağan edeceğiz
ve gün gelecek
çocuklara
çalınmayacak bir dünya bırakacağız
****
bir şeyi veya bir kimseyi
yaşayıp kaybetmek ya da sahip olmamak
ve işte acı olan
İnsanın elindekini kaybedince değerini anlıyor olması
sonra bu hikayeden yola çıkarak
köle doğan biri için özgürlük
sıkıntıdan ve eziyetten kurtulmada
özgürken köle olan biri içinse
özgürlük bir tutkudadır
ve işte en kötü olan
özgür doğup köle ölmektir
biz farzedilen insanlar
hep özgür doğarız
ama hırs ve ihtiras
bencillik ve iç güdülerimizin birer kölesi olarak
ölürüz çoğu zaman
****
kimi zaman
birilerinden korktuk
kimi gölgeden
bir gün kendimizden korktuk
kendimizden koptuk
****
aynalara bakıp da
kendini gerçek sanma
sen benim hayalimsin
aynalara takılıp kalma
en güzel halinle yarattım seni
allah vergisi sanma
ben yaşadıkça
sen ölümü kafana takma
şarkılarımda yaşarsın
sözümde yaşar telimde yaşarsın
bana böyle davranma
kızıp bırakırım sanma
uyurum her gece
rüyalarımda yaşarsın
****
yerken içerken yatarken
yanımda olman için değil
sana ihtiyacım
benim;
senin bana ihtiyacın olduğu zaman
yanında olmaya ihtiyacım olduğu için
sana ihtiyacım var
her gece bir vurgun
yaşar gönlüm
rüyalar bir umut
uyanışlar bir kabus
gözyaşları ile doğar güneş
matem ile batar
sen taktın bu maskeyi
yüzümde mutluluğun yalancısı
İçimde sensizliğin acısı
beni yakan seni gidişin değil
a canım
sevgilerin öksüz kalışı
****
tüm güzellİklerİn doğduğu ve
yaşandiği yer, avşa adasi
gece şarabını yudumlar mehtabına çıkarım
deniz ayı kandırıp
yatırmış göğsüne utanır kaçarım
sabah güneş doğarken uzanır kumlara
benim gibi yorgun ama mutlu
dönen balıkçıları karşılarım sahilde
sonra bir çocuk hevesiyle koşarım denize
rengarenk balıklar midyeler pırıl pırıl kumlar
her gün aynı saatte giderim iskeleye
İbadet eder gibi vapuru
ve her vapurda bir sevgiliyi beklerim
bağları dolaşır üzüm veririm
sevgilimin dudağına dudağımdan taze taze
akşam bir başka güzel olursun
yürürüm lokantaların önünden
bir kolumdan dansöz çeker
diğerinden balık ve rakı kokuları
ben yine şarabımı yudumlar
dalarım mehtabına
kıskanırım denizi ayı çalar sararım
günler gelir geçer yaz biter
ve ben her kış yazı değil avşa’yı özlemle beklerim
****
duydum ki beni sormuşsun
İki lafın arasında
İsmimi anıyormuşsun
yalansa dilin tutulsun
demişsin ki seviyorum
İki şarkı arasında
ona fallar tutuyorum
yalansa dilin tutulsun
bende seni seviyorum
İki kadeh arasında
senin için ağlıyorum
yalansa gözüm kör olsun
****
güllerin kokular saçtığı
papatyaların rüzgarlarla dans ettiği günleri
hiç hatırlamayız
oysa yaşamıştık
mutlulukları çoşkuları güzellikleri sevinçleri
hiç hatırlamayız
oysa yaşamıştık
güllerin solduğu
papatyaların boynunu büktüğü günleri
hep yaşarız
yaşamak isteriz
her zaman mutsuzuz çaresiziz
her kederleri hep elemleri yaşarız
nedir bu boşvermişlik
nedir bu kaçış yaşamdan
neden bu gül dikenleri
neden papatyanın boyun büküklüğü
oysa yaşamıştık
güllerin kokular saçtığı
papatyaların rüzgarlarla dans ettiği günleri
oysa yaşamıştık
yine yaşarız
hep yaşarız
ama nedense hatırlamayız
mutlulukları çoşkuları güzellikleri sevinçleri
oysa yaşamıştık
yine yaşarız
hep yaşarız
ama nedense hatırlamayız
****
senİ beklİyorum
her gün gemiyi görünce uzaktan
beni terk edip gittiğin iskeleye koşuyorum
son yolcuyu bekliyorum bir umut içimde belki sensin
güneşlendiğin yerdeki kumlara
avuç avuç beden beden sarılıyorum
bir an bile olsa hissetmek için seni
akşamları barlar tavernalar dansözler çengiler hep benim
ama yudum yudum kadehimde sen yoksun
dalgalardan fal tutuyor balıkları dinliyorum nerdesin
yapraklar kıpırdamıyor kokunu bana taşıyor
hissediyorum rüzgarı nerdesin
söyle ne olur ölüm kadar yakın mısın
yoksa yaşam kadar uzak mı bana
İçilen aynı yenilen aynı yüzler yollar hep aynı
bir değişik istiyorum sen nerdesin
kışın sıcak bir rüzgar yazın bir mehtaplı gece
benim mabedim burası
seni avşa’da bekliyorum
****
hasret
sabah balıkçı motorlarının
uskur sesiyle uyanacaksın
doğan güneş yüzünü ağıtırken
martıların çığlıkları uykunu dağıtacak
ama sen İstanbul’u anımsayamayacaksın
minareleri gölgen olacak
takaları yastıgın
adaları arkadaşlarının olacak
modası senin
ama sen İstanbul’u anımsayamayacaksın
galata’sı kadehin olacak
boğaz’ı rakın
sarıyer’i esmer dostunu hatırlatacak
çamlıca’sı sarışın
ama sen İstanbul’u anımsayamayacaksın
****
dağların en yalnızı süphan
sen de benim gibisin
başın dik
gururlu
ama yalnız
sen de benim gibisin
çılgın
yalçın
ama sönmüş
senden beni ayıran
güneşe köle olmayan karların
bende ise
çaresiz
tükenip erimiş bir yürek
****
gecenin dumanları
sabahın sislerine dönüştü
bütün sessizliğiyle
boğazdaki o büyüyü
deldi geçti altı kırk beş vapuru
martılar uyandı
balıklar akıntıya ayak uydurdu
yukarda biraz yukarılarda
demir kapılar açıldı
sokağa döküldü ölü adımlar
rap rap rap
****
kıvır kıvırdı
güneş dans ediyordu saçlarında
yüzünde heyecanın doruktaki resmi
o gün adını koyamadım senin
sonradan sana aşk dedim
hani kulağına fısıldadığım
hani kalbinde atışını duyduğum
aşk dedim işte
beni dağların zirvesine koyan
oradan alıp güneşlerin batışına atan
ve sonunda
buralarda sen yoksun
aşk dedim işte
****
ayaklarım yaprakların arasında kaybolmuştu
yapraklar
sararmış ve birer birer kopmuş dalından
bense tüm sevinçliğimle
girmiştim bahçe kapısından
tam evinin kapısında
üç beş yaprağın kapattığı
mektubu gördüm yerde
tarih beş ay öncesiydi
koskoca beş ay
demek ki neredeydim
seni ne çok sevdim
hiçbirini öğrenememişşin
mektubu açtım
kurumuş bir papatya çıktı içinden
ahh sevgilim unutmamışsın
****
bir damla şarap dudağımda
İçmesem bende durmaz
bir damla yaş gözümde
kanım seninle akmasa durmaz
bir tatlı gülüş gözlerinde hüzünde kalınmaz
bir hoş seda dilinde büyüsünden kaçılmaz
bir yudum şarap gibisin
dudağıma koymasan olmaz
duygularımı anlattım yalansız
bu şiir yazılmayıp bende kalsa olmaz
bir tatlı sıcaklık ellerinde soğuk kalınmaz
bir hoş tatlılık teninde öpüşten kaçılmaz
****
İçimde bir dev ağlıyor
gözlerimde bir çocuk gülüyor
çok hastayım çok
hayatla dalga geçiyorum inadına
beynim iflas etmiş
bavulunu toplamış çoktan
razı gitmeye
gel gör ki gel gör ki
şu gönlüm ahh, deli gönlüm
söz dinlemez sever deli gibi
****
ağlıyordum mutluluktan
ağlıyordum neşeden
seviyordum aşıktım
ağlıyordum
hissetmediğim hisleri
hissettirmediğin için
ağlıyordum ve damlalar
dudaklarıma,oradan kalbime
kimi zaman ılık ılık
kimi zaman deli dalgalar gibi
ağlıyordum
****
anneme...
o benim için
tüm zamanların annesiydi
benim güzel annemdi
yüzüne hiçbir zaman
kırışıklar kondurmadığım
zaman geçse de hiç yaşlandırmadığım
pamuk elinden de nasırlı elindende
ekmeğimi yediğim
ama hep aynı sıcaklıkta
şefkatli elleriyle benim annemdi
o benim annemdi
ben güldüğümde gülen
ağladığımda kahrolan
saçıma düşse de aklar
beni hiç büyütmeyen annemdi
İşte o benim annemdi
****
yanlış anlamayın beyler
size değil nefretim
suratımda ki bu maskenim gerisinden
kustuğum kin size değil beyler
gözlerime baktığınızda gördükleriniz
beni sizinle yatıranlar
sizi çat çat iki yüz kağıda bayıltanlar
ne kadar kolay bize vurmak
****** damgası
ne kolay söylersiniz onun işi bu
çat çat al üç yüz kağıt
ne kadar kolay
başka iş yap demek
ama biliniz ki
maaşınızı ödeyen birçok patron
bir şeyler bekler sizden
****
kaç yıl oldu bir akşam üstü
el ele sevdiğimizle
çay içmeyeli gönlümüzce
suratımda hep bir maske
İçimde hep bir koku
ya tanırlarsa,ya gelirlerse
beni duygusuz yaptınız
beni umarsız yaptınız
peki sorarım size
hanginiz yatağınızdan diktiniz
gözlerinizi tavana ve çizdiniz
sokak ışıklarından sıcak bir yuva
hanginiz oyuncak bebeklere
sarılıp ağladınız
onlara elbise diktiniz
sabah okula gönderdiniz
hanginiz akşam okuldan dönüşünü
dört gözle beklediniz
****
kadın hakları dediniz
mor çatı dediniz
bizde dövüldük,bizde sövüldük
tecavüz edildik,öldürüldük
siz cici ablalar
o zaman nerelerdeydiniz
yeri geldi bizi övdünüz
dertlerinizi bizimle bölüştünüz
namus dediniz aile dediniz
beyler karınızı bu kadar sevdiniz de
niye bizimle düzüştünüz
bir barda anlamadığınız
İki müzikle
bir büyük rakıyı devirdiniz
meze yerine bacaklarımızı yediniz
kimi zaman çıkartmadan elimizde patladı!
dostlarınıza ne güzel düzdüm dediniz.
kimi gece çat çat dört yüz kağıt yedin
ne karı idi abi dediniz
ben ne karı değilim
bunu siz söylediniz
****
hiç birimiz çocukluğumuzda
oynarken evcilik
******luğu tercih etmedik
kaç sabah bizi sizinle yatıranları
allah’a havale ettik
bir çoğunuzdan da nefret ettik
ama açmadık karınıza bir telefon
kutsal ailenizin içine etmedik
belinizde silah be abi
bir gece götümüzü de düzdünüz
biz ağlarken sabaha kadar
siz sokaklarda kahkaha ile güldünüz
ulan ne adisiniz be
bizden eve giderken
çiçek aldınız
çingeneye bile göz diktiniz
sonra yaşlandık herkes gibi
kimse kalıcı değil bu dünyada.
canınız sağ olsun
hakkımızı çok yediniz
gömerken bizi toprağa hakkınızı helal ettiniz
ve gün geldi sizde öldünüz
çıt çat çat çatır
sonunda ebenizinkini gördünüz
****
gönlümün bağından üç gül getirdim
katmet katmer açmış seven goncadan
bir dostluğun için bir güzelliğin
diğerini sorma söyleyemem ki
acılarda uçup gitmiş gönlümden
güzelliğin kadar sıcak dostluğun
biri solar ise küser öteki
diğerini sorma söyleyemem ki
bir kolaylık olsun sana derim ki
dostluğa susayan candan daha çok
İki candan gülle gönül bağından
sevilmeye değer tek insan sensin
****
patnoslu çocuklarima tüm sevgİlerİmle
doğduğum yer İstanbul, altın şehir
herkesin bir yeri bir yerine denk
İnsanlar bir şeker uğruna ölmüyor
ölenleri de insanlar şeylerine takmıyor
askerliğimi yaptığım yer patnos
burada da çocuklar şeker yiyebiliyor
burada da savaş yok
burası hiroşima değil çünkü
ama burada bombadan çocuklar ölebiliyor
burada sorumsuzluk tohumları atılıyor
atıldığı gibi de filizleniyor
İki çocuk yaşları dokuz on
unutulmuş veya patlatılmaya üşenilmiş
bir roket atar mermisi buluyorlar
ve hurda parasına satmaya götürürken patlıyorlar
geride kalan savcının bile beş yüz metreden
dürbünle zor bakabildiği insan parçaları
ve annesine senin oğlun öldü diyorlar
sadece öldü yalnızca öldü işte
ve de ekliyorlar iyi ki eve getirmemişler hepiniz ölürdünüz
alkışlanacak bir mantık biraz un biraz yağ olay kapanır işte
haberi İstanbul’da gazeteden okuyan bir adam
oturmuş piposunu körüklüyor
entellektüelmiş şimdi
eskiden de biraz sosyalist
ve sırf böyle olmanın ağırlığı ile üzülüyor
gazetesini fırlatıp atıyor özgün müziğine takılıyor
duygulanıyor ki ne duygu sormayın gitsin
ve biraz sonra yatağa giriyor
karısı ile sevişmek belki de daha birinin hesabı sorulmadan
sorumsuzluklar ülkesine bir kurban bebek daha
dünyaya getirmek için
bok duygulanıyorsun hayvan herif
şimdi dostlar işin en heyecanlı yanına geldik .yarın sabah ve ondan sonra ki sabahlar uyanıp da, içinizde bir yardım etme kıpırtısı duyarsanız; yaşadıgınıza şükredip sizin gibi yarında uyanabilmesini istediginiz hastalıklarla boguşan tüm insanlar için elinizden gelen yardımı yapma istegini hissederseniz kendinizi tutmayın yani yastıgınıza başınızı koydugunuzda günün ve insan olmanın getirdigi sorumlulukları düşünmeden uyuyamıyorsanız;sabahın
cesurdum dün akşam
gözlerim konuştu
ve bir şiirdi onları dolduran
hayat bir sahne bizler dekor
yaz gülüm
her nefes bir kelime
her gülüş bir cümle
ben bir anı
sen bir hikaye
İkimiz bir roman
yaz gülüm
öpüşmemiz bir virgül
sevişmemiz bir nokta
aşkımız trajedi
ayrılık bir komedi
hepsi melodram
yaz gülüm...
bir yarım şiirim kalmıştı
trenli sokakta
ya ben unuttum
ya da gittiğimde sokak karanlıktı
ya da ne bileyim
dostum taşınmıştı
ne şiiri tamamlamak
geliyor içimden ne de....
****
ne sen son yolcusun
ne ben son bekleyen
tren kaçmadı bebeğim
kır zincirleri kır da gel
ne sen son damlasın
ne ben son içen
şişe bitmedi bebeğim
çek kafayı çek de gel
ne sen son leylasın
ne ben son seven
aşklar tükenmedi bebeğim
gir kalbime gir de gel
****
yıllar boyu uyutulduk
bir masal ile
renklendirilmiş
üç beş hikaye
bir ucuz roman
haydi kalk gidelim dostum
köşe dönücü demiştin benim için
ben hala yolun ortasındayım
sevgiye bir köşe
mutluluğa bir köşe
sana bir köşe
****
sen yalnızca bir rüzgardın
esip geçtin
oysa ben güneşim olsun
yağmurum, karım olsun isterdim
sen rüzgardın esip geçtin
yalnızca içimi titrettin
oysa ben donmak
oysa ben yanmak isterdim
islanmak isterdim iliklerime kadar
sen bir rüzgardın esip geçtin
****
dün gece sen uyurken
hıçkıra hıçkıra ağladım
kadim dostum dört duvar
İçkim sigaram
hiç böyle anlaşılmaz bulmamışlardı beni
oysa ben
beni sevmediğine değil
beni sevemediğine ağladım
dünyanın gözlerinden
çıkmaz sokağa girmesine
yüreğinde çırpınan minik kuşun
kanatlarının kırılmasına ağladım
oysa ben sen uyurken
senin seni bile
sevememene ağladım
****
benim seninle hiç gündüzüm olmadı
bir gece aşık olduk
bir gecede tükendik
ben parlak yıldızlar altında
senin beyazlığına aşık oldum
sen bulutların kapladığı
bendeki karanlıkta kayboldun
oysa sana aşk şarkıları söylemek isterdim
hiç böyle bir şansım olmadı
sen benden tamamlanmamış bir şiir dinledin
ben senin ağzından sarı gelini
bir kadeh içki kadar
sürmedi aşkımız
gündüzün karanlığında yitip gittik
benim seninle dedim ya hiç gündüzüm olmadı
bir gecede eriyip bittik
****
gel seninle bu gece çıkalım
o bar senin bu bar benim
sabaha kadar yok yok
gecenin yarısına kadar dolaşalım
İçelim çakır keyif olalım
İstersen sarhoş olalım
sonra gidelim sahile
uzanalım kumların üstüne
bir yanda denizin sesi
dikelim başımızı gökyüzüne
pervasızca kayıtsızca
hesapsızca yıldızları sayalım
hepsi senin olsun, bir tanesi benim hesapsızca
****
mangal gibi yüreğimle
ben ancak
bir devin sevebileceği kadar
sevdim seni.......
****
unuttum senİ
güneşin bir daha doğmadığı gün
gökkuşağının altından geçtiğim gün
unuttum seni
yıldızların hepsinin kaydığı
okyanusların kurudugu gün
unuttum seni
seni sevdiğim günden bir önce
öldüğüm günden bir gün sonra
unuttum seni
unutursun demiştin ya
canın sağolsun
unuttum seni
****
şarkılar bize seslenir
sen yanımdaysan
şarkılar bana seslenir
sen yoksan
yalnız gözlerinde kalan gözlerim
onların farkında
şarkı söyler birileri
onlar ağlar
****
ben neyim bu dağ başında
eşkıya mı terörist mi asker mi
yalnız bir adam mı yoksa
keşke bir taş parçası olsaydım
ve öyle yaşasaydım
ve bir taş parçası olsaydım güven bana
senin komuta çadırında
özlemle karını düşünerek org ile
parçalar mırıldandığını duymasaydım
sizi uyuyan teğmenler
sizi anımsamasaydım
ve sizi astsubaylar
orhan gencebay rakı şişelerinin dibine
vurduğunuzu duymasaydım
ve duygularımı sömüren ağzıma sıçan beni kahreden
dağ başında bir hayvan olsaydı
daha mı mutlu olurdum
siz söyleyin bari orhan gencebay’la
dibine vurulmuş şişeler
****
bu da benİm şİİrİm
özlemle başlamış hep hayallerim
alınmamış bayramda bisikletim
gül dalına kurulmuş salıncağım
yoklu şarkıları da çok severim
özlemle yazılmış hep şarkılarım
çürük sazdan yapılmış dertli neyim
rüzgarlara takılmış nefesim
İçli şarkıları da çok severim
gecenin dumanları
sabahın sislerine dönüştü
bütün sessizliğiyle
boğazdaki o büyüyü
deldi geçti altı kırk beş vapuru
martılar uyandı
balıklar akıntıya ayak uydurdu
yukarıda biraz yukarılarda
demir kapılar açıldı
sokağa döküldü ölü adımlar
rap rap rap
****
keskin balık kokusu ile
boş mangalların
sıcaklığında ısınabilir miyim
dalabilir miyim denize
yakamozların aydınlığında
bir kuş gibi bir yakadan diğerine
uçabilir miyim
ağlayabilir miyim dizlerinde
hiç nedensiz tutabilir miyim ellerini
hayal edebilir miyim
gözlerinde geleceği
ve
İmkansızı denesem
duyabilir miyim beni sevdiğini
****
İlk gördüğüm anda
kapıldım gözlerindeki fırtınaya
o kalabalıkta kimseler yoktu
sesler yoktu bir ben vardım bir de o
bir gözlerim vardı bir de gözleri
bir gözleri vardı ki
baktım gülüyordu
gözbebeğine baktım ağlıyordu
İçine daha içine indim
sevgi dolu kırık bir kalp
İncilmiş bir zamanlar haince
senin için bir şiir yazacağım dedim
gözbebekleri güldü
dokunmak istedim gözlerine
elimi uzattım korkuyordum vazgeçtim
duygu doluydu hain olmaktan korkuyordum
narindi kırık bir kalp taşıyordu
sanki insanlardan kaçıyordu
dokunmak istedim
İtirafta bulunayım sevmek istedim
söylemek istedim korkuyordum vazgeçtim
duygu dolu narin kırık bir kalp taşıyordu
onu incitmekten hainlikten korktum
hiç bir şey söyleyemedim
korktuğumu anlayıp üzülmesinden korkuyordum
****
kadıköy’de moda’da
senin mekanında
seni sensiz yaşamak
burada olmamandan daha hüzün
nefesinle soluğunla
kaldırım kaldırım yürümek daha hüzün
birbirimizin sınırlarına girdiğimizde
duyulan telepatik özlemler
derin bir nefes
senin ciğerlerimde olman daha hüzün
****
oğlum mert’e
ayrılıklardan sonraki bir günde
sevgine hasret sana koşuyorken
yüzüme bakıp bakıp sana birden
haykırır gibi seni sevmiyorum
babam değilsin buradan gitmelisin
deyişin beni asla üzmedi ki
duysaydın her gün seni sevdiğimi
ve ben her gece elim kolum dolu
oyuncaklar ve rengarenk toplarla
girseydim hayal dünyandan içeri
prens olsaydım bütün masallarında
bana sevgiyle baba demez miydin
uyandığında gördüğün olsaydım
sana sarılıp yanında kalsaydım
kalbin hasretle yanıp ağlamasa
rüyaların her gün kabus olmasa
canım babacığım seni seviyorum
diyerek bana hep sarılmaz mıydın
ama bunları anlatabilseydim
eğer birazcık beni dinleseydin
aslında seni ne çok sevdiğimi
sen ağlamadan söyleyebilseydim
İki yıl uzun sayılmazdı asla
****
evet evet doğruydu duydukların
bir şimşek gibi patlayınca suratında
İnanamadın sana kul köle birine
ve bir nefeste çıktı dudaklarımdan
seni sevmiyorum
seni sevmiyorum
seni sevmiyorum
senden sonra seni sevmediğim gibi
geceler boyu yalnızlığımda
hiçbir kadını da sevmedim
ve son nefesimde de dökülür dudaklarımdan
seni sevmiyorum
seni sevmiyorum
seni sevmiyorum
unutmak kolay olsaydı bir oyun gibi
ağlayan gözlerimle yalnızlığımı unuturdum
unutmak yeter olsaydı
seni sevdiğimi unuturdum
ve kanımın son damlasına kadar yazardım
İstanbul’un bütün duvarlarına
seni sevmiyorum
seni sevmiyorum
seni sevmiyorum
sana aşığım
****
şaİrlerİn anisina
abdullah’ın dediği gibi
sen orada dalından koparılmış
bir zerdali gibi dur
ben burada zerdalisiz bir dal gibi kalayım
ben de bir gül koparttım dalından
gül ne zerdali ne ben gibi durdu
büktü boynunu
ve ben çiçek koparmaya tövbe ettim
bir şiir yazdım sana
nostaljik yanım ağır bastı
oysa sen yepyeni cıvıl cıvıldın
kalemi kırdım sabaha karşı
sevmeye tövbe etmiştim
kırdım zincirleri ve seni sevdim
sevdim seni hatırlatmalarda
yüzün saçları tutuşan altı yaşında bir kızı
hatırlattı öyle masum
gözlerin saçlarına
yıldız düşen anneyi öyle duygulu
ve bir orman gibi kardeşçesine
ve sen tümünle
çatalkarayı çingeneyi hatırlattın
daha neyim olacaksın kim bilir
****
oto sanayinde bir çırağım
sobamız yok ustamız çok
usta gömleği altında çifte yün kazak
bende bir gömlek kolu kısa
gencim kanım kaynar
üstüm başım rezil
param az sevgilim yok
hobilerim top oynamak
pazar günleri kahveye veya karaköy’e uğramak
kahvede sıcak çay
karaköy’de kaderi benden karanlık soğuk bir karı
bu kadar mola yeter
gencim kanım kaynar soğutamam
gömleğimi çıkartır atarım
yemek zamanı
ekmek arası yüzelli gram helva
şişmanlığım hep bundan
sigortam yok
doktorum profosör koca karı kezban
ve onun yüzde elli indirimli ilaçları
akşam hava kararır ustalar özel arabalara
ben kepenklerle beraber gözlerimi kapatırım
yorgunum yol uzun
evin içi buzdolabı
televizyon yok radyo yok
yatağa düşer yorgun bedenim
düşer düşmez uyurum
düşer düşmez kendimi düşlerde bulurum
yatak nemli düşler ıslak
gencim kanım kaynar
gece artistleri sarar
sabah yalnız kalkarım
yalnızım yalnız
bir kedim bile yok
****
yalnızım yalnız
beni oto sanayinden tanırsınız
yaşım on sekiz filinta gibiyim
ama hala oto sanayinde çırağım
kahvede okeye başladım karaköy’e aboneyim
bir radyo aldım
beşyüzbin peşin beşyüzbin altı ay taksitle
bayramlıklarımın yanına astım
dinliyorum akşamdan akşama
babam buna pil dayanmaz ki
evimde elektrik yok radyo benim neyime
dün resim çektirdim saçlarım limonlu
sigortam yapılacak
İsteniyor bir sürü evrak
benim daha muhtarda kaydım bile yok
artık biraz param var sevgilim yine yok
yakışıklıyım aslında herhalde şansım yok
köye bir yol edeyim bir kız bulurum belki
otobüs parası bir haftalık dönemem geri
para varda ne oluyor sanki
evin damı akıyor
yatak düşlerden değil yağmurdan ıslak
yatağa varamıyorum kovadan
geçenlerde ateşlendim de
yatağım ısındı biraz
koca karı kezban geldi
nane limon minare gölgesi zencefil
beşyüzbin lira elveda dedi kezbanla gitti
ustalarla haftada bir yemek yiyorum
burjuvalığım tuttu bu günlerde
ekmek arası aynıda helva oldu kavurma
sabahları artık yalnız uynamıyorum
bir kedi aldım eve benim gibi kimsesiz
bir kedim bile var
****
beni hepiniz tanırsınız
çıraktım oto sanayinde
usta oldum usta
param çok manitam çok
İşi anladım sonunda
yakışıklılık bedava
kızlar gelir paraya arabaya
dört çırak çalıştırıyorum yanımda
akılları fikirleri kahve
üstlerinde yok başlarında
nasıl yaşarlar anlamadım
ekmek arası helvayla
saçları limonlu
gözleri kapalı yollarda
ha! kezban’ı göremez oldum
o barakadan ayrıldıktan sonra
gızlar istemez oldu
kediyi koydum kapıya
bir çırak almış onu barakasına
kedim yok ama
biniyorum son model arabaya
****
belakİ
vay canına bu duvarla bu plaklar
kurulduğumuz sandalye
üzerinde sevişilen sandalye
lambası yanmayan tuvalet
mutfakta damlayan musluk
bakıp da kendimi göremediğim ayna
terkedilmiş bisiklet
kapanmayan kapı
güneşe özlemle çekilmiş fotoğraflar
bir sevgili gibi karıştırılan o dergi
kapalı kutsal oda
dışardan gelen sesler
yere dökülen bira
beni yakan sigara
rutubet kokan battaniye
seni güldüren leblebi
İçini yakan dilim
beni titreten dudakların
kısaca biz olaylar ve bu mekan
yalnızca ismini koyamadığımız
bir şey hariç
yıllarca yaşanıyorcasına yabancı değil bana
-****
evlilik
İnanmadığım bir şey için
gösterdiğim çaba
sırf başkaları mutlu olsun diye
İnandığım ve inanmadığım iki şey için
senelerce çaba
sonuç
belki çok şey
belki de hiçbir şey
****
yüzünde çizgiler
bir resim çiziyor
mutluluğa dair
dilinde kelimeler
bir şeyler söylemek istiyor
sevgiye dair
sonra
ağladığını hissediyorum
yüzündeki fırtınadan
ağladığını hissediyorum
gözlerinden yaş akmadan
sen ağlıyorsun oralarda
ben ıslanıyorum
göz yaşların bir yağmur gibi
üşüyorum,üşüyorum,üşüyorum
****
bu gece için
kusuruma bakma
İçmişiz bir kere
kafa kıyak
ne söylemişsem
ama bil ki
yarın sabah uyandığımda
yani güneş yüzüme vurup da
ayıldığımda
ya içmeye devam edeceğim
ya da seni sevmeye
****
ağlardı insanlar bakardım
ağlardı insanlar kaçardım
ağlardı insanlar ağlardım
sen ağladın bir gece
denizin yüzüne vurduğu yerde
ben güldüm mutluydum
****
gelin sizinle bir şiir çizelim
gözlerinden biri
çekilenleri,acıları,haksızlıkları anlatsın
ve çakmak çakmak baksın
diğeri
mutlulukları,çoşkuları,sevişleri anlatsın
aksine diğerine güler baksın
kulağın birini sağır çizelim
duymasın dedikoduları,kalleşlikleri
diğeri
açık olsun tüm güzel sözlere ve sevgilere
kızarsın,utanmaz olmasın yanağın biri
taş gibi olsun ve karşı dursun
yaşamın bütün tokatlarına diğeri
gelin sizinle bir şiir çizelim
gözleri,kulakları,yanakları ile
bir şey eksik kalsın
dudaklarını yalnız siz çizin konuşsun
ve bu şiir sizin olsun
****
cesurdum dün akşam
gözlerim konuştu
ve bir şiirdi onları dolduran
hayat bir sahne bizler dekor
yaz gülüm
her nefes bir kelime
her gülüş bir cümle
ben bir anı
sen bir hikaye
İkimiz bir roman
yaz gülüm
öpüşmemiz bir virgül
sevişmemiz bir nokta
aşkımız trajedi
ayrılık bir komedi
hepsi melodram
yaz gülüm...
****
fareler bile terk etti
bu şehri ve beni
bir tek sen unutamadım
sen yıllardan sonra yağan karın
İlk tanesi ne olur erime
sen kozadan çıkan kelebeğin
İlk kanat çırpışı
ne olur heyecanını yitirme
****
dün bir dilenciye sordum seni
öbür köşede
aylardır dileniyor
ama önünde para yok dedi
bir sarhoşa sordum seni
dolaşırsan bulursun
sarhoştur her meyhanede
ama kadehinde içkisi yok dedi
****
yollara hasret
her günüm zindan olsa
gözyaşlarımla anlatılsa
kolay olurdu
sana olan aşkım
şarkılara söz
bülbüle nağme olsa
güllerle anlatılsa
kolay olurdu
sana olan aşkım
İçime nefes
ölüme çare olsa
dualarla anlatılsa
kolay olurdu
sana olan aşkım
gözyaşım kokunla
dolu olmasaydı
elim dokunurken sana
aşkım beni benden
kıskanıyor olmasaydı
kolay olurdu sana olan aşkım
****
gözümü açtım seni gördüm
yumuşacıktı başımı koyduğum göğsün
gözümü açtım şefkati gördüm gözlerinde
yaşadığım ilk ve en güzel mutluluktan anne
beni emzirdin büyüttün yüreciğinde
hasta oldum mutlu oldum sen hep yanımda
en güzel mutluluğum sensin anne
babama sarılmak istedim yoktu
sen baba oldun
sevgi oldun gönlümde
gün geldi türkü oldun şiir oldun dilimde
seni sığdıramadım bir yerlere
İnan ki yerin hep kalbimde
en güzel mutluluğum sensin
anneler günün kutlu olsun anne
****
sen ikiyüzelliyedinci aşkım
İlk çaresizliğim
dudaklarımda yeniden canlanan
çocukluğumun tebessümü
çölde tek damla suyum
gece boyu çaparime takılan
o tek ve ilk minik balık
kuru ekmeğime soğansın
tükenişimin ilacı umutlarım
karanlıkta kaybolan
çığlıkların sessizliği
göz yaşlarımın intiharısın
****
bu sayfa sizin olsun.
bir şiirinizi buraya yazın
adalarda balığa çıkmasak da
tut elimden İstanbul
çengelköy’de bir meyhanede
balıkla rakıyı fazla kaçıralım
kır kahvesinde olmasa da
çamlıca tepesinde kahvemizle
İstanbul gecesini yudumlayalım
üsküdar’da dinleyemesek de hafız burhan’ı
onu anılarda bırakıp
gülhane’ye koşan İstanbullu’yu
konserlerin ortasında kucaklayalım
denize giremesek mehtabına çıkamasak da
laleleri papatyaları emirgan’da
kucaklayıp çaylarımızı yudumlayalım
evleri gibi kendileride birer birer
kaybolan rum komşular
ve güzel kızlarını mazide uyutalım
biraz damak tadı biraz kulak pası
bir rum tavernasına da uğrayalım
****
saçma sapan sorular sordular
bütün bunları niçin yaptığımı
nereye varmak istediğimi
amacımı sormadılar
ve ben oynayamadım
yıllardır beynimde
canlandırdığın tiyatroyu
sahnenin bir köşesinde beni bizi
haklıyı haklının sesini soluğunu nefesini
başka bir köşede bizi anlamayanları
bir köşede aynaya bile bakmaya korkan
onları karşımda ki yorgun dramcıları
bir diğerinde anamı babamı
kuytu bir köşede ise
karımı ve çocuğumu
onların keskin ve gururlu bakışlarını
oynayamadım yazık
bir çok amacı duyguyu kavgayı savaşı
sormaya korktular bütün gerçek bu
sordukları şunu sen mi yaptın
o anda orada mıydın
sen miydin sen mi
bensem buradayım
ben değilsem niçin buradayım
ama haykırdım bendim ben ben ben
ve böylece bu komedi sorular
sürüp gitti geceler boyu
arada bir değişiklik de vardı
alt katlarda soğuk ve loş bir sahnede
bizim oynayamadığımız oyun kadar gerçek
buram buram bir dram!dram!dram!
****
seni görmesem
kolay olur sanmıştım
gözlerimde gözlerini unutmak
bir rüya tatlı bir hayal
anladım ki ırmak gözlüm
elimde değil seni unutmak
ellerimde sıcaklığın
dudaklarımda izin
İçimdeki bu yangın
anladım ki melek yüzlüm
elimde değil seni unutmak
o mutlu anlar
dudağımda ki tat
göğüslerinden yayılan koku ve haz
çılgınca sevişmelerle
anladım ki sevgi kuşum
elimde değil seni unutmak
ne bu alemde
ne de başka bir yerde
anla artık sevgilim
elimde değil seni unutmak
****
mutluluk
ürkek ve şaşkın
İlk kanat çırpışındadır
bir kelebeğin rüzgarla
bazen bir tayın ilk adımlarında
gösterir kendini
kırık dökük ve aksak
kimi zaman
dağdan aşağı salınan
nazlı bir derenin
ovaya kavuşmasında
aranırsa bulunur mutluluk
kargaların serenatında
şehrin tam ortasında
ve ben yeni doğmuş
bir kelebek ve tay gibi acemi
çağlayan bir dere ve karga gibi
coşkun ve çığırtkan
seni seviyorum diyorum
İşte mutluluk bence burada
****
beni böyle boynu bükük
bırakışının her yıldönümünde
bir mum yakarım penceremin önüne
gözlerim ağlar kalbim ıslanır
mum tüter duvar tütsülenir
mumum her alevlenişinde anılar
sönüşünde ben eriyişinde biz gelir aklıma
bütün mumlar biter sen gelmezsin
ben alevlenir
ben erir ben sönerim tek başıma
sen gelmezsin gün doğar
bir yıl daha beklerim
****
seni gördüm rüyamda
beni çağırıyordun
koştum sarıldım sana
öyle tek başına bırakamazdım ki seni
gün oldu uyandım yalnızdım
seni aradım yalvardım yoktun
koştum ordan oraya
tak başımaydım çaresiz ve yalnız
günler böyle geçti
uykusuz ve sensiz
bir gece uyudum seni buldum
bir daha uyanmadım
****
denizleri durgunluğunda geçeceğiz
dağları zayıflığında deleceğiz
denizlerin coşkusunu
dağların cesaretini çalacağız
çocuklara armağan edeceğiz
ateşlerin içinden yürüyeceğiz
bulutların üzerinden aşacağız
ateşlerin sıcaklığını
bulutların neşesini çalacağız
çocuklara armağan edeceğiz
güzellikleri gizlene yerden alacağız
İnsanlığı yeni baştan yaratacağız
güzelliğin erdemini
İnsanların bilgeliğini çalacağız
çocuklara armağan edeceğiz
ve gün gelecek
çocuklara
çalınmayacak bir dünya bırakacağız
****
bir şeyi veya bir kimseyi
yaşayıp kaybetmek ya da sahip olmamak
ve işte acı olan
İnsanın elindekini kaybedince değerini anlıyor olması
sonra bu hikayeden yola çıkarak
köle doğan biri için özgürlük
sıkıntıdan ve eziyetten kurtulmada
özgürken köle olan biri içinse
özgürlük bir tutkudadır
ve işte en kötü olan
özgür doğup köle ölmektir
biz farzedilen insanlar
hep özgür doğarız
ama hırs ve ihtiras
bencillik ve iç güdülerimizin birer kölesi olarak
ölürüz çoğu zaman
****
kimi zaman
birilerinden korktuk
kimi gölgeden
bir gün kendimizden korktuk
kendimizden koptuk
****
aynalara bakıp da
kendini gerçek sanma
sen benim hayalimsin
aynalara takılıp kalma
en güzel halinle yarattım seni
allah vergisi sanma
ben yaşadıkça
sen ölümü kafana takma
şarkılarımda yaşarsın
sözümde yaşar telimde yaşarsın
bana böyle davranma
kızıp bırakırım sanma
uyurum her gece
rüyalarımda yaşarsın
****
yerken içerken yatarken
yanımda olman için değil
sana ihtiyacım
benim;
senin bana ihtiyacın olduğu zaman
yanında olmaya ihtiyacım olduğu için
sana ihtiyacım var
her gece bir vurgun
yaşar gönlüm
rüyalar bir umut
uyanışlar bir kabus
gözyaşları ile doğar güneş
matem ile batar
sen taktın bu maskeyi
yüzümde mutluluğun yalancısı
İçimde sensizliğin acısı
beni yakan seni gidişin değil
a canım
sevgilerin öksüz kalışı
****
tüm güzellİklerİn doğduğu ve
yaşandiği yer, avşa adasi
gece şarabını yudumlar mehtabına çıkarım
deniz ayı kandırıp
yatırmış göğsüne utanır kaçarım
sabah güneş doğarken uzanır kumlara
benim gibi yorgun ama mutlu
dönen balıkçıları karşılarım sahilde
sonra bir çocuk hevesiyle koşarım denize
rengarenk balıklar midyeler pırıl pırıl kumlar
her gün aynı saatte giderim iskeleye
İbadet eder gibi vapuru
ve her vapurda bir sevgiliyi beklerim
bağları dolaşır üzüm veririm
sevgilimin dudağına dudağımdan taze taze
akşam bir başka güzel olursun
yürürüm lokantaların önünden
bir kolumdan dansöz çeker
diğerinden balık ve rakı kokuları
ben yine şarabımı yudumlar
dalarım mehtabına
kıskanırım denizi ayı çalar sararım
günler gelir geçer yaz biter
ve ben her kış yazı değil avşa’yı özlemle beklerim
****
duydum ki beni sormuşsun
İki lafın arasında
İsmimi anıyormuşsun
yalansa dilin tutulsun
demişsin ki seviyorum
İki şarkı arasında
ona fallar tutuyorum
yalansa dilin tutulsun
bende seni seviyorum
İki kadeh arasında
senin için ağlıyorum
yalansa gözüm kör olsun
****
güllerin kokular saçtığı
papatyaların rüzgarlarla dans ettiği günleri
hiç hatırlamayız
oysa yaşamıştık
mutlulukları çoşkuları güzellikleri sevinçleri
hiç hatırlamayız
oysa yaşamıştık
güllerin solduğu
papatyaların boynunu büktüğü günleri
hep yaşarız
yaşamak isteriz
her zaman mutsuzuz çaresiziz
her kederleri hep elemleri yaşarız
nedir bu boşvermişlik
nedir bu kaçış yaşamdan
neden bu gül dikenleri
neden papatyanın boyun büküklüğü
oysa yaşamıştık
güllerin kokular saçtığı
papatyaların rüzgarlarla dans ettiği günleri
oysa yaşamıştık
yine yaşarız
hep yaşarız
ama nedense hatırlamayız
mutlulukları çoşkuları güzellikleri sevinçleri
oysa yaşamıştık
yine yaşarız
hep yaşarız
ama nedense hatırlamayız
****
senİ beklİyorum
her gün gemiyi görünce uzaktan
beni terk edip gittiğin iskeleye koşuyorum
son yolcuyu bekliyorum bir umut içimde belki sensin
güneşlendiğin yerdeki kumlara
avuç avuç beden beden sarılıyorum
bir an bile olsa hissetmek için seni
akşamları barlar tavernalar dansözler çengiler hep benim
ama yudum yudum kadehimde sen yoksun
dalgalardan fal tutuyor balıkları dinliyorum nerdesin
yapraklar kıpırdamıyor kokunu bana taşıyor
hissediyorum rüzgarı nerdesin
söyle ne olur ölüm kadar yakın mısın
yoksa yaşam kadar uzak mı bana
İçilen aynı yenilen aynı yüzler yollar hep aynı
bir değişik istiyorum sen nerdesin
kışın sıcak bir rüzgar yazın bir mehtaplı gece
benim mabedim burası
seni avşa’da bekliyorum
****
hasret
sabah balıkçı motorlarının
uskur sesiyle uyanacaksın
doğan güneş yüzünü ağıtırken
martıların çığlıkları uykunu dağıtacak
ama sen İstanbul’u anımsayamayacaksın
minareleri gölgen olacak
takaları yastıgın
adaları arkadaşlarının olacak
modası senin
ama sen İstanbul’u anımsayamayacaksın
galata’sı kadehin olacak
boğaz’ı rakın
sarıyer’i esmer dostunu hatırlatacak
çamlıca’sı sarışın
ama sen İstanbul’u anımsayamayacaksın
****
dağların en yalnızı süphan
sen de benim gibisin
başın dik
gururlu
ama yalnız
sen de benim gibisin
çılgın
yalçın
ama sönmüş
senden beni ayıran
güneşe köle olmayan karların
bende ise
çaresiz
tükenip erimiş bir yürek
****
gecenin dumanları
sabahın sislerine dönüştü
bütün sessizliğiyle
boğazdaki o büyüyü
deldi geçti altı kırk beş vapuru
martılar uyandı
balıklar akıntıya ayak uydurdu
yukarda biraz yukarılarda
demir kapılar açıldı
sokağa döküldü ölü adımlar
rap rap rap
****
kıvır kıvırdı
güneş dans ediyordu saçlarında
yüzünde heyecanın doruktaki resmi
o gün adını koyamadım senin
sonradan sana aşk dedim
hani kulağına fısıldadığım
hani kalbinde atışını duyduğum
aşk dedim işte
beni dağların zirvesine koyan
oradan alıp güneşlerin batışına atan
ve sonunda
buralarda sen yoksun
aşk dedim işte
****
ayaklarım yaprakların arasında kaybolmuştu
yapraklar
sararmış ve birer birer kopmuş dalından
bense tüm sevinçliğimle
girmiştim bahçe kapısından
tam evinin kapısında
üç beş yaprağın kapattığı
mektubu gördüm yerde
tarih beş ay öncesiydi
koskoca beş ay
demek ki neredeydim
seni ne çok sevdim
hiçbirini öğrenememişşin
mektubu açtım
kurumuş bir papatya çıktı içinden
ahh sevgilim unutmamışsın
****
bir damla şarap dudağımda
İçmesem bende durmaz
bir damla yaş gözümde
kanım seninle akmasa durmaz
bir tatlı gülüş gözlerinde hüzünde kalınmaz
bir hoş seda dilinde büyüsünden kaçılmaz
bir yudum şarap gibisin
dudağıma koymasan olmaz
duygularımı anlattım yalansız
bu şiir yazılmayıp bende kalsa olmaz
bir tatlı sıcaklık ellerinde soğuk kalınmaz
bir hoş tatlılık teninde öpüşten kaçılmaz
****
İçimde bir dev ağlıyor
gözlerimde bir çocuk gülüyor
çok hastayım çok
hayatla dalga geçiyorum inadına
beynim iflas etmiş
bavulunu toplamış çoktan
razı gitmeye
gel gör ki gel gör ki
şu gönlüm ahh, deli gönlüm
söz dinlemez sever deli gibi
****
ağlıyordum mutluluktan
ağlıyordum neşeden
seviyordum aşıktım
ağlıyordum
hissetmediğim hisleri
hissettirmediğin için
ağlıyordum ve damlalar
dudaklarıma,oradan kalbime
kimi zaman ılık ılık
kimi zaman deli dalgalar gibi
ağlıyordum
****
anneme...
o benim için
tüm zamanların annesiydi
benim güzel annemdi
yüzüne hiçbir zaman
kırışıklar kondurmadığım
zaman geçse de hiç yaşlandırmadığım
pamuk elinden de nasırlı elindende
ekmeğimi yediğim
ama hep aynı sıcaklıkta
şefkatli elleriyle benim annemdi
o benim annemdi
ben güldüğümde gülen
ağladığımda kahrolan
saçıma düşse de aklar
beni hiç büyütmeyen annemdi
İşte o benim annemdi
****
yanlış anlamayın beyler
size değil nefretim
suratımda ki bu maskenim gerisinden
kustuğum kin size değil beyler
gözlerime baktığınızda gördükleriniz
beni sizinle yatıranlar
sizi çat çat iki yüz kağıda bayıltanlar
ne kadar kolay bize vurmak
****** damgası
ne kolay söylersiniz onun işi bu
çat çat al üç yüz kağıt
ne kadar kolay
başka iş yap demek
ama biliniz ki
maaşınızı ödeyen birçok patron
bir şeyler bekler sizden
****
kaç yıl oldu bir akşam üstü
el ele sevdiğimizle
çay içmeyeli gönlümüzce
suratımda hep bir maske
İçimde hep bir koku
ya tanırlarsa,ya gelirlerse
beni duygusuz yaptınız
beni umarsız yaptınız
peki sorarım size
hanginiz yatağınızdan diktiniz
gözlerinizi tavana ve çizdiniz
sokak ışıklarından sıcak bir yuva
hanginiz oyuncak bebeklere
sarılıp ağladınız
onlara elbise diktiniz
sabah okula gönderdiniz
hanginiz akşam okuldan dönüşünü
dört gözle beklediniz
****
kadın hakları dediniz
mor çatı dediniz
bizde dövüldük,bizde sövüldük
tecavüz edildik,öldürüldük
siz cici ablalar
o zaman nerelerdeydiniz
yeri geldi bizi övdünüz
dertlerinizi bizimle bölüştünüz
namus dediniz aile dediniz
beyler karınızı bu kadar sevdiniz de
niye bizimle düzüştünüz
bir barda anlamadığınız
İki müzikle
bir büyük rakıyı devirdiniz
meze yerine bacaklarımızı yediniz
kimi zaman çıkartmadan elimizde patladı!
dostlarınıza ne güzel düzdüm dediniz.
kimi gece çat çat dört yüz kağıt yedin
ne karı idi abi dediniz
ben ne karı değilim
bunu siz söylediniz
****
hiç birimiz çocukluğumuzda
oynarken evcilik
******luğu tercih etmedik
kaç sabah bizi sizinle yatıranları
allah’a havale ettik
bir çoğunuzdan da nefret ettik
ama açmadık karınıza bir telefon
kutsal ailenizin içine etmedik
belinizde silah be abi
bir gece götümüzü de düzdünüz
biz ağlarken sabaha kadar
siz sokaklarda kahkaha ile güldünüz
ulan ne adisiniz be
bizden eve giderken
çiçek aldınız
çingeneye bile göz diktiniz
sonra yaşlandık herkes gibi
kimse kalıcı değil bu dünyada.
canınız sağ olsun
hakkımızı çok yediniz
gömerken bizi toprağa hakkınızı helal ettiniz
ve gün geldi sizde öldünüz
çıt çat çat çatır
sonunda ebenizinkini gördünüz
****
gönlümün bağından üç gül getirdim
katmet katmer açmış seven goncadan
bir dostluğun için bir güzelliğin
diğerini sorma söyleyemem ki
acılarda uçup gitmiş gönlümden
güzelliğin kadar sıcak dostluğun
biri solar ise küser öteki
diğerini sorma söyleyemem ki
bir kolaylık olsun sana derim ki
dostluğa susayan candan daha çok
İki candan gülle gönül bağından
sevilmeye değer tek insan sensin
****
patnoslu çocuklarima tüm sevgİlerİmle
doğduğum yer İstanbul, altın şehir
herkesin bir yeri bir yerine denk
İnsanlar bir şeker uğruna ölmüyor
ölenleri de insanlar şeylerine takmıyor
askerliğimi yaptığım yer patnos
burada da çocuklar şeker yiyebiliyor
burada da savaş yok
burası hiroşima değil çünkü
ama burada bombadan çocuklar ölebiliyor
burada sorumsuzluk tohumları atılıyor
atıldığı gibi de filizleniyor
İki çocuk yaşları dokuz on
unutulmuş veya patlatılmaya üşenilmiş
bir roket atar mermisi buluyorlar
ve hurda parasına satmaya götürürken patlıyorlar
geride kalan savcının bile beş yüz metreden
dürbünle zor bakabildiği insan parçaları
ve annesine senin oğlun öldü diyorlar
sadece öldü yalnızca öldü işte
ve de ekliyorlar iyi ki eve getirmemişler hepiniz ölürdünüz
alkışlanacak bir mantık biraz un biraz yağ olay kapanır işte
haberi İstanbul’da gazeteden okuyan bir adam
oturmuş piposunu körüklüyor
entellektüelmiş şimdi
eskiden de biraz sosyalist
ve sırf böyle olmanın ağırlığı ile üzülüyor
gazetesini fırlatıp atıyor özgün müziğine takılıyor
duygulanıyor ki ne duygu sormayın gitsin
ve biraz sonra yatağa giriyor
karısı ile sevişmek belki de daha birinin hesabı sorulmadan
sorumsuzluklar ülkesine bir kurban bebek daha
dünyaya getirmek için
bok duygulanıyorsun hayvan herif
şimdi dostlar işin en heyecanlı yanına geldik .yarın sabah ve ondan sonra ki sabahlar uyanıp da, içinizde bir yardım etme kıpırtısı duyarsanız; yaşadıgınıza şükredip sizin gibi yarında uyanabilmesini istediginiz hastalıklarla boguşan tüm insanlar için elinizden gelen yardımı yapma istegini hissederseniz kendinizi tutmayın yani yastıgınıza başınızı koydugunuzda günün ve insan olmanın getirdigi sorumlulukları düşünmeden uyuyamıyorsanız;sabahın
gece yarısı trenlerinden birine bindim
sen ya gelmedin
yada geciktigini söyledin
son sigaralardan birini yaktım
ya celladım agzıma tutuşturdu
yada gömlegimin sol cebinde kırılmış buldum
son defa el sallamak istedim
bensiz yaşanacak güzelliklere
ya elim baglı idi
ya da göz yaşlarımı siliyordum
ne farkeder kİ
ya sen celladım idin
yada bana bitti bu aşk dedin...
*****
yıllarönce bir mezarın başında
İki kadeh rakı ile
konuşan bir kız görmüştüm
uzaktan seyrettim
kendi kadehinden yudum alıyor
diger kadehten bir yudum topraga döküyordu
yanına gittim
anlıyorum seni dedim seviyordun
ve şimdi burda ama seni duymuyor ki
duysa bile içemezki
bu imkansız dedim
kız gözlerime dikti gözlerini
biliyorum imkansız ama anlamsız degil dedi
İmkansız ama anlamsız degil.
****
dinlemiyordun
dilimi kestim bir gece yarısı
gezdigimiz yerlerde yalnızlık vardı
gözlerimi çıkarıp attım çöp kutusuna
şiirlerim sıktı seni
parmaklarımı bıraktım
marongoz hızarında
ellerimle parçaladım bir gece yarısı penisimi
uyanmasın diye başka kadına
******git dedin bir akşam üstü
gitmemek için ayaklarımı kestim yanı başında
kalbim durdu kendi kendine bir sabah
o tarih nisan bir gibiydi
****
bir hayalsin
rüyalarımda bir gün gercekleşecek
bir tohumsun gönlümde
bir gün filizlenecek
söz verdi tanrımda
yardım edecek
seni korumak için
melekler gönderecek
****
sakın umudunu yitirme diyordu
bütün aşk doktorları
allahtan umut kesilmez
senin yüregine kurban biri vardır
ve çıkar gelir bir gün
belki yolu uzundur yani yoldadır
belki işi uzamıştır yani ordadır
belkide edilmiş bir sözü
kesilmiş bir raconu vardır
yani sana kurbandır
ama gelemez gelemez gelemez
****
televizyonlar şöyle bir haber geçiyordu
İmkansız aşkların soytarı şairi öldü
açıklama şöyle
dün sabaha karşı bir ucurumun dibinde
ölü bulunan şairin ölüm nedeni sırrrını hala koruyor
şairin avucundaki bir kelebegin hala yaşıyor olması
uzmanları bile hayrete düşürdü
şairin cebinden çıkan kagıtta ise şu yazıyordu
uçurumdaki son dala tutunmuştum...kırıldınn
İmza imkansız aşkların soytarı şairi
****
dün gece pencereni aydınlatan
yıldızlara misafir oldum
konuştuk ordan burdan
dayanamadım seni sordum
tanımıyoruz dediler
yıldızlara küstüm
tenini yakan güneşe
dudagınıyalayan denize
masamda ki mezeye
rakıya küstüm
eline uzanamayan elime
öpmeyen dudagıma
allah kahretsin ki
sensiz gecen yılarıma küstüm
****
rüzgarlara fısıldardım sevgimi
geceleri gök yüzünü boyardım beyazlara
gelin gibi
kuşlara anlatırdım seni
kalbime yazardım
her nefeste ismini deli gibi
oysa sen kokunu getirmesindiye
rüzgarları estirmemişsin
karalara boyamışşın gökyüzünü
gönlüne güneş dogmasın demişşin
anladım ki sen beni hiç ama hiç
sevmemişşin
****
giderken el bile sallayabilirdim sana
beni bırakmasaydın
gözü yaşlı
issız kumsallarda
hatta anlına kondururdum
bir veda öpücügü ile
ugurlardım seni
son gemide
gözlerime bakarak
seni sevmiyorum diyebilseydin
****
ben hiç bir zaman
karanlıgı sevmedim
birde beni bırakıp giderken
bana bakışını
oysa ben güneşi severdim
ve senin gülen gözlerini
ben ıssız ve soguk gecelerde
senin hayalini severdim
beni bıraktıgın gecenin yerine
caresizligi yanlızlıgı
hatta ve hatta
ölümüde severdim
****
kiden geceler uykusuzdu bende
şimdi ben gecelerde
sen uyurken anlına öpüçükler
kondurdugum
saçında nefesini saydıgım gecelerde
****
son yelkenlide geçti bogazı
marmaraya açılmak üzere
hava puslu
kadiköy kıyısında bir adam
elini uzatsa yakalayacak
beyaz yelken mutlulugu
ben çok çok yorgunum.
****
hiç bir şeydim
un ufak bile degil
dudagımda aynı şarkı
bir geminin yırtık yelkeni gibi
ve seninkiler olabilirdi
cellatın yerine
bir sihirbazın hünerli elleri....
****
kim görmüş agladığımı
kimin yanında
haykırmışım adını
İçmişim dagıtmışım
sen gittikten sonra
koca bir yalan
ne gözlerimde yaş
ne dilimde beddua
ben bir kere sevdim seni
adı ölüme kadar......
****
ben bir papatyayı sevdim
İnce ve narin
benim kışlarım vardı soguk
yazlarım kurak
ben seni sevdim
hazanlarım vardı
kalbimde ayazlarım
ben seni sevdim sende bahar vardı.
****
sensizsem eger
masada ki mezenin
tuzun biberin
şişenin dibindeki rakının
önemi yok
duymuyorsan eger
aşkımı haykırmanın
şiirin,bestenin
şarkılardan tutulan falların
önemi yok
tutmuyorsa elini elimin
senin için atmıyorsa kalbimin
sen yoksan yanımda
bu bedende yaşamanın
önemi yok
****
belki mutlu degilim
gözlerimde yaş
İhtiyarlıyorum her halde
ama bahar geliyorçıgırtkan kuşların kanadında
bir kuş yuva yapıyor penceremin kenarında
birde güzel gözlüm sen varsın ya yanımda
*****
bu sayfa sİzİn olsun buraya mutlak bİr şİİrİnİzİ yazin
yilda tek bİr gece sensİn.......
bu sabah iskeleye erken indim sevdigin balıktan aldım
İlk oturdugumuz çay bahcesinde bir çay içemeden gecemedim
tabi ki çıtır çıtır simitten de yedim
eve dönüş yolunda ihtiyara ugradım şu bizim rum mezeci canım
hazırlamış siparişleri senin en sevdigin mezelerden
kızma hemen yaaaa valla azar azar aldım hepsinden
taşlıklı yola saptım;biliyormusun topugunun kıran o delik hala duruyor
bak işte kokusu geldi badem ve kayısının
hala bu ayşe teyze böyle
canı gidiyor bir tane kayısı kopartsan
şişşşşt kopardım tabi iki tane
hızlandım senin tabirin ile vitese taktım takviyeye attım.....
bahce kapısına yaklaştım max anladı hemen havladı
bazen şüphe ediyorum benim kokumumu alıyor yoksa getirdiklerimin mi
offff yorulmuşum kirazın dibinde kestireyim biraz
uyuyamadım ama dinlenmişim saat yedi oldu mangalı yakmalıyım
vapur sekizde yanaşır sen sekiz otuz gibi yanımda olursun
mangal tamam şimdi de bir salata üstüne nane koyacaktım unutmuşum almayı
dur komşudan isteyeyim
bu günlerde çok elektrik kesiliyor buz bulmakta zorlanıyorum
senin şansına iki gündür kesilmedi
salata tamam gramafon hala çalışıyor
ve o iki taş plakta beklenen şarkıyı koydum
zeki müren ahh beeee
gözlerininin içine başka hayal girmesin derdin,valla güneş bile girmedi sen yokken
salıncaga oturdum sallanayım diye sensiz olmuyor
yegane plaklardan ikincisini koydum
sana rastladıgım bir bahar akşamı gibi hava biraz serin
gemi gözüktü şimdi yanaşır iskeleye
gaz lanbalarını ve mumları yaktım
buz kovası haa işte salata kavun
mezeler balıklarıda attım mangala sen gelince hazır olur aşkım
seni beklerken dalmışım balık yanmış rakıda buzlar erimiş max uyuya kalmış
saat sabaha dönmüş gramofon takılmış gözlerinin gözzlerinin gözlerininin.......
ah aşkım yirmi yıldır böyle işte gelmeyeceksin bir daha biliyorum
bu adada benim tek ibadetim ;yilda tek bİr gece sensİn
****
ne den burdaydın bu gece
kaderimin en kalın cizgisimiydin
gözlerime bu kadar yakın
ellerim için çok uzak
bir uçurummu vardı aramızda
yangınlar mı
yagmurmuydu beni ıslatan
kalbimin göz yaşlarımı
ben elele ıslanmak isterdim
elimdeki içkiyi dudagından yudumlamak
ben gözlerinde gözlerinde buldugum aşkı
haykırmak isterdim
ama sen gittin ansızın
bir gezgin gibi kaybolup gittin yolun sonundan
ben şimdi öyle bir yoldayım ki
sagımda solumda ucurumlar
arkamda yangınlar bıraktıgım
önüm de tufanlar
uçmak istiyorum uçmak
uçmak sana kadar.........
*****
vapurdan iniyor adam
gömleginde ruj lekesi
hızlı adımlarla
çoçuklarına
lütfederek birde karısına
sagına soluna bakıyor adam
geç kalmış bir çiçekci arıyor
sanıyor ki bir çingene kızı
ona acıyıp çiçek satacak
farkında degil aslında
her gece bir korkuyla uyanacak
*****
telefonun olsaydi
telefonun olsaydı
dün gece seni arar
barda senin için içtigimi söylerdim
telefonun olsaydı
parktan kopartığım çiçeklerden
senin için taç yaptıgımı
bankların üstüne ismimizi kazıdıgımı
kedilerle köpeklerle dertleştigimi söylerdim
telefonun olsaydı
sana bin kere evet gelebilirsin
bir kahve içebiliriz derdim
ya da ne bileyim
son dedikodulardan bahseder
sesini duydum iyi oldum derdim
belki de sen açınca kapatırdım
telefonun olsaydı
sana yazdıgım şiirleri okumak isterdim
kalbim delice atarken seni arayıp
dinletmek damarlarımda dolaştıgını söylemek isterdim
telefonun olsaydı seni arayıp
hiç konuşmadan nefesini duymak
saçlarının kokusunu hissetmek
elini tutmak gögsüme yaslamak
sonrada sana aşıgım canım demek isterdim
duyuyormusun benİ.............
alo alo alo.....................
****
dalgalı
fırtınalı
kalbimle ancak
deniz bakışlı bir kadın sevebilirim
****
bir kelebek yakalarsın
avucunun içinde sonra
bakmak görmek istersin
yaşıyormu diye
baksan kaçacak
sımsıkı tutsan ölecek
böle birşey seni özlemek
****
sabahın ilk saatlerinde
sisli ve puslu bir ormanda yürüdünmü hiç?
önünü göremezsin
ama içinde hep tatlı bir huzur vardır
azda olsa güneşin ilk ışıkları içini ısıtır
ben hergün bu ormanda yürüyorum
hiç korkmadan hiç yılmadan ve bıkmadan
biliyorum bir gün sis kalkacak
ve güneş yüzüme vuracak
çünki seni seviyorum
seni istiyorum
*****
demir neden soguktur
bakır neden sıcak
senin saçlarındır bakır
dokununca tenin kadar yumuşak.
yer demirdir
gök bakırdır
bazen güneştir gök içimi ısıtır
bazen uzaktaki bir yıldızdır umutlandırır
yer demirdir gök bakır
bazen yeşile çalar
bazen maviden bakar
yer demirdir yanlızlıktır soguktur
gök bakırdır sıcaktır candır
*****
ben kışları bekliyorum
öbek öbek karla
yanan kalbime ayazları bekliyorum
kanayan bedenime
dem olur kırmızı şarap diyorum
ben erimek için
yangınları degil
seni bekliyorum
*****
gözlerinin bakışına
ellerinin sıcaklıgına
hasretim var
seyrettigimiz yıldızlara
islandıgımız yagmurlara
İçimizi ısıtan güneşe
hayeller kurdugumuz mehtaplara
hasretim var
kalbimin yerinden çıkar gibi atışına
titremeye
dudaklarında erimeye
benİm sana hasretİm var
****
beni elimden tutup kaldırdıgın yere bırak sessizce
yorma fazla boş yere
son bir nefesim kalsın
seni seviyorum diyebileyim
ne kör kuyulara at beni
ne de uçurumlardan yuvarla
bir gelincik tarlasına bırak beni
sana son bir demet çiçek verebileyim
hani benim ile yeniden dogmuş idin
hani ebedi aşkı bende bulmuş idin
ne agıtlar yak arkamdan
ne de göz yaşları dök yalandan
o bir vefasızdı diyebileyim
yada canım diyerek
bas bagrına beni
herşeyim sensin diyebileyim
*****
biz yanlızlıkta acan birer çicektik
ruhlarımız dokundu önce birbirine
köklerimiz buluştu kaynaştık
ben öyle sarmak istedim ki seni
öyle fazlaki seni bunaltmışım
seni kurutmuşum
uzman lar bu kışın sert gececegini
çok soguk olacagını söylüyorlar
köklerim yazın kuraklıgında kalmış
toprakta tutunamam kayar giderim
sensizim
sezsizim
ve yalnızım dostum........
*****
İçer seni ararım
aglar seni ararım
açılar çeker seni ararım
uyanır seni sorarım
yanımda olunca senden kaçarım
sevgiyi sende buldum
güveni sende huzuru gözlerinde
şefkat ellerinde
söyle olmayan ne varki sende
senden uzaklara kaçarım
bir ışık yakar gözümü
döner bakarım sensin
bir bahar kokusu burnumda
döner bakarım sensin
senden uzaklara sana kaçarım
*****
kupkuru ovada cin kız ile şeytan oglan
dans ediyorlar çılgınca
İyi ile kötü demin
kardeşce tokalaştılar
kurt ile kuzu
yan yana döndüler köşeyi
ve şurada iki insan birbirlerini yiyiyor
****
biri mavi gökyüzünü gösterdi
ötekisi topragı
biri rengarenk çiçekleri gösterdi
ötekisi yine gösterdi topragı
biri şiirler okudu güzel duyguları gösterdi
ötekisi yine topragı
biri uzandı sarıldı toprağa
ötekisi şiirleri güzel duyguları çaldı
çiçekleri kopardı ve mavi gökyüzünü deldi gittim
biri ağladı toprağa
toprak yeşerdi yeniden
filizlendi tohumlar
gök yüzü yamalandı
ve güzel duygularla doldu insan...
****
benim şiirlerim agır gelir sana
İçinden sevgi gecer
aşk geçer
bir kadeh rakı içinde
göz yaşlarım geçer
benim şiirlerim agır gelir
kaldıramazsın
İçinden sevgi geçer
aşk geçer
sen geçersİn
gün gelir şiirler hiç gelmez
İnanamazsın
sevgim bitmez
aşkım bitmez
ben ........... !
*****
riza
İnce uzun boylu kumraldı
okka gıbı burnunun altınd top sakalı vardı
adı rızaydı
annesi ile birlikte
bizim sokagın köşesindeki
eski konakta otururdu
konak çöktü çökecek bir harabe idi
ama rıza 56 chevrolette gibiydi
yüregi hoplardı bütün kızların
beni sormayın
mahallenin bir ucundan bir ucuna
bir saatte yürürdü
traşlı yüzü badem gözleri eşşiz kaportası ile
dedim ya 56 chevrolette gibiydi
annesinin tek korkusu
rıza nın kapılıp gitmesiydi bir hayırsız güzele
bütün kızların ve annesinin korktugu
geldi bir gün mersedesle mahalleye
yukarı zengin mahalleden cavidan kaptı rıza yı
giden arabanın arkasından tek ben su döktüm
gizli gizli bir köşeden
yıllardır göremedik haberleri geliyordu yalnızca
rıza sosyetede rıza amerikada rıza pariste
rıza adalarda rıza modada
rıza çapkınlıkta rıza kumarda
rıza hapishanede
yıllar sonra geri döndü mahalleye rıza
sakallı suratı eskimiş kaportası ile
çökmüş bir anadol gibiydi
rıza evde rıza mahallede
rıza kahvede rıza sinemada
kardeşİm ebru kaya' ya
*****
k e l e b e k
yok diyordum bu sefer
hiç bir yolculuk yok
bütün gemiler gitmiş limandan
yok diyordum
sisli bir havada limanda bir ışık
yandı cılız bir ışık
koşarak indim limana
baktım küçük bir tekne
kelebek yazıyordu üstünde
bir den heyecanlandım
mutluluga gidermi acaba kelebek dedim
giderse benide götürürmü
kaptanına sordum
kelebek mutluluga gider dedi
tamam dedim ben geliyorum
gidip eşyalarımı alayım
eve kostum toparlandım
İşte gün bu gündü bende mutluluga gidecektim
bir süre hayallere dalmışım
bir an baktım limanda sis dagılmış
gözlerimi ovuşturdum
İnanamadım tanrımmmm
kelebek gitmiş
gitmiş diyorum işte! gitmiş
yok yani
kıyıya koştum
bakakaldım ardından kelebegin
ama neden .... gittin
gelmekte olan bir fırtına varmış
ondan korkmuş kelebek
acele demir almış
bilmezdiki ne fırtılalara gögüs germişim
bilmez ki el ele verip her güçlügü
yene bilirdik
bilmezki benim için önemini
baktım bir martı beni çagırdı
hadi dedi bin kanatlarıma
yakalayalım
uçtuk beraber ama nafile
balık seslendi aşagıdan
*****
hadi bana gel ben yakalarım
nasıl gidiyordu denizde bu kadar hızlı anlamadım
ama olmuyordu olmuyordu
İnadına rüzgarda esiyordu
İnadım inat diyordu
yakalama sen mutlulugu
halbu ki arkasına baksa
kelebek görecekti benide
ah bir dönüp baksa
kalmadı bir umut derken
rüzgar durdu
İnanamadım
İnanılmaz bir şey olmuştu
bir kelebek sürüsü
milyarlarca kelebek
rüzgarı kesmek için
tersine kanat çırpıyordu
tanrım bu ne demekti
hepsi ölecekti
bir benim bir kelebegin mutlulugu için
hepsi ölecekti
tanrım nedennnnnn
neyi ögrettin bizlere yine
mutlulugu görmeyen
mutlulugun degerini elindeyken bilmeyen bizlere
neyi ögrettin yine
bundan sonra sormayın bana kelebek kim diye
o milyarlarca kelebegin içinde bir tane
sonsuza kadar yaşayacak bir tane
ve üzerindeki her bir nokta
milyarlarca kelebekten bir parça.....
****
ben sonbahardım sen bahardın
bahardın neşeydin rengarenk
bahardın kelebektin çiçektin nefestin
sen bahardın herşeyimdin
ve anlamsız bir şekilde çekip gittin bir gün
gittin toplayıp bütün çiçekleri kelebekleri
şimdi kıştayım ayazdayım .
demiyorumki sana h