1953'ün 7 mayıs günü şanlıurfa'nın halfeti ilçesi'nin fıstıközü köyünde dünyaya merhaba der müslüm akbaş. evet evet yanlış duymadınız müslüm gürses müslüm akbaş olarak dünyaya gelir ve daha sonra gürses soy ismini alır. babası mehmet akbaş annesi emine akbaş kardeşleri ahmet ve zeyno ile zor koşullarda hayat mücadelesi vermektedir o zamanlar. zaman zorluklarla karşılaşmaktan yılmamıştır. bugün, ve gün gelir gurbet yolları onlarada görünür. adana yollarına düşerler.
bir umut rahat yaşama uğruna adanaya yerleşirler.
ve burada annesi emine akbaş hasta düşer. gerçektende ciddi bir rahatsızlıktır bu. günler birbiri ardına geçerken müslüm gürses önce annesi emine hanımı ve daha sonra kardeşi ahmet'i kara toprağa koyar. artık yaşam müslüm gürses için dahada zordur. asıl mesleği terzilik olan müslüm gürses zaten içine kapanık bir kişiyken yaşadığı bu acılarla dahada içine kapanık bir yaşama bürünmüştür.
talih kuşu bir günde şaşırır bize konar
hayatının her döneminde olduğu gibi yine tek dostu tek sırdaşı müzik olmuştur. 1968 yılında yaşadığı adana'da çay bahçesinde ses yarışması düzenlenir. bu yarışmaya katılmayı çok isteyen müslüm gürses baba engeli ile karışlaşır. ama bu yarışmaya katılmak gereklidir. bit pazarına koşar müslüm gürses kendine bir kıyafet alır. ve yarışma gününü beklemeye başlar. ve yarışmanın yapılacağı bir gece evveli baba mehmet akbaş oğlu müslüm'ün yarışmaya gitmemesi için uyurken saçlarını kesmesi bile engel olamamıştır müslüm gürses'e. yarışmaya katılmıştır. ve o ses yarışmasından birinci olmuştur. gürses olan soy isminide o zamanlar almıştır.
bir müddet o çay bahçesinde çalışmış daha sonra yine asıl mesleği olan terziliğe geri dönmüştür. küçük terzihanede ekmek parasını kazanırken o meşhur şarkısında söylediği gibi "talih kuşu bir günde şaşırır bize konar" sözü gerçek olmuştur. talih kuşu şaşırmış müslüm gürses'i o terzihaneden alıp bizlere getirmiştir. mehmet isminde arkadaşı alır birgün müslüm gürses'i bir gazinoya götürür. çünkü o gün o gazinonun assolisti sadık altınmeşe hastalanmış ve sahneye çıkamayacaktır. mikrofon müslüm gürses'i beklemektedir. müslüm gürses o mikrofonu eline alır bir dahada asla bırakamaz.
morg'dan plakçılar çarsısına;
tarsus - adana yolunda bir araba kaza yapar. şoför ölür, yanındaki taşralı delikanlı ise öldü zannedilip morga kaldırılır. o delikanlı müslüm gürses'tir.
konserlerimden fikren mağlup birileri çıkıp kendini paralıyor, çiziyor, kesiyor... oysa müzik gökten inen bir melektir. neden yapıyorlar anlamıyorum. beni buna neden alet ettiklerini de hiç anlamıyorum...
müslüm gürses
70'lerin ortalarıydı.... şöhretin kıyısına adım attığı yıllar... İlk plağını henüz doldurmuş, acılı hayatlarla yeni yeni tanışmıştı; acılı hayatlar'da onunla...
o günlerde, ne yüzbinlik gülhane konserlerinin yıldızıydı ne de jiletli fanatiklerin kahramanı... "arabesk yıldız avcısı" yeşilcam yapımcılarının da dikkatini çekmemişti henüz. unkapanı'ndaki arabesk müzik piyasasının "şöhrete giden yolu arayan" genç yeteneklerinden biriydi sadece. sık sık anadolu turnelerine çıkıyor, kalabalık kadrolu konserlerde, özel yorumu ve sahne sıcaklığıyla sivrilmeye çalışıyordu kendince. bir gece... evet, yorgun ve uykusuz geçen turneler sonrasında bir gece vakti, tarsus - adana yolunda içinde bulunduğu otomobil paramparça olur. direksiyon başında uyuya kalan şoför, kaza anında ölmüş, kendisi ise gözlerini morgda açmıştı!... evet, evet... çünkü başı ve vücudu o kadar darbe almıştı ki bu yüzden öldü diye morga kaldırılmıştı.
ancak son anda farkedilip ameliyata alınmış, un ufak olan alın kemiği adeta yeniden yapılmıştı. İşte... bu kazadan sonradır ki hayatında çok şey değişti.
bir anlamda ölümün soğukluğunu hissedip yeniden yaşama dönen bu genç adam için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı artık...
kokulari hİssetmİyor
kulağı az işitecek, yavaş konuşacak, koku alamayacak hatta en güzel kokuyu bile ispirtodan ayırt edemeyecekti. bu arada günlük yaşamında çok dikkatli hareket etmek zorunda kalacaktı. yani, kafasına alacağı en ufak darbede kör kalma hatta ölüm korkusuyla yaşayacak; üstüne üstlük, hiç dinmeyen baş ağrıları hayatı boyunca onu terketmeyecekti... İşte belki de o kaza günlerinden kalmadır ki hep kader diyecek, hep keder diyecek, hep ölüm diyecek, hep acılardan bahsedecek, sahnede de hep ağır takılacaktı!...
ve belki'de tüm bu "kederli ve kaderli" şarkılar sonucunda varoşlardaki kaybedenlerin sesi olacaktı. "hasta düştüm allahım","ulu tanrım bu ne çile" diyecek, "bu kadar İşkence günah" diye haykıracak "yeter tanrım yeter" diye yakaracaktı. tüm bu şarkılar, ağır hasarlı bir trafik kazası kurbanının ifade biçimiydi aslında. hep damardan dile getirdiği ifade biçimi...öyle ya yıllar sonra
"aklımdan çıkmıyor veda edişin,
bütün duygularım ağır yaralı,
beni kalbimden vurdu veda edişin,
bütün duygularım ağır yaralı"
diye yorumladığı bir şarkıda acıları kayda geçirecekti zaten; müslüm akbaş olarak hayata başlayan, müslüm gürses diye devam edip giden müslüm baba!... evet...seven de sevmeyen de farkında, o kaybedenlerin şarkılarını söylüyor, kaybedenlerin ve daima kaybedecek olanların...
onun sihrini ne sosyologlar, ne sosyal psikologlar, nede müzik araştırmacıları çözebiliyor. hoş, o da bilmiyor ya, kaşla göz arasında parıldayarak uçan jiletin damarla buluşmasındaki sırrı. ölüm ve kederi harmanladığı şarkılar da söylüyor; neşeyi, umudu aktaran şarkılar da!
ama sonunda hep o eziklerin sesini kente fısıldıyor. yıllar var ki baba lakabını etiketine eksiksiz işliyor, seyircisinden hem korkuyor, hem alkışı bekliyor, şarkılarını damardan okuyor, kimi zaman yaşam biçimi müziğini dinleyenlerle örtüşüyor, ama bazen de fire verip dinleyicisini kaybettiği oluyor. desğiştiği hatta medyatikleştiği öne sürülse de yeni kentlinin müziğini yapmaya devam ediyor.!
evet, şimdi hikayemizi ön yargılarımızı beyninizin gizli kapaklı bir köşesine atarak ve ne savcı ne de avukat olmadan dinleyin!
kİm bu adanali çoçuk?
ülkenin kentleşme rotasının çizildiği 60'lı yılların sonu. o dönem büyük kentlere göç desteklenmiş, hatta seferberlik haline dönüşmüştür. onlar, yani göçedenler; bu durumdan memnundur ilk başlarda. öyle ya; kentli olmak; modern hayatın ışıltıları ve çoçuklarına daha iyi bir gelecek demekti. ama bu kahrolası kentin içinde kaybolup gitmek de vardı. çünkü, çoğu zaman ne iş vardı ne aş, nede insanca yaşam olanakları... bu yüzdendir ki durmaksızın kederlenen hayatlar çıkacaktı ortaya! İşte bu dışlanmışlık, bu bir türlü suyun üzerinde duramama hali, kendi tesellisini yaratacaktı. hem de bir müzik akımı ve yaşam biçimiyle...İşte, büyük kentlerin monoton yaşamının değiştiği, dış mahallelerden içe doğru canlılığın başladığı bu tarihlerde, 19696'da... müzikçiler çarşısında bir ses yükselir... ses, yaralı gönülleri çelmektedir; "sevda yüklü kervanlar, senin kapından geçer..." herkes birbirine sorar, kim bu? sesin sahibi adanalı delikanlı müslüm'dür. plağın satışı, bir anda üç yüz bine ulaşır, bu satış, müzikçiler çarşısıs için beklenmedik, dudak uçuklatan bir rakamdır...
büyük aşki muhterem nur
hem nasihatleriyle hem de sanki onlardan biri olma haliyle. evet nasihat eder; mesela, "aldanma çoçuksu mahzun yüzüne, mutlaka terkedip gidecek bir gün" diye. müslüm gürses şarkıları artık bütün anadolu'yu sarmıştır... yalnızlar, kayıplar, kasabalılar, karşılıksız kenar mahalle sevdalıları, dertliler, kederliler, müslüm'ün sesi ve sözleriyle kendilerinden geçer. peki gürses'mi dinleyiciyi yaratmıştır, dinleyicimi gürses'i? bu sorunun yanıtı şarkı sözlerinde gizlidir.
kentin içinde yolunu bulamayanların kederini, öfkesini taşır bu sözler. ama şarkılarda ve sahnedeki duruşunda kabullenme ve boyun eğme de vardır. öatışmalar, çelişkiler, aşk üzerinden dillendirilir... kız zengindir oğlan fakir, bu yüzden kavuşamamıştır. ya da tam tersidir. kırık, dökük bir sevdadır anlatılan, ama ihanet hep öteki taraftan gelir, yani zenginden, yani kentin anahtarını elinde tutandan. müslüm gürses repetuarı, isyanı, kahrı, acıyı, aşkla tamamlamaya çalışan ama bunu yaparken biraz daha acı çoğaltan şarkılardır.
büyük aşk'ı muhterem nur
ve sonunda kendisi de aşık olacaktır. hem de onca şöhrete, kalabalıklara rağmen. üstelik'de daha çoçukluğunda, hiçbir filmini kaçırmadığı bir sineme yıldızı olan muhterem nur'a... müslüm gürses'le muhterem nur bir malatya turnesinde tanışırlar. muhterem nur radyolardan müslüm gürses'in ben senin kulunmuyum şarkısını severek dinlemektedir. ve bir gün yolları malatya turnesinde kesisir.
gerisini gelin muhterem nur'dan dinleyelim ;
onu tanımıyordum. ancak radyolarda dinler "ben senin kulunmuyum" şarkısını bilirdim. turnede benden sonra sahne almasına bozuluyordum. hatta kızdırmak için halkın arasından kırıta kırıta yürüyordum dikkati kendime çekeyim ona bakmasınlar diye. ama pek öyle olmuyordu. müslüm gürses sahneye çıkınca herkes kendini yere atıyordu. ve birşeyler yapmak zorundaydım bizi birbirimize bağlayacağını bilmediğim o olayı yaptım. müslüm gürses'in repertuvarından bir şarkı okudum. ve sahneden indiğimde bir tartışma bir kavga içinde buldum kendimi ve sonunda yüzüme yediğim bir tokat. ve şimdi burdayız.
ya peki müslüm gürses'e göre muhterem nur :
bana şu anda hayranlarım baba lakabını uygun görüyorlarsa bilinsinki bu muhterem hanımın sayesindedir. 1983'ten beri mutlu bir evlilik sürdürüyorum. muhterem hanım benim canımdan çok sevdiğim değerli bir insan. onunla beraberliğim ömrüm boyunca devam edecek. müzik çalışmalarımın yanı sıra bana her konuda destek olan vefakar insan için yaşıyorum. onunla birlikte müzikte kalite ve sevgi kazanıyorum. benim giyim ve kuşamımla ilgilenmenin yanı sıra menajerim, halka ilişkiler, danışmanım, sekreterim kısaca herşeyim. ona çok şey borçluyum. kendisine olan sevgim ve saygım sonsuz bir aşktır. benim defterimde hiçbir zaman kıskançlık yoktur güven vardır.
İyiki doğdun müslüm gürses İyiki varsın muhterem nur
sizleri çok seviyoruz.
1953'ün 7 mayıs günü şanlıurfa'nın halfeti ilçesi'nin fıstıközü köyünde dünyaya merhaba der müslüm akbaş. evet evet yanlış duymadınız müslüm gürses müslüm akbaş olarak dünyaya gelir ve daha sonra gürses soy ismini alır. babası mehmet akbaş annesi emine akbaş kardeşleri ahmet ve zeyno ile zor koşullarda hayat mücadelesi vermektedir o zamanlar. zaman zorluklarla karşılaşmaktan yılmamıştır. bugün, ve gün gelir gurbet yolları onlarada görünür. adana yollarına düşerler.
bir umut rahat yaşama uğruna adanaya yerleşirler.
ve burada annesi emine akbaş hasta düşer. gerçektende ciddi bir rahatsızlıktır bu. günler birbiri ardına geçerken müslüm gürses önce annesi emine hanımı ve daha sonra kardeşi ahmet'i kara toprağa koyar. artık yaşam müslüm gürses için dahada zordur. asıl mesleği terzilik olan müslüm gürses zaten içine kapanık bir kişiyken yaşadığı bu acılarla dahada içine kapanık bir yaşama bürünmüştür.
talih kuşu bir günde şaşırır bize konar
hayatının her döneminde olduğu gibi yine tek dostu tek sırdaşı müzik olmuştur. 1968 yılında yaşadığı adana'da çay bahçesinde ses yarışması düzenlenir. bu yarışmaya katılmayı çok isteyen müslüm gürses baba engeli ile karışlaşır. ama bu yarışmaya katılmak gereklidir. bit pazarına koşar müslüm gürses kendine bir kıyafet alır. ve yarışma gününü beklemeye başlar. ve yarışmanın yapılacağı bir gece evveli baba mehmet akbaş oğlu müslüm'ün yarışmaya gitmemesi için uyurken saçlarını kesmesi bile engel olamamıştır müslüm gürses'e. yarışmaya katılmıştır. ve o ses yarışmasından birinci olmuştur. gürses olan soy isminide o zamanlar almıştır.
bir müddet o çay bahçesinde çalışmış daha sonra yine asıl mesleği olan terziliğe geri dönmüştür. küçük terzihanede ekmek parasını kazanırken o meşhur şarkısında söylediği gibi "talih kuşu bir günde şaşırır bize konar" sözü gerçek olmuştur. talih kuşu şaşırmış müslüm gürses'i o terzihaneden alıp bizlere getirmiştir. mehmet isminde arkadaşı alır birgün müslüm gürses'i bir gazinoya götürür. çünkü o gün o gazinonun assolisti sadık altınmeşe hastalanmış ve sahneye çıkamayacaktır. mikrofon müslüm gürses'i beklemektedir. müslüm gürses o mikrofonu eline alır bir dahada asla bırakamaz.
morg'dan plakçılar çarsısına;
tarsus - adana yolunda bir araba kaza yapar. şoför ölür, yanındaki taşralı delikanlı ise öldü zannedilip morga kaldırılır. o delikanlı müslüm gürses'tir.
konserlerimden fikren mağlup birileri çıkıp kendini paralıyor, çiziyor, kesiyor... oysa müzik gökten inen bir melektir. neden yapıyorlar anlamıyorum. beni buna neden alet ettiklerini de hiç anlamıyorum...
müslüm gürses
70'lerin ortalarıydı.... şöhretin kıyısına adım attığı yıllar... İlk plağını henüz doldurmuş, acılı hayatlarla yeni yeni tanışmıştı; acılı hayatlar'da onunla...
o günlerde, ne yüzbinlik gülhane konserlerinin yıldızıydı ne de jiletli fanatiklerin kahramanı... "arabesk yıldız avcısı" yeşilcam yapımcılarının da dikkatini çekmemişti henüz. unkapanı'ndaki arabesk müzik piyasasının "şöhrete giden yolu arayan" genç yeteneklerinden biriydi sadece. sık sık anadolu turnelerine çıkıyor, kalabalık kadrolu konserlerde, özel yorumu ve sahne sıcaklığıyla sivrilmeye çalışıyordu kendince. bir gece... evet, yorgun ve uykusuz geçen turneler sonrasında bir gece vakti, tarsus - adana yolunda içinde bulunduğu otomobil paramparça olur. direksiyon başında uyuya kalan şoför, kaza anında ölmüş, kendisi ise gözlerini morgda açmıştı!... evet, evet... çünkü başı ve vücudu o kadar darbe almıştı ki bu yüzden öldü diye morga kaldırılmıştı.
ancak son anda farkedilip ameliyata alınmış, un ufak olan alın kemiği adeta yeniden yapılmıştı. İşte... bu kazadan sonradır ki hayatında çok şey değişti.
bir anlamda ölümün soğukluğunu hissedip yeniden yaşama dönen bu genç adam için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı artık...
kokulari hİssetmİyor
kulağı az işitecek, yavaş konuşacak, koku alamayacak hatta en güzel kokuyu bile ispirtodan ayırt edemeyecekti. bu arada günlük yaşamında çok dikkatli hareket etmek zorunda kalacaktı. yani, kafasına alacağı en ufak darbede kör kalma hatta ölüm korkusuyla yaşayacak; üstüne üstlük, hiç dinmeyen baş ağrıları hayatı boyunca onu terketmeyecekti... İşte belki de o kaza günlerinden kalmadır ki hep kader diyecek, hep keder diyecek, hep ölüm diyecek, hep acılardan bahsedecek, sahnede de hep ağır takılacaktı!...
ve belki'de tüm bu "kederli ve kaderli" şarkılar sonucunda varoşlardaki kaybedenlerin sesi olacaktı. "hasta düştüm allahım","ulu tanrım bu ne çile" diyecek, "bu kadar İşkence günah" diye haykıracak "yeter tanrım yeter" diye yakaracaktı. tüm bu şarkılar, ağır hasarlı bir trafik kazası kurbanının ifade biçimiydi aslında. hep damardan dile getirdiği ifade biçimi...öyle ya yıllar sonra
"aklımdan çıkmıyor veda edişin,
bütün duygularım ağır yaralı,
beni kalbimden vurdu veda edişin,
bütün duygularım ağır yaralı"
diye yorumladığı bir şarkıda acıları kayda geçirecekti zaten; müslüm akbaş olarak hayata başlayan, müslüm gürses diye devam edip giden müslüm baba!... evet...seven de sevmeyen de farkında, o kaybedenlerin şarkılarını söylüyor, kaybedenlerin ve daima kaybedecek olanların...
onun sihrini ne sosyologlar, ne sosyal psikologlar, nede müzik araştırmacıları çözebiliyor. hoş, o da bilmiyor ya, kaşla göz arasında parıldayarak uçan jiletin damarla buluşmasındaki sırrı. ölüm ve kederi harmanladığı şarkılar da söylüyor; neşeyi, umudu aktaran şarkılar da!
ama sonunda hep o eziklerin sesini kente fısıldıyor. yıllar var ki baba lakabını etiketine eksiksiz işliyor, seyircisinden hem korkuyor, hem alkışı bekliyor, şarkılarını damardan okuyor, kimi zaman yaşam biçimi müziğini dinleyenlerle örtüşüyor, ama bazen de fire verip dinleyicisini kaybettiği oluyor. desğiştiği hatta medyatikleştiği öne sürülse de yeni kentlinin müziğini yapmaya devam ediyor.!
evet, şimdi hikayemizi ön yargılarımızı beyninizin gizli kapaklı bir köşesine atarak ve ne savcı ne de avukat olmadan dinleyin!
kİm bu adanali çoçuk?
ülkenin kentleşme rotasının çizildiği 60'lı yılların sonu. o dönem büyük kentlere göç desteklenmiş, hatta seferberlik haline dönüşmüştür. onlar, yani göçedenler; bu durumdan memnundur ilk başlarda. öyle ya; kentli olmak; modern hayatın ışıltıları ve çoçuklarına daha iyi bir gelecek demekti. ama bu kahrolası kentin içinde kaybolup gitmek de vardı. çünkü, çoğu zaman ne iş vardı ne aş, nede insanca yaşam olanakları... bu yüzdendir ki durmaksızın kederlenen hayatlar çıkacaktı ortaya! İşte bu dışlanmışlık, bu bir türlü suyun üzerinde duramama hali, kendi tesellisini yaratacaktı. hem de bir müzik akımı ve yaşam biçimiyle...İşte, büyük kentlerin monoton yaşamının değiştiği, dış mahallelerden içe doğru canlılığın başladığı bu tarihlerde, 19696'da... müzikçiler çarşısında bir ses yükselir... ses, yaralı gönülleri çelmektedir; "sevda yüklü kervanlar, senin kapından geçer..." herkes birbirine sorar, kim bu? sesin sahibi adanalı delikanlı müslüm'dür. plağın satışı, bir anda üç yüz bine ulaşır, bu satış, müzikçiler çarşısıs için beklenmedik, dudak uçuklatan bir rakamdır...
büyük aşki muhterem nur
hem nasihatleriyle hem de sanki onlardan biri olma haliyle. evet nasihat eder; mesela, "aldanma çoçuksu mahzun yüzüne, mutlaka terkedip gidecek bir gün" diye. müslüm gürses şarkıları artık bütün anadolu'yu sarmıştır... yalnızlar, kayıplar, kasabalılar, karşılıksız kenar mahalle sevdalıları, dertliler, kederliler, müslüm'ün sesi ve sözleriyle kendilerinden geçer. peki gürses'mi dinleyiciyi yaratmıştır, dinleyicimi gürses'i? bu sorunun yanıtı şarkı sözlerinde gizlidir.
kentin içinde yolunu bulamayanların kederini, öfkesini taşır bu sözler. ama şarkılarda ve sahnedeki duruşunda kabullenme ve boyun eğme de vardır. öatışmalar, çelişkiler, aşk üzerinden dillendirilir... kız zengindir oğlan fakir, bu yüzden kavuşamamıştır. ya da tam tersidir. kırık, dökük bir sevdadır anlatılan, ama ihanet hep öteki taraftan gelir, yani zenginden, yani kentin anahtarını elinde tutandan. müslüm gürses repetuarı, isyanı, kahrı, acıyı, aşkla tamamlamaya çalışan ama bunu yaparken biraz daha acı çoğaltan şarkılardır.
büyük aşk'ı muhterem nur
ve sonunda kendisi de aşık olacaktır. hem de onca şöhrete, kalabalıklara rağmen. üstelik'de daha çoçukluğunda, hiçbir filmini kaçırmadığı bir sineme yıldızı olan muhterem nur'a... müslüm gürses'le muhterem nur bir malatya turnesinde tanışırlar. muhterem nur radyolardan müslüm gürses'in ben senin kulunmuyum şarkısını severek dinlemektedir. ve bir gün yolları malatya turnesinde kesisir.
gerisini gelin muhterem nur'dan dinleyelim ;
onu tanımıyordum. ancak radyolarda dinler "ben senin kulunmuyum" şarkısını bilirdim. turnede benden sonra sahne almasına bozuluyordum. hatta kızdırmak için halkın arasından kırıta kırıta yürüyordum dikkati kendime çekeyim ona bakmasınlar diye. ama pek öyle olmuyordu. müslüm gürses sahneye çıkınca herkes kendini yere atıyordu. ve birşeyler yapmak zorundaydım bizi birbirimize bağlayacağını bilmediğim o olayı yaptım. müslüm gürses'in repertuvarından bir şarkı okudum. ve sahneden indiğimde bir tartışma bir kavga içinde buldum kendimi ve sonunda yüzüme yediğim bir tokat. ve şimdi burdayız.
ya peki müslüm gürses'e göre muhterem nur :
bana şu anda hayranlarım baba lakabını uygun görüyorlarsa bilinsinki bu muhterem hanımın sayesindedir. 1983'ten beri mutlu bir evlilik sürdürüyorum. muhterem hanım benim canımdan çok sevdiğim değerli bir insan. onunla beraberliğim ömrüm boyunca devam edecek. müzik çalışmalarımın yanı sıra bana her konuda destek olan vefakar insan için yaşıyorum. onunla birlikte müzikte kalite ve sevgi kazanıyorum. benim giyim ve kuşamımla ilgilenmenin yanı sıra menajerim, halka ilişkiler, danışmanım, sekreterim kısaca herşeyim. ona çok şey borçluyum. kendisine olan sevgim ve saygım sonsuz bir aşktır. benim defterimde hiçbir zaman kıskançlık yoktur güven vardır.
İyiki doğdun müslüm gürses İyiki varsın muhterem nur
sizleri çok seviyoruz.
gürses'in albümündeki tarzını sahici bulmayan ve 'niye değişmeye çalışıyor?' diye soranlara işte murathan mungan'ın yanıtı: yeniliğe direnenler olacaktır ama değişmeyi istemek hak değil mi?.
* son yıllarda entel kesimin müslüm gürses'e ilgisi size sahici geliyor mu?
- neye göre sahici, neye göre yapay, neye göre suçluyorsunuz? yani bu adamların diyelim ki leonard cohen'le ilişkisi çok mu samimi de, müslüm'le ilişkisi de samimi olsun? bazı insanların dünyayla bile ilişkisi samimi değil ki! bazı isimler, entelektüel görünmeye çalışanlara rant getirir. bu onlar için kolundaki rolex marka saat gibidir. ben insanların söylediklerinden çok, sözünü ettiklerinin hayatlarına nasıl sızdığıyla ilgiliyimdir. okuduğu kitaplar, seyrettiği filmler, gezdiği sergiler hayatında neyi değiştirmiş, onlarla nasıl zenginleşmiş, budur önemli olan. sadece müslüm gürses konusunda değil, her konuda samimiyetsiz olanlar var. onlara yapacak bir şey yok. ama... merak da ediyor olabilirler, bunu da küçümsememek lazım. 'yıllardır biz bu adamı reddettik, ne söylüyormuş bakayım' demek niye ayıp oluyor ki?
* benim anlamadığım şu: neden böyle bir adamı batı'yla kaynaştırmaya çalışıyoruz ille de? neden rock bara çıkarıyoruz, neden leonard cohen ya da garbage'ın şarkısını söyletiyoruz? neden değiştirmeye çalışıyoruz?
- neden yapmayalım? değişmeyi istemek de bir hak değil mi? bu soruda dünyayı mutlak, değişmez görmek yatıyor. yani ne siz dünkü sizsiniz, ne müslüm'ün hedef kitlesi dediğiniz şey dünkü hedef kitle. bir kere bunu gözden kaçırıyorsunuz. toplumsal değişim, çeşitli kesimleri birbirlerine yaklaştırıyor; yoksa ilerleme olmaz. zıtlık zannettiğiniz şeyler buluşuyor. biz toplum olarak batılılaşma projesinin bir parçasıyız zaten. şimdi kendi doğululuğumuzu doğru tarif etmeye çalışıyoruz. diyelim ki; sabit bir hedef kitle var, hiç değişmiyor, adam da değişmiyor, biz de değişmiyoruz. böyle bir şey mümkün değil ki! bizim de arzularımız değişiyor. yani ajda pekkan da başka bir şey yaptığı zaman ilgimizi çekecekti. çünkü sanat arayışlarla zenginleşir, gelişir.
* toplumsal bir ihtiyaç yani?
- her zaman her yeniliğe direnenler olacaktır. her şey hep aynı kalsın isteyenler var. bütün dünyayla baş edemezsiniz. siyah-beyaz filmleri özlemle izleriz ya, bir şarkıcıdan eski bir şarkısını isterken aslında kendi gençliğimizi isteriz.
* e bu durumda müslüm gürses'ten ne istiyoruz?
- İşte bir kesim hâlâ en eski şarkısını istiyor, aslında kendi kaybolan gençliğini... oysa kimse aynı yerde değil. arabesk de form değiştirdi, eski arabesk yapılıyor da müslüm gürses mi yapmıyor, bana bunu söylesinler! arabeskin de ihtiyaçları, tarifleri, tüketildiği yerler değişti artık. türkiye'de ileri geri konuşanların toplumla teması çok zayıf, en azından benimki kadar kuvvetli değil! hiçbiri murathan mungan kadar hem varoşla, hem merkezle, hem entelektüel kesimle benzer sinyallerle takip gücüne sahip değil. kimse kusura bakmasın! o dinamiklerin karşılığı sanatta ancak yeni arayışlarla somutlanır ve cisimleşir. yoksa biz kimseyi yolundan çevirmedik. ayrıca bu kadar kişisel ikonografisi olan bir adamı yolundan çevirmek kolay mı? tam da burada 'döndür yolumdan' şarkısı dinlenebilir! (gülüyor)
* bu sizin kişisel zevklerinizden oluşan bir albüm sonuçta. sizde nasıl bir ikna kabiliyeti var ki, müslüm baba size teslim oldu, sizin seçimlerinize uydu?
- bir kere müslüm gürses çok profesyonel. İkincisi, şarkı tanıyan biri. onun giyinebileceği şarkıları seçmişim ki birine bile itiraz etmedi.
* kendini tamamen size teslim etmesi enteresan değil mi yine de?
- güzeli tanımak diye bir şey var yani! kendisinin dışında bir şey yaptırmıyorum ki... 'aşk bu', 'artakalan' şarkılarında tasavvufi bir damarın peşinden gidiyoruz. 'döndür yolumdan', 'ah oğlum', 'sabahat abla', bizim yerli sesleri ve yerel renkleri de barındıran şarkılar. bunun aksi onu kendi macerasının da, türkiye'nin de tamamen dışına sürmek olurdu. "hayat berbat" demiyor mu zaten yıllardır kendisi de!
şirin sever
sabah / günaydın eki
bir murathan mungan, müslüm gürses yapımı
ünlü yazarlar müslüm gürses’in son albümü için seferber oldu, ortaya çok konuşulacak bir aranjman albüm çıktı. yılların müslüm baba’sı, yeni albümü aşk tesadüfleri sever’de bob dylan, david bowie, haris aleksiyu, garbage, björk gibi batılı sanatçılardan şarkılar okuyor.
şarkıların türkçe sözlerini murathan mungan, tuna kiremitçi, barış pirhasan gibi ünlü edebiyatçılar kaleme aldı. hazırlıkları iki buçuk yıl sürdü. konsepti, şarkıları, şair ve düzenlemecileri murathan mungan belirledi. şimdi ikisi de 18 nisan’da çıkacak albümün heyecanını yaşıyor.
* müslüm gürses
- tarzımızdan kopmuş bir vaziyetimiz yok halimizden memnunuz
* müslüm gürses’in klasik dinleyicisi bu tür farklı projelere nasıl tepki veriyor?
- vallahi arkadaşım, biz önceki kasette de böyle farklı tarzlara yer vermiştik. gayet olumlu tepkiler aldık. umarım müzikseverler tepkilerini yine olumlu yönde ortaya koyarlar. ama bizim kendi tarzımız da yine albümde göze çarpacaktır. çok renkli bir albüm oldu. gökkuşağı gibi bir şey oldu. her yüreğin dinleyip kendini bulabileceği hikayeler var.
* sezen aksu ile düet yaptığınız bir şarkı var. aynı anda mı stüdyoya girdiniz, yoksa sonradan kayıtlar mı birleştirildi?
- sezen aksu ile buluştuğum şarkı bir yunan bestesiydi. sezen aksu ile değerlendirmek fikri kolektif olarak ortaya çıktı. İçinde iki ayrı hikaye var. biri sebahat abla hikayesi, onu ben anlatmaya çalıştım. bir de sezen hanım’ın seslendirdiği eşref abi. kayıtları ayrı zamanlarda yapıldı, sonradan birleştirildi. ben o şarkının kaydı için 3 bin kilometre uzaktan geldim. rahatsızdım ama rahatsızlığımız sakil durmadı.
* albümdeki şarkıların seçilmesinde sizin de önerileriniz oldu mu ya da okumam diyerek reddettiğiniz parça var mıydı?
- ben yabancılardan frank sinatra, ofra haza bir de nat king cole denilen bir saygıdeğer dostumuz var, onu dinlerim. şarkıda bana gelen haz ve içerik kafama yatıyorsa, bende sırıtmıyorsa sorun olmaz. önümüze yabancı kaynaklı birçok şarkı geldi, içlerinde bunlar beni sardı. şarkının okunmasında en büyük irade benim ama aramızda her konuda uyum vardı.
* şarkılarını seslendirdiğiniz yabancı sanatçılardan önceden sevdiğiniz, aynı sahneyi paylaşmak isteyeceğiniz kimse var mı?
- mesela haris aleksiyu olabilir. sırıtacağını zannetmiyorum. zaten müziğin kendisi de dostluktur, paylaşımdır.
* yurtdışına açılmayı, İngilizce albüm yapmayı düşünüyor musunuz?
- tabii bunlar hemen boyacı küpü gibi bir batırıp çıkararak olacak hadiseler değil. emek istiyor, zaman istiyor, maddi açıdan güç istiyor, çalışmak istiyor. ama zamanı gelirse, şartlar oluşunca neden olmasın?
* şarkılarını seslendirdiğiniz sanatçılar, mesela björk ya da garbage bir gün sizden beste istese verir miydiniz?
- (şaşırıyor, uzunca düşünüyor ve gülümseyerek) veririm tabii ki. neden verilmesin? müzikte egoistliğe yer yok. paylaşım var.
* pasaj müzik bu albüm için özel bir sunum çalışması yaptı. siz de bir imaj yenilemesi yapacak mısınız? yılların müslüm baba’sı değişecek mi?
- albümde tarz değişikliği derken, tamamen kendi tarzımızdan kopmuş bir vaziyetimiz yok. halimizden memnunuz. bu tür değişiklikleri yeni renkler olarak kabul etmek lazım. stüdyoda yakışıyor mu yakışmıyor mu diye bir ön tavrımız oluyor. bir şey bize yakışmıyorsa "şu moda" diye ona sarılmanın, kendine monte etmenin alemi yok.
* halkın takdirine tercüman olduk
- biz babalık meselesini arzuhalciye gidip dilekçe ile üzerimize almadık. bu halkın bir takdiri, taşımaya çalışıyoruz. "ah oğlum" şarkısına gelince, bana yakışacağı düşüncesiyle yola çıkılmış. sözlerle uyum içerisinde gördüm, tercüman olmaya çalıştım.
* murathan mungan
bu proje aranjmana iadei itibar
* bu albüm hem müslüm gürses çizgisinin çok dışında, hem de türkiye’de yaygın olarak bilinen batılı şarkılardan oluşmuyor. ne İsa’ya ne musa’ya yaranamama riski yok mu? kim için yapıldı bu albüm?
- o söylediğin benim kaderim, umarım bu albümün kaderi olmaz. hotel california gibi ilk akla gelen, tavernalara kadar düşmüş şarkılar vardır ya, yaparsan bankodur. onlardan kaçındım. bu albüm türkiye’ye benzesin istedim. bob dylan dinleyen kuşağa da hitap edecek, varoşlarda oturan oğlu evden kaçmış insanlara da. ama şunu baştan söyleyeyim, müslüm’ün geleneksel dinleyicisiyle bağını tamamen koparmasını istemedim. müslüm gürses’ten bir bülent ortaçgil bir mazhar alanson yaratmaya çalışmadım. ben onu olmadı yar ya da paramparça’dan sonra keşfetmiş biri değilim ki. 80’lerden beri dinlediğim, çok sahip çıktığım şarkıları var. arabeski küçümseyenlerden olmadım. güzel, karşıma hangi kılıkta çıkarsa çıksın, tanırım, benden kaçmaz. bu toprakların yerel renklerini çok iyi yansıttıklarını düşündüğüm müslüm ve sezen’in mutlaka biraraya gelmesini istiyordum. kırık bir ege vardı hep kulağımda. sebahat abla öyle çıktı: patiskadan perdeleri/rüzgar taşır etekleri/saksıda çiçekleri/ah kokuyor hálá.
* sözleri mahalle insanlarını anlatan bazı şiirleri örneğin fahriye abla’yı çağrıştırdı bana.
- geçmişle zengin bir gönderme ilişkisi kurmak istedim zaten. benzerliği kadar farklılıklarıyla da. orada türk şiir geleneğine, mahalle aralarını anlatan türk hikayesine ve yerli filmlere bir saygı, bir selam var. hikayeyi şarkıya gömdüm. "kimse bilmez neden bitti" diyorlar.
* peki sezen aksu’yu nasıl çektiniz işin içine?
- sezen de benim gibidir: güzeli tanır. sen okumazsan başkasını düşünmüyorum, dedim. ah oğlum’un sözlerini yazarken, daha aynı gün şarkı bitmeden telefon çaldı, sezen’di arayan. ona ilk iki dizesini okudum. büyük bir boğumlu ses çıktı sezen’den. "hayır kimse ölmemiş" deyip telefonu kapattı. beş dakika sonra tekrar aradı: "kusura bakma, suratına telefon kapattım ama evdekiler biri öldü, sen de ölüm haberi veriyorsun sandılar. şarkı beni mahvetti ne yazdın sen böyle!" o an kavradım ne yaptığımı. bir şarkının nerelere kadar gidebileceğini ondan iyi kim bilir?
* ortaya çıkan sonuçları eser sahiplerinden dinleyen oldu mu?
- bir kere zaten son halini görmeden sana olur vermiyorlar. bütün şarkı sözleri bülent somay tarafından İngilizce’ye çevrildi. kimselere izin vermeyen björk, sözleri görüp demoları bile dinledikten sonra onay verdi.
* müslüm gürses nasıl bir şarkıcı?
- müslüm gürses sesinin, gazelhan geleneğine giden, hafız geleneğine giden kültürel soyaçekimi var. arabeski yapan bu öz, şimdi türk popunda da o tınlıyor. İlk önce adamo gibi şarkıcılar geldi, biraz da bizim gururumuzu okşayacak şekilde türkçe sözlerle, hatta bozuk bir aksanla şarkı söylediler. o yabancılar kendi ülkelerine dönünce bizimkiler batılı şarkıları türkçe sözlerle okumaya başladılar. fakat batılı okumanın gereğiymiş gibi, aynı bozuk türkçe ve aksanla, aynı yabancı ruhla okudular. uyarlama ile taklit içiçe geçti. o yüzden ben bu projeyi yeni ve doğulu bir ruhla yapılmış bir aranjman albüm olarak yapılandırmak istedim. daha sonraları küçümsenen aranjmana bir iadei itibar olsun diye. bu performansta yapmaya çalıştığımız yerel iklimin ve ruhun dünyayla buluşması. david bowie yapamadı da biz yapalım gibi bir şey değil. önemli olan biz bunu nasıl söylüyoruz? 8 kere yeniden yeniden çalışılan şarkılar oldu. şarkı sözlerinin değiştirildiği oldu. müslüm gürses hiç yüksünmedi. her seferinde yeniden girdi okudu.
* bu konudaki huysuzluklarınız biliniyor, projenin bir sponsoru olmasını nasıl kabul ettiniz?
- bir firma ile çalışmak, benim tercih ettiğim bir şey değildir. fakat yeni rakı’ya ne dersin dedikleri zaman yakışır dedim. çünkü hem müslüm’e, hem bu şarkılara, hem bana yakışıyor. şarkıların bir kısmını rakı içerken sevdik. rakı bu şarkılarda yakalamaya çalıştığım yerel duyarlığa yakın bir şey. benim sponsor konusunda tırnak çıkaracağım zannediliyordu. kadeh tokuşturdum. şimdi arkama yaslanıyorum. bundan sonrasında bırakalım şarkılar konuşsun.
* babanın oğluna ilk şarkısı
- ah oğlum şarkısında farkettim ki 30 senedir müslüm baba diye bilinen birinin, ilk defa oğluna seslendiği bir şarkı yazıyorum. bu bir hesap işi değildi. dur müslüm baba’ya bir şarkı yazayım da oğluna seslensin diye çıkmadı. bendeki babadan, bendeki oğuldan çıktı.
savaş özbey
hürriyet gazetesi
müslüm gürses'ten bir bülent ortaçgil, bir mazhar alanson yaratmaya çalışmadım!
"sadece hayran olduğum bir şarkıcıyla farklı tür bir performans sergiledik" diyen mungan, ekliyor: seversiniz ya da sevmezsiniz, bu kadar gürültüye gerek yok! bir proje bu kadar çok lafı kaldırmayabilir.
kadınların kadın düşmanlığını anlattığı 'yüksek topuklar' kitabını çıkardığında; kırmızı, yüksek topuklu kadın ayakkabılarıyla verdiği pozu hatırlıyorum hep murathan mungan adı geçince... onun; müthiş gözlemler, müthiş tasvirler ve müthiş tahliller yapan sıkı yazarlığı kadar bir star da olduğunu düşünmüşümdür... billboard'larla yapılan kitap tanıtımları, albüm kapaklarındaki sanatsal fotoğraflar (bakınız söz vermiş şarkılar), hatta yeni açtığı internet sitesi www.murathanmungan.com'da verdiği pozlar kanıt değil mi? kendine düşkün, kendiyle ilgili, kendini beğenen ve çok güzel gülen bir adam... fotoğraflarda nasıl çıkacağını merak ediyor, ne giyeceğini tartıyor, nasıl poz vereceğini hesaplıyor, her şey bittikten sonra da konuşmaya başlıyor. planlı programlı; evi de, çalışma masası da, anlattıklarına bakılırsa yaşamı da... kendine çok korunaklı bir dünya yaratmış, etrafına da dikenli teller örmüş... ben hep özellikle, bile bile 'murathan mungan miti' yaratmış sanırdım... uzak, mesafeli, egosu yüksek... meğer onunki biraz mahcubiyet, biraz da korunma amaçlıymış.. "türkiye'de insanların kendini koruması için duvarlarını yüksek tutması gerekiyor. bu da kendini beğenmişlik, kibir gibi algılanıyor" diyor ve ekliyor: belki de mahcubiyetimi yenmek için bu kadar sık çıkıyorum ortaya... onun ortaya çıkıyorum dediğine bakmayın. asla davetlerde, açılışlarda, ortalıkta yoktur. eğer haberleri çıkmaya başladıysa, bilin ki yine bir iş patlatacaktır! uzun aradan sonra, yaklaşık bir ay önce yeniden çıktı piyasaya; çünkü son yılların en konuşulan işlerinden birine imza attı; bir murathan mungan- müslüm gürses yapımı olan 'aşk tesadüfleri sever' albümüne... ancak bizim sebeb-i ziyaretimiz albüm değildi tabii bu kadar zaman sonra... albüme gelen tepkilerdi... yılların müslüm baba'sına bob dylan, david bowie, garbage, björk, leonard cohen gibi dünyaca ünlü isimlerin şarkılarını türkçe yorumlatınca bir tartışmadır başladı. son yıllarda entel çevrelerde bir fenomen olan müslüm baba'nın bu albümle 'ne İsa'ya ne musa'ya yarandığı' söylendi, 'bu projenin baştan batık bir proje olduğu' iddia edildi, 'yuvana dön müslüm baba' başlıkları bile atıldı... mungan da bütün eleştirilere cevap anlamında son kez konuştuğunu söyledi.
* baştan başlayayım... bu albüm için 'prodüktör yanınızı keşfedişiniz' diyebilir miyiz?
- ben dünyada şair ve yazar olarak duruyorum, bir edebiyatçıyım. ama günümüzde disiplinler arası ilişkilerin bunca yoğun olduğu bir dönemde zaman zaman kendimize, ilgi alanlarımıza göre oyun alanları yaratıyoruz. ama oyun ciddi bir şeydir, küçümsediğim sanılmasın. meraklarıma, ilgi ve bilgi alanlarıma zaman ve emek ayırıyorum diyelim.
* merak ettiğim şu: sadece hayalini kurduğunuz bir işe imza atmak mı istediniz, bu alanda bir kariyer planı yapıyor musunuz?
- hiç böyle bir niyetim yok. bu sadece yapmak istediğim bir şeydi. ne kendime bundan kariyer planı çıkacağını düşünüyorum, ne de müslüm gürses'e... ama müslüm gürses adına kanım o ki; bu albümün başarısı artık bu konuda çok daha esnek davranabileceğini gösterdi. açıkçası bu albüm benim bütün işlerimde olduğu gibi önyargılarla oynadı! yani hem eski müslümcüler'in önyargılarını göğüsledi, hem müslüm gürses'i dinlemeyi ayıp bulan bir kesimin önyargılarını sarstı. çünkü onların sandığı gibi sadece aciz, aklı, gönlü ve vücudu yaralı insanlar dinlemiyor gürses'i... ayrıca önyargılarla oynamak, ezber bozmak iyi bir şeydir.
* yani önyargıları kırmak adına bilinçli bir proje miydi müslüm gürses albümü?
- hele hele bir yaştan sonra seçimleriniz asla bilinçsiz olmaz! neyle karşılaşacağımı tahmin edebiliyordum. beni kışkırtan da buydu. ezber bozmak derken biraz bunu kast ediyorum. günümüzdeki müzikal arayışlar konusunda da bu albüm başka arayışlara yol açacak. şunu da unutmamak gerek; benim 70'lerden bu yana türk müziği, arabesk, pop, dünya müziğinin her biriyle ilişkim vardı. birikimim bir tek kanaldan beslenmiyordu. böyle bir işe kalkıştığımda birçoklarına göre daha avantajlı bir yerden söz alıyorum. müzikal anlamda bir şey söylüyorsam, gerçekten bir bildiğim vardır.
* müslüm gürses'e hayranlığınızı, onu bu albümle keşfetmediğinizi sık sık söylüyorsunuz. onda ne bulduğunuzu merak ediyorum?
- bir kere çok ender bulunan bir bariton tınıya sahip. İkincisi okuyuşundaki edayı, belki adını müslüm baba'ya çıkartan, şarkıcılık tekniğini seviyorum. hançeresini günün modalarına teslim etmedi. sevmediğim bir sürü şarkısı var, o da birçok arabesk şarkıcısı gibi zamanında bir sürü çöp de okumuş. ama onda kalbilik var; eski türk müziği deyimidir; 'kalbi okuyor' derler.
* bir babalık durumu var yani sizi ciddi ciddi etkileyen..
- babalık da, oğulluk da... çünkü bir yerde babadan söz ediyorsanız oğuldan da söz ediyorsunuzdur. dediğim gibi, kalbe dokunan bir safiyeti var. belki de insanları ikna eden şey, okuyuşundaki dürüstlük, ruhuyla da okuması...
* ona hayranlığınızı ilk kez ne zaman anladınız? sizi etkileyen neydi?
- 80'li yıllarda yaptığı, 'ne fayda', 'sana benziyor', 'esrarlı gözler', 'ölüyorum kederimden', 'yaranamadım...' bunlar bir tür itilmiş, kenarda kalmış insanların sesleriydi. ben çok beyaz olan, çok merkezden konuşan, çok tuzu kuru sesleri, sözleri sevmiyorum. (gülüyor)
* anarşist bir durum var yani?
- e tabii... bir isyan ve itiraz var. mesela 'İtirazım var' şarkısını kim okursa okusun, müslüm bey'in yorumu aşılamaz! biraz canıyla oynayan sesleri seviyorum.
* arabesk hayatımızda hep olan ama kısa süre öncesine kadar olmadığını varsaydığımız, duymazlıktan geldiğimiz bir türdü. siz müslüm gürses'le bu projeye soyunurken bu arada kalmışlığı mı sergilemeye çalıştınız? ve siz de arada kalırım korkusu duydunuz mu?
- ayırt edebiliyorum.türkiye kaç yüzyıldır süren doğu ile batı düğümünün üstünde oturuyor. siz isteseniz de istemeseniz de kültürel soyaçekim diye bir şey var; ezan sesiyle büyümüş bir toplum arabik tınılar taşıyacaktır. bu sizin itirazınızın dışında sosyal bir gerçektir. orhan gencebay'ın yakaladığı damar da budur. türkiye'de çok ciddi bir rum ve ermeni müziği geleneği de var. bu müziklerin dokuya sinmiş öyle çok katmanı var ki... arabesk dediğiniz de bir arayış, bir ifade tarzıydı. sözüyle müziğiyle kötü çok örnekleri de var, iyileri de... bunu dinlememeyi, sevmemeyi anlarım ama kültürel gerçeklik olarak yok sayamazsınız! sonuçta bu bir albüm; bir proje bu kadar çok lafı kaldırmayabilir. seversiniz veya sevmezsiniz, bu kadar gürültüye gerek yok. şarkılar hayatınıza sızıyorsa bana yeter.
* neden önyargılı davranıldı bu projeye?
- adı üstünde önyargı! muhafazakar bir toplumuz. solcusu da muhafazakâr, aydını da müstebit! (zorba) az şey bilerek, çok yer kaplayan insanların ülkesinde ne olsun istiyorsunuz? dişe dokunur bir itiraz var mı onu söyleyin? gerçek bilgiye, doğru tahlile dayanıyor mu söylenenler? açık söyleyeyim, müslüm gürses'ten bir bülent ortaçgil, mazhar alanson yaratmaya çalışmadım. müslüm gürses'in başka biri olmaya ihtiyacı mı var? bu sadece benim uyuzumu kaşımam da değil. örneğin, hiç şarkı sözü yazmamış şairlerle, müslüm sevdiğini bildiğim şairlerle çalıştım. ne çıkacak ortaya, bir oyun alanı oluşturalım dedik. performans böyle bir şeydir.
* özet olarak şunu mu söylüyorsunuz: "ben entelektüel çabayla arabeski ve arabeskçi birini sevdirmeye çalışmadım, sadece hayran olduğum bir şarkıcıyla farklı deneme yaptım.."
- İşte bu kadar! beraber oynadık, şarkı söyledik, eğlendik. eğer siz de bu şarkıları seviyor, mırıldanıyorsanız, size yeni bir heyecan, konuşacak yeni bir laf verdiyse tamamdır. ayrıca güya itiraz edenler de, albümde sevdikleri en az üç şarkı sayıyor, daha ne? yani bir sanat yapıtı da 1789 İhtilali değildir kardeşim, ne oluyorsunuz? (gülüyor)
* kendi adımın üzerinden kariyer yaptırmam kimse kusura bakmasın!
İşe soyunurken eleştirilere hazırlıklı mıydınız?
- her zaman... yazı yazmak, iş yapmak ortaya çıkmaktır; o zaman önünüze gelen her tür eleştiriye de açık olmanız gerek. anadolu'da çok sevdiğim bir laf vardır, el içinde saç kesme, kimi uzun der, kimi kısa... (kahkahalar atıyor) bunu bilerek yola çıkıyorum, bu bir. İkincisi; bu kadar sene sonra, kaç tane kitabın üzerinde adım var, bu konuda hazımsız olmam mümkün mü? yergiyi de, övgüyü de kaldırabilecek kadar yoldan geçti hem ruhum, hem bedenim... eleştirinin kalitesi, kullandığı ölçütler, yaklaşım biçimi önemli benim için...
* kişisel beğenileri eleştiri saymıyor musunuz?
- yalan, tahrifat, cehalet, kalitesiz ölçütler, şahsi sıkıntılar benim için her zaman konudışı olmuştur. bunların keyfimi bozmasına asla izin vermem. başarımın tadını çıkarmaya bakarım. on yıl sonra kimsenin hatırlayamayacağı isimlere kendi adım üzerinden kariyer yaptırmam, kusura bakmasınlar. 'hayatımda müslüm gürses dinlemedim, ilk defa siz dinlettiniz' diyenlerin sayısı azımsanacak gibi değil. müzik piyasasının bu kadar krizde olduğu bir dönemde bir zahmet işin tirajına baksınlar. o küçümsedikleri, 'bunlardan anlamaz' sandıkları müslümcüler sahip çıkmasaydı 'müslüm babaları'na bu başarıya ulaşabilir miydik? benim göğsüm daha kaç düşmanlık yazısını göğüsleyecek kadar geniştir.
* samimi olalım; bu albümün alıcısı kim? yani murathan mungan imzası satışı ne kadar etkilemiştir?
- alıcının kim olduğu hiçbir zaman belli değildir. müslüm gürses'in de alıcısı var, benim de... bu ikilinin ne yaptığını merak eden kesim de var. şu röportajın yapıldığı tarihte; bu albümü alması gerektiği halde eşikte kalmış kesimi, şarkılar yerleştikçe kazanacağımıza inanıyorum. türkiye muhafazakâr bir toplum. kutupsal görünen iki ismin beraberliğinin bütün bu önyargı geleneğini bir kerede aşması mümkün değil. bunu şarkılar başaracaktır. bu konuda da her kesimden duymak istediklerimi duydum. bu albüm bu anlamdaki kaba eşikleri aştı, merkezde buluştu. atı aldık, üsküdar'ı geçtik, boşa konuşuyorlar.
* devamı gelecek mi?
- ben edebiyatçıyım, bu oyun alanımdı. şimdi ben yazı masamı, yazımı gecenin mürekkebini özledim.
* sırada kitap mı var?
- evet, şimdiye kadar yazdığım sinema yazılarını topluyorum.
şirin sever
sabah / günaydın eki
repertuarında acı çoğaltan, yaralı sevdalar saklayan, isyan, kahır, barındıran şarkılar vardı. ona göre hayran kitlesinin büyümesi ruhlara tercüman olmasından ileri geliyordu. bunu, “yaşanan bir gerçek var. ben bu gerçekleri söylüyorum. İnsanların hoşuna gidiyor. entel takımı da dinliyor,” sözleriyle dile getiriyor. müslüm gürses bir ikon muamelesi görüyor. hala milyonlara göre bir efsane müslüm gürses. onun sihrini ne sosyologlar ne müzik araştırmacıları ne de psikologlar çözebiliyorlar.
babayla randevumuz 22:00’de. geç kalmamak lazım 10 dk önce buluşma yerindeydim. karşı masada eşi muhterem nur ve misafirleriyle derin bir sohbet halinde. ben de uzaktan gözlemliyorum. karşımda sanki yaşayan bir tarih, soğuk bir büst var. gözlerinin altında yılların derin izleri… sigarasını derin derin içine çekiyor. kırık sazıyla kırık bir hayat geçirdiği belli oluyor. saatime bakıyorum, buluşma vakti geldi artık. ağır adımlarla yanına yaklaşıyorum ve bana gülümsüyor. birlikte lobiye geçiyoruz...
* eveeeeettttt küçük hanım hoş geldiniz.
- hoş bulduk babacım. ( İnsanın kendi babasından sonra başka birisine baba demesi biraz garip. ama müslüm gürses’e bu lakap o kadar yakışmış, onunla o kadar bütünleşmiş ki insanın hiç de garibine gitmiyor. )
* nasılsın baba
- İyiyim evladım iş güç işte geldik ankara’ya soğuğu gördük donduk vallahi.
* ne garip size içtenlikle baba diyorum. İlk defa öz babam haricinde bir başkasına baba diyorum. ama sizinle çok bütünleşmiş. hiç garibime gitmiyor.
- hayatın kendisi garip zaten. baba lakabına laik olmaya çalışıyorum. öz evladım yok ama dünyada binlerce insan bana baba diyor. eee onlarda benim evlatlarım.
* aman allah başımızdan eksik etmesin sizi.
- aminnnnn aminnnn evladım.
* babacım ankara sizin ikinci eviniz sayılır. daha önce yüzlerce kez sahne aldınız. neler hissediyorsunuz ankara’ya geldiğinizde.
- ankara, taşı toprağı kara ankara. mazinin karanlık yıllarına dalıyorum burada sıkıntılı bi o kadarda güzel günler yaşadım, anılarım tekrar gözümde canlanıyor.
* biraz hayat hikayenizden bahseder misiniz. müslüm gürses nasıl doğdu.
- 1953’te, urfa’da doğdum. müslüm akbaş olarak hayata başladım. müslüm gürses olarak devam ettim ve ardından müslüm baba oldum. “İlkokulu bitirdim. gerisi yok. adana’da damda yatarken uzun hava okudum. arkadaşım halkevine gidiyordu. ben de gittim. derken çukurova radyosu’nda sanatçı oldum.”
sahneye ilk kez adana aile çay bahçesi’nde çıktım 1968’de plak yapmak için İstanbul’a geldim. 1969 yılında yaptığım ilk plak bir anda 300 bine ulaştı. şöhretin ilk yıllarında ilk plağımı yeni doldurduğum ve ardından büyük bir anadolu turnesine çıktığım zaman, tarsus adana yolunda büyük bir kaza geçirdim. kazanın karanlık anının bitişinden sonra “özür diliyorum senden” “İsyankar” “ben İnsan değil miyim” gibi albümler çıkardım ve büyük ilgi gördü. ondan sonra yürüdük gittik bu günlere geldik işte.
* şimdi sizinle şöyle geçmişe doğru bir yolculuk yapalım. orhan gencebay ve size arabesk müziğinin en büyük otoriteleri diyebiliriz. yapılan bu müziğin tartışmaları sizlerle başladı. zorlu yılları biraz anlatırmısınız?
- o dönemlerde türküler ve klasik türk müziği revaçta idi. taşralar türk halk müziği ile mutlu olurken kentlerde türk sanat müziği hakimdi. tabi batı özentisi ağırlıkta olan bir kesim ise batı müziğine yönelmişti. o zaman önümüzde trt engeli vardı ve eleştirmenler bize karşı cephe almıştı. fakat halkımız şarkıları çok çabuk benimsedi. halkın gücü ve desteği olmasa biz bu günlere gelemezdik.
* gecekonduda yaşayan halkın ezilmişliği, aşkları, feodal yapının kurbanlarını ifade eden bir protest müzik doğurdunuz. arabesk müzik kısa zamanda gerek anadolu’da gerekse büyükşehirlerde yaşayan düşük gelirli aileler tarafından sevildi. hayatın haksızlığına bazen kaderci bir tutum bazen de çözüm getirecek konular ile yapılan şarkılar halkımızın duygularının rehberi oldu. her şeyden önce türkiye’de doğdu ve türkiye’nin aynası oldu. artık yaşam tarzı olmakla beraber müzik tarzı olarak da bazı otoritelerce ne kadar istenilmese de kendini kabul ettirdi. siz bu görüşlere katılıyormusunuz.
- ettirmiştir bana göre. çünkü biz bu konuda çok mücadeleler verdik, kendimizi her konuda geliştirdik. bir nevi halkın aynası olduk. türkiye’de hep zenginler mi yada hep batılılar mı yaşıyor. onlara göre de müzik yapılıyor tabii biz halkın sesi olmaya çalıştık.
* arap müziği ile ülkemizdeki arabesk müzik ile bir bağlantı kurabilirmiyiz?
- kurulacak birkaç nokta var. kullanılan müzik aletleri, birkaç ritim özellikleri ve taksim denilen olay birde ruh durumunun müziğe yansıması. arabesk müziği bir türk müziğidir. arap müziği değildir.
* reklamlarda, talk-showlarda, rock festivallerinde görüyoruz artık sizi. hatta bazı kesimlere göre baba light oldu. daha elit kesimlere hitap ettiğinizi düşünüyorlar. halktan koptunuz gibi. size de öğle gelmiyor mu?
- İnsan kendini aşmalı bende aştığımı düşünüyorum. farklı kitleleri birleştirmeye çalışıyorum. halktan asla kopmam. halk konserlerine devam.
* halk konserleri demişken, jilet meselesi devam ediyor mu. bu konudaki görüşünüz nedir?
- çookkk üzülüyorum evladım çokkk.
* müslüm gürses’in iç yüzünü çok fazla bilen yoktu. fazla konuşmayan, gülmeyen, espri yapmayan ağır baba olarak biliniyordunuz. ama aslında öğle olmadığınızı halka gösterdiniz. son 10 yıldır, İçinizdeki çoçuğu dışarıya çıkardınız. yıllarca bastırılmış duyguların dışa vurulumu diyebilir miyiz.
- özel radyo ve televizyonların artmasıyla televizyonlarda daha çok yer aldık ve kendimizi gösterebildik. İçimdeki çoçuk hep vardı aslında insan onu öldürmemeli de biz bunu dışarıya vurduk. daha bir sempatik olduk halkın gözünde.
* ceza ve siz rock müzik festivaline katılacaksınız. bazı rock müzik dinleyen insanlar karşı çıkıyor. siz bu konuda ne diyorsunuz.
- evlat, ben bu olaya çok sıcak bakıyorum. rock ruhu ayrı bir şey müzik olarak bakmamak lazım. çok ilginç olacak bence. çünkü müslüm gürses’i dinlemek için geliyorum diyenler olacak. faithless gelip arabesk bir şarkı söyleseydi bu olumlu yönde büyük bir olay olurdu. ama ben rock söyleyince tepki gösteriyorlar? ben bu durumu anlamıyorum.
* baba vallahi sana yakışıyor. söyle düşmanların çatlasın.
- çatlasın demi evladım...
* ( sohbetimize muhterem nur’da katılıyor. )
oooo ne kaynatıyorsunuz bakim böyle
hoş geldin yenge
gel muhteremciğim gel sende katıl sohbete
babanın gözlerinin içi gülüyor, hayat arkadaşını görünce. ne aşk ama maşallah.
birbirinize çok yakışıyorsunuz. allah kem gözlerden sizi korusun. nasıl başladı aşkınız baba.
- ben muhterem hanımın hayranıydım. sinema filmlerini hiç kaçırmazdım. kendisini platonik olarak seviyordum. sonra hayallerim gerçek oldu tanıştık ve 1985’te evlendik.
* peki siz muhterem hanım.
- ben hayatımı ikiye ayırıyorum. “müslüm’den önce, müslüm’den sonra.” allah bana ‘sonradan gül’ demiş. o benim için bir piyango gibi.
* medyatik biriyle birlikte olmak nasıl?
- elbette medyatik bir isimle birlikte olmak çok zor. dışarıdan ne kadar çekici görülse de özel hayatınız diye bir kavram yok. ben müslüm’ü yıllardır halkımızı ile paylaşıyorum ve paylaşacağım da.
* müslüm baba evde nasıl?
- evimiz gerçekten bizim için özel bir mekan. şarkıların yaratıldığı, hayatımızın paylaşıldığı ortam. bizim düzenimizde erkeğin sözü geçer. müslüm, son derece disiplini ve hizmeti sever. enteresan ama hayatımız boyunca bana hiç yemek yapmadı. çünkü müslüm yumurta kırmasını bile beceremez.
* baba tam bir maço zaman.
- kesinlikle maço. bende onu böyle seviyorum zaten.
* sohbetimize renk verdiniz muhterem hanım çok teşekkür ederiz.
- rica ederim.
* babacım ağzına sağlık. uzun zamandır röportaj vermedin. bizi kırmadığın için çok teşekkür ederim.
- estafurullah evlat.
lafebesi öznur
radyo banko
repertuarında acı çoğaltan, yaralı sevdalar saklayan, isyan, kahır, barındıran şarkılar vardı. ona göre hayran kitlesinin büyümesi ruhlara tercüman olmasından ileri geliyordu. bunu, “yaşanan bir gerçek var. ben bu gerçekleri söylüyorum. İnsanların hoşuna gidiyor. entel takımı da dinliyor,” sözleriyle dile getiriyor. müslüm gürses bir ikon muamelesi görüyor. hala milyonlara göre bir efsane müslüm gürses. onun sihrini ne sosyologlar ne müzik araştırmacıları ne de psikologlar çözebiliyorlar.
babayla randevumuz 22:00’de. geç kalmamak lazım 10 dk önce buluşma yerindeydim. karşı masada eşi muhterem nur ve misafirleriyle derin bir sohbet halinde. ben de uzaktan gözlemliyorum. karşımda sanki yaşayan bir tarih, soğuk bir büst var. gözlerinin altında yılların derin izleri… sigarasını derin derin içine çekiyor. kırık sazıyla kırık bir hayat geçirdiği belli oluyor. saatime bakıyorum, buluşma vakti geldi artık. ağır adımlarla yanına yaklaşıyorum ve bana gülümsüyor. birlikte lobiye geçiyoruz...
* eveeeeettttt küçük hanım hoş geldiniz.
- hoş bulduk babacım. ( İnsanın kendi babasından sonra başka birisine baba demesi biraz garip. ama müslüm gürses’e bu lakap o kadar yakışmış, onunla o kadar bütünleşmiş ki insanın hiç de garibine gitmiyor. )
* nasılsın baba
- İyiyim evladım iş güç işte geldik ankara’ya soğuğu gördük donduk vallahi.
* ne garip size içtenlikle baba diyorum. İlk defa öz babam haricinde bir başkasına baba diyorum. ama sizinle çok bütünleşmiş. hiç garibime gitmiyor.
- hayatın kendisi garip zaten. baba lakabına laik olmaya çalışıyorum. öz evladım yok ama dünyada binlerce insan bana baba diyor. eee onlarda benim evlatlarım.
* aman allah başımızdan eksik etmesin sizi.
- aminnnnn aminnnn evladım.
* babacım ankara sizin ikinci eviniz sayılır. daha önce yüzlerce kez sahne aldınız. neler hissediyorsunuz ankara’ya geldiğinizde.
- ankara, taşı toprağı kara ankara. mazinin karanlık yıllarına dalıyorum burada sıkıntılı bi o kadarda güzel günler yaşadım, anılarım tekrar gözümde canlanıyor.
* biraz hayat hikayenizden bahseder misiniz. müslüm gürses nasıl doğdu.
- 1953’te, urfa’da doğdum. müslüm akbaş olarak hayata başladım. müslüm gürses olarak devam ettim ve ardından müslüm baba oldum. “İlkokulu bitirdim. gerisi yok. adana’da damda yatarken uzun hava okudum. arkadaşım halkevine gidiyordu. ben de gittim. derken çukurova radyosu’nda sanatçı oldum.”
sahneye ilk kez adana aile çay bahçesi’nde çıktım 1968’de plak yapmak için İstanbul’a geldim. 1969 yılında yaptığım ilk plak bir anda 300 bine ulaştı. şöhretin ilk yıllarında ilk plağımı yeni doldurduğum ve ardından büyük bir anadolu turnesine çıktığım zaman, tarsus adana yolunda büyük bir kaza geçirdim. kazanın karanlık anının bitişinden sonra “özür diliyorum senden” “İsyankar” “ben İnsan değil miyim” gibi albümler çıkardım ve büyük ilgi gördü. ondan sonra yürüdük gittik bu günlere geldik işte.
* şimdi sizinle şöyle geçmişe doğru bir yolculuk yapalım. orhan gencebay ve size arabesk müziğinin en büyük otoriteleri diyebiliriz. yapılan bu müziğin tartışmaları sizlerle başladı. zorlu yılları biraz anlatırmısınız?
- o dönemlerde türküler ve klasik türk müziği revaçta idi. taşralar türk halk müziği ile mutlu olurken kentlerde türk sanat müziği hakimdi. tabi batı özentisi ağırlıkta olan bir kesim ise batı müziğine yönelmişti. o zaman önümüzde trt engeli vardı ve eleştirmenler bize karşı cephe almıştı. fakat halkımız şarkıları çok çabuk benimsedi. halkın gücü ve desteği olmasa biz bu günlere gelemezdik.
* gecekonduda yaşayan halkın ezilmişliği, aşkları, feodal yapının kurbanlarını ifade eden bir protest müzik doğurdunuz. arabesk müzik kısa zamanda gerek anadolu’da gerekse büyükşehirlerde yaşayan düşük gelirli aileler tarafından sevildi. hayatın haksızlığına bazen kaderci bir tutum bazen de çözüm getirecek konular ile yapılan şarkılar halkımızın duygularının rehberi oldu. her şeyden önce türkiye’de doğdu ve türkiye’nin aynası oldu. artık yaşam tarzı olmakla beraber müzik tarzı olarak da bazı otoritelerce ne kadar istenilmese de kendini kabul ettirdi. siz bu görüşlere katılıyormusunuz.
- ettirmiştir bana göre. çünkü biz bu konuda çok mücadeleler verdik, kendimizi her konuda geliştirdik. bir nevi halkın aynası olduk. türkiye’de hep zenginler mi yada hep batılılar mı yaşıyor. onlara göre de müzik yapılıyor tabii biz halkın sesi olmaya çalıştık.
* arap müziği ile ülkemizdeki arabesk müzik ile bir bağlantı kurabilirmiyiz?
- kurulacak birkaç nokta var. kullanılan müzik aletleri, birkaç ritim özellikleri ve taksim denilen olay birde ruh durumunun müziğe yansıması. arabesk müziği bir türk müziğidir. arap müziği değildir.
* reklamlarda, talk-showlarda, rock festivallerinde görüyoruz artık sizi. hatta bazı kesimlere göre baba light oldu. daha elit kesimlere hitap ettiğinizi düşünüyorlar. halktan koptunuz gibi. size de öğle gelmiyor mu?
- İnsan kendini aşmalı bende aştığımı düşünüyorum. farklı kitleleri birleştirmeye çalışıyorum. halktan asla kopmam. halk konserlerine devam.
* halk konserleri demişken, jilet meselesi devam ediyor mu. bu konudaki görüşünüz nedir?
- çookkk üzülüyorum evladım çokkk.
* müslüm gürses’in iç yüzünü çok fazla bilen yoktu. fazla konuşmayan, gülmeyen, espri yapmayan ağır baba olarak biliniyordunuz. ama aslında öğle olmadığınızı halka gösterdiniz. son 10 yıldır, İçinizdeki çoçuğu dışarıya çıkardınız. yıllarca bastırılmış duyguların dışa vurulumu diyebilir miyiz.
- özel radyo ve televizyonların artmasıyla televizyonlarda daha çok yer aldık ve kendimizi gösterebildik. İçimdeki çoçuk hep vardı aslında insan onu öldürmemeli de biz bunu dışarıya vurduk. daha bir sempatik olduk halkın gözünde.
* ceza ve siz rock müzik festivaline katılacaksınız. bazı rock müzik dinleyen insanlar karşı çıkıyor. siz bu konuda ne diyorsunuz.
- evlat, ben bu olaya çok sıcak bakıyorum. rock ruhu ayrı bir şey müzik olarak bakmamak lazım. çok ilginç olacak bence. çünkü müslüm gürses’i dinlemek için geliyorum diyenler olacak. faithless gelip arabesk bir şarkı söyleseydi bu olumlu yönde büyük bir olay olurdu. ama ben rock söyleyince tepki gösteriyorlar? ben bu durumu anlamıyorum.
* baba vallahi sana yakışıyor. söyle düşmanların çatlasın.
- çatlasın demi evladım...
* ( sohbetimize muhterem nur’da katılıyor. )
oooo ne kaynatıyorsunuz bakim böyle
hoş geldin yenge
gel muhteremciğim gel sende katıl sohbete
babanın gözlerinin içi gülüyor, hayat arkadaşını görünce. ne aşk ama maşallah.
birbirinize çok yakışıyorsunuz. allah kem gözlerden sizi korusun. nasıl başladı aşkınız baba.
- ben muhterem hanımın hayranıydım. sinema filmlerini hiç kaçırmazdım. kendisini platonik olarak seviyordum. sonra hayallerim gerçek oldu tanıştık ve 1985’te evlendik.
* peki siz muhterem hanım.
- ben hayatımı ikiye ayırıyorum. “müslüm’den önce, müslüm’den sonra.” allah bana ‘sonradan gül’ demiş. o benim için bir piyango gibi.
* medyatik biriyle birlikte olmak nasıl?
- elbette medyatik bir isimle birlikte olmak çok zor. dışarıdan ne kadar çekici görülse de özel hayatınız diye bir kavram yok. ben müslüm’ü yıllardır halkımızı ile paylaşıyorum ve paylaşacağım da.
* müslüm baba evde nasıl?
- evimiz gerçekten bizim için özel bir mekan. şarkıların yaratıldığı, hayatımızın paylaşıldığı ortam. bizim düzenimizde erkeğin sözü geçer. müslüm, son derece disiplini ve hizmeti sever. enteresan ama hayatımız boyunca bana hiç yemek yapmadı. çünkü müslüm yumurta kırmasını bile beceremez.
* baba tam bir maço zaman.
- kesinlikle maço. bende onu böyle seviyorum zaten.
* sohbetimize renk verdiniz muhterem hanım çok teşekkür ederiz.
- rica ederim.
* babacım ağzına sağlık. uzun zamandır röportaj vermedin. bizi kırmadığın için çok teşekkür ederim.
- estafurullah evlat.
lafebesi öznur
radyo banko
repertuarında acı çoğaltan, yaralı sevdalar saklayan, isyan, kahır, barındıran şarkılar vardı. ona göre hayran kitlesinin büyümesi ruhlara tercüman olmasından ileri geliyordu. bunu, “yaşanan bir gerçek var. ben bu gerçekleri söylüyorum. İnsanların hoşuna gidiyor. entel takımı da dinliyor,” sözleriyle dile getiriyor. müslüm gürses bir ikon muamelesi görüyor. hala milyonlara göre bir efsane müslüm gürses. onun sihrini ne sosyologlar ne müzik araştırmacıları ne de psikologlar çözebiliyorlar.
babayla randevumuz 22:00’de. geç kalmamak lazım 10 dk önce buluşma yerindeydim. karşı masada eşi muhterem nur ve misafirleriyle derin bir sohbet halinde. ben de uzaktan gözlemliyorum. karşımda sanki yaşayan bir tarih, soğuk bir büst var. gözlerinin altında yılların derin izleri… sigarasını derin derin içine çekiyor. kırık sazıyla kırık bir hayat geçirdiği belli oluyor. saatime bakıyorum, buluşma vakti geldi artık. ağır adımlarla yanına yaklaşıyorum ve bana gülümsüyor. birlikte lobiye geçiyoruz...
* eveeeeettttt küçük hanım hoş geldiniz.
- hoş bulduk babacım. ( İnsanın kendi babasından sonra başka birisine baba demesi biraz garip. ama müslüm gürses’e bu lakap o kadar yakışmış, onunla o kadar bütünleşmiş ki insanın hiç de garibine gitmiyor. )
* nasılsın baba
- İyiyim evladım iş güç işte geldik ankara’ya soğuğu gördük donduk vallahi.
* ne garip size içtenlikle baba diyorum. İlk defa öz babam haricinde bir başkasına baba diyorum. ama sizinle çok bütünleşmiş. hiç garibime gitmiyor.
- hayatın kendisi garip zaten. baba lakabına laik olmaya çalışıyorum. öz evladım yok ama dünyada binlerce insan bana baba diyor. eee onlarda benim evlatlarım.
* aman allah başımızdan eksik etmesin sizi.
- aminnnnn aminnnn evladım.
* babacım ankara sizin ikinci eviniz sayılır. daha önce yüzlerce kez sahne aldınız. neler hissediyorsunuz ankara’ya geldiğinizde.
- ankara, taşı toprağı kara ankara. mazinin karanlık yıllarına dalıyorum burada sıkıntılı bi o kadarda güzel günler yaşadım, anılarım tekrar gözümde canlanıyor.
* biraz hayat hikayenizden bahseder misiniz. müslüm gürses nasıl doğdu.
- 1953’te, urfa’da doğdum. müslüm akbaş olarak hayata başladım. müslüm gürses olarak devam ettim ve ardından müslüm baba oldum. “İlkokulu bitirdim. gerisi yok. adana’da damda yatarken uzun hava okudum. arkadaşım halkevine gidiyordu. ben de gittim. derken çukurova radyosu’nda sanatçı oldum.”
sahneye ilk kez adana aile çay bahçesi’nde çıktım 1968’de plak yapmak için İstanbul’a geldim. 1969 yılında yaptığım ilk plak bir anda 300 bine ulaştı. şöhretin ilk yıllarında ilk plağımı yeni doldurduğum ve ardından büyük bir anadolu turnesine çıktığım zaman, tarsus adana yolunda büyük bir kaza geçirdim. kazanın karanlık anının bitişinden sonra “özür diliyorum senden” “İsyankar” “ben İnsan değil miyim” gibi albümler çıkardım ve büyük ilgi gördü. ondan sonra yürüdük gittik bu günlere geldik işte.
* şimdi sizinle şöyle geçmişe doğru bir yolculuk yapalım. orhan gencebay ve size arabesk müziğinin en büyük otoriteleri diyebiliriz. yapılan bu müziğin tartışmaları sizlerle başladı. zorlu yılları biraz anlatırmısınız?
- o dönemlerde türküler ve klasik türk müziği revaçta idi. taşralar türk halk müziği ile mutlu olurken kentlerde türk sanat müziği hakimdi. tabi batı özentisi ağırlıkta olan bir kesim ise batı müziğine yönelmişti. o zaman önümüzde trt engeli vardı ve eleştirmenler bize karşı cephe almıştı. fakat halkımız şarkıları çok çabuk benimsedi. halkın gücü ve desteği olmasa biz bu günlere gelemezdik.
* gecekonduda yaşayan halkın ezilmişliği, aşkları, feodal yapının kurbanlarını ifade eden bir protest müzik doğurdunuz. arabesk müzik kısa zamanda gerek anadolu’da gerekse büyükşehirlerde yaşayan düşük gelirli aileler tarafından sevildi. hayatın haksızlığına bazen kaderci bir tutum bazen de çözüm getirecek konular ile yapılan şarkılar halkımızın duygularının rehberi oldu. her şeyden önce türkiye’de doğdu ve türkiye’nin aynası oldu. artık yaşam tarzı olmakla beraber müzik tarzı olarak da bazı otoritelerce ne kadar istenilmese de kendini kabul ettirdi. siz bu görüşlere katılıyormusunuz.
- ettirmiştir bana göre. çünkü biz bu konuda çok mücadeleler verdik, kendimizi her konuda geliştirdik. bir nevi halkın aynası olduk. türkiye’de hep zenginler mi yada hep batılılar mı yaşıyor. onlara göre de müzik yapılıyor tabii biz halkın sesi olmaya çalıştık.
* arap müziği ile ülkemizdeki arabesk müzik ile bir bağlantı kurabilirmiyiz?
- kurulacak birkaç nokta var. kullanılan müzik aletleri, birkaç ritim özellikleri ve taksim denilen olay birde ruh durumunun müziğe yansıması. arabesk müziği bir türk müziğidir. arap müziği değildir.
* reklamlarda, talk-showlarda, rock festivallerinde görüyoruz artık sizi. hatta bazı kesimlere göre baba light oldu. daha elit kesimlere hitap ettiğinizi düşünüyorlar. halktan koptunuz gibi. size de öğle gelmiyor mu?
- İnsan kendini aşmalı bende aştığımı düşünüyorum. farklı kitleleri birleştirmeye çalışıyorum. halktan asla kopmam. halk konserlerine devam.
* halk konserleri demişken, jilet meselesi devam ediyor mu. bu konudaki görüşünüz nedir?
- çookkk üzülüyorum evladım çokkk.
* müslüm gürses’in iç yüzünü çok fazla bilen yoktu. fazla konuşmayan, gülmeyen, espri yapmayan ağır baba olarak biliniyordunuz. ama aslında öğle olmadığınızı halka gösterdiniz. son 10 yıldır, İçinizdeki çoçuğu dışarıya çıkardınız. yıllarca bastırılmış duyguların dışa vurulumu diyebilir miyiz.
- özel radyo ve televizyonların artmasıyla televizyonlarda daha çok yer aldık ve kendimizi gösterebildik. İçimdeki çoçuk hep vardı aslında insan onu öldürmemeli de biz bunu dışarıya vurduk. daha bir sempatik olduk halkın gözünde.
* ceza ve siz rock müzik festivaline katılacaksınız. bazı rock müzik dinleyen insanlar karşı çıkıyor. siz bu konuda ne diyorsunuz.
- evlat, ben bu olaya çok sıcak bakıyorum. rock ruhu ayrı bir şey müzik olarak bakmamak lazım. çok ilginç olacak bence. çünkü müslüm gürses’i dinlemek için geliyorum diyenler olacak. faithless gelip arabesk bir şarkı söyleseydi bu olumlu yönde büyük bir olay olurdu. ama ben rock söyleyince tepki gösteriyorlar? ben bu durumu anlamıyorum.
* baba vallahi sana yakışıyor. söyle düşmanların çatlasın.
- çatlasın demi evladım...
* ( sohbetimize muhterem nur’da katılıyor. )
oooo ne kaynatıyorsunuz bakim böyle
hoş geldin yenge
gel muhteremciğim gel sende katıl sohbete
babanın gözlerinin içi gülüyor, hayat arkadaşını görünce. ne aşk ama maşallah.
birbirinize çok yakışıyorsunuz. allah kem gözlerden sizi korusun. nasıl başladı aşkınız baba.
- ben muhterem hanımın hayranıydım. sinema filmlerini hiç kaçırmazdım. kendisini platonik olarak seviyordum. sonra hayallerim gerçek oldu tanıştık ve 1985’te evlendik.
* peki siz muhterem hanım.
- ben hayatımı ikiye ayırıyorum. “müslüm’den önce, müslüm’den sonra.” allah bana ‘sonradan gül’ demiş. o benim için bir piyango gibi.
* medyatik biriyle birlikte olmak nasıl?
- elbette medyatik bir isimle birlikte olmak çok zor. dışarıdan ne kadar çekici görülse de özel hayatınız diye bir kavram yok. ben müslüm’ü yıllardır halkımızı ile paylaşıyorum ve paylaşacağım da.
* müslüm baba evde nasıl?
- evimiz gerçekten bizim için özel bir mekan. şarkıların yaratıldığı, hayatımızın paylaşıldığı ortam. bizim düzenimizde erkeğin sözü geçer. müslüm, son derece disiplini ve hizmeti sever. enteresan ama hayatımız boyunca bana hiç yemek yapmadı. çünkü müslüm yumurta kırmasını bile beceremez.
* baba tam bir maço zaman.
- kesinlikle maço. bende onu böyle seviyorum zaten.
* sohbetimize renk verdiniz muhterem hanım çok teşekkür ederiz.
- rica ederim.
* babacım ağzına sağlık. uzun zamandır röportaj vermedin. bizi kırmadığın için çok teşekkür ederim.
repertuarında acı çoğaltan, yaralı sevdalar saklayan, isyan, kahır, barındıran şarkılar vardı. ona göre hayran kitlesinin büyümesi ruhlara tercüman olmasından ileri geliyordu. bunu, “yaşanan bir gerçek var. ben bu gerçekleri söylüyorum. İnsanların hoşuna gidiyor. entel takımı da dinliyor,” sözleriyle dile getiriyor. müslüm gürses bir ikon muamelesi görüyor. hala milyonlara göre bir efsane müslüm gürses. onun sihrini ne sosyologlar ne müzik araştırmacıları ne de psikologlar çözebiliyorlar.
babayla randevumuz 22:00’de. geç kalmamak lazım 10 dk önce buluşma yerindeydim. karşı masada eşi muhterem nur ve misafirleriyle derin bir sohbet halinde. ben de uzaktan gözlemliyorum. karşımda sanki yaşayan bir tarih, soğuk bir büst var. gözlerinin altında yılların derin izleri… sigarasını derin derin içine çekiyor. kırık sazıyla kırık bir hayat geçirdiği belli oluyor. saatime bakıyorum, buluşma vakti geldi artık. ağır adımlarla yanına yaklaşıyorum ve bana gülümsüyor. birlikte lobiye geçiyoruz...
* eveeeeettttt küçük hanım hoş geldiniz.
- hoş bulduk babacım. ( İnsanın kendi babasından sonra başka birisine baba demesi biraz garip. ama müslüm gürses’e bu lakap o kadar yakışmış, onunla o kadar bütünleşmiş ki insanın hiç de garibine gitmiyor. )
* nasılsın baba
- İyiyim evladım iş güç işte geldik ankara’ya soğuğu gördük donduk vallahi.
* ne garip size içtenlikle baba diyorum. İlk defa öz babam haricinde bir başkasına baba diyorum. ama sizinle çok bütünleşmiş. hiç garibime gitmiyor.
- hayatın kendisi garip zaten. baba lakabına laik olmaya çalışıyorum. öz evladım yok ama dünyada binlerce insan bana baba diyor. eee onlarda benim evlatlarım.
* aman allah başımızdan eksik etmesin sizi.
- aminnnnn aminnnn evladım.
* babacım ankara sizin ikinci eviniz sayılır. daha önce yüzlerce kez sahne aldınız. neler hissediyorsunuz ankara’ya geldiğinizde.
- ankara, taşı toprağı kara ankara. mazinin karanlık yıllarına dalıyorum burada sıkıntılı bi o kadarda güzel günler yaşadım, anılarım tekrar gözümde canlanıyor.
* biraz hayat hikayenizden bahseder misiniz. müslüm gürses nasıl doğdu.
- 1953’te, urfa’da doğdum. müslüm akbaş olarak hayata başladım. müslüm gürses olarak devam ettim ve ardından müslüm baba oldum. “İlkokulu bitirdim. gerisi yok. adana’da damda yatarken uzun hava okudum. arkadaşım halkevine gidiyordu. ben de gittim. derken çukurova radyosu’nda sanatçı oldum.”
sahneye ilk kez adana aile çay bahçesi’nde çıktım 1968’de plak yapmak için İstanbul’a geldim. 1969 yılında yaptığım ilk plak bir anda 300 bine ulaştı. şöhretin ilk yıllarında ilk plağımı yeni doldurduğum ve ardından büyük bir anadolu turnesine çıktığım zaman, tarsus adana yolunda büyük bir kaza geçirdim. kazanın karanlık anının bitişinden sonra “özür diliyorum senden” “İsyankar” “ben İnsan değil miyim” gibi albümler çıkardım ve büyük ilgi gördü. ondan sonra yürüdük gittik bu günlere geldik işte.
* şimdi sizinle şöyle geçmişe doğru bir yolculuk yapalım. orhan gencebay ve size arabesk müziğinin en büyük otoriteleri diyebiliriz. yapılan bu müziğin tartışmaları sizlerle başladı. zorlu yılları biraz anlatırmısınız?
- o dönemlerde türküler ve klasik türk müziği revaçta idi. taşralar türk halk müziği ile mutlu olurken kentlerde türk sanat müziği hakimdi. tabi batı özentisi ağırlıkta olan bir kesim ise batı müziğine yönelmişti. o zaman önümüzde trt engeli vardı ve eleştirmenler bize karşı cephe almıştı. fakat halkımız şarkıları çok çabuk benimsedi. halkın gücü ve desteği olmasa biz bu günlere gelemezdik.
* gecekonduda yaşayan halkın ezilmişliği, aşkları, feodal yapının kurbanlarını ifade eden bir protest müzik doğurdunuz. arabesk müzik kısa zamanda gerek anadolu’da gerekse büyükşehirlerde yaşayan düşük gelirli aileler tarafından sevildi. hayatın haksızlığına bazen kaderci bir tutum bazen de çözüm getirecek konular ile yapılan şarkılar halkımızın duygularının rehberi oldu. her şeyden önce türkiye’de doğdu ve türkiye’nin aynası oldu. artık yaşam tarzı olmakla beraber müzik tarzı olarak da bazı otoritelerce ne kadar istenilmese de kendini kabul ettirdi. siz bu görüşlere katılıyormusunuz.
- ettirmiştir bana göre. çünkü biz bu konuda çok mücadeleler verdik, kendimizi her konuda geliştirdik. bir nevi halkın aynası olduk. türkiye’de hep zenginler mi yada hep batılılar mı yaşıyor. onlara göre de müzik yapılıyor tabii biz halkın sesi olmaya çalıştık.
* arap müziği ile ülkemizdeki arabesk müzik ile bir bağlantı kurabilirmiyiz?
- kurulacak birkaç nokta var. kullanılan müzik aletleri, birkaç ritim özellikleri ve taksim denilen olay birde ruh durumunun müziğe yansıması. arabesk müziği bir türk müziğidir. arap müziği değildir.
* reklamlarda, talk-showlarda, rock festivallerinde görüyoruz artık sizi. hatta bazı kesimlere göre baba light oldu. daha elit kesimlere hitap ettiğinizi düşünüyorlar. halktan koptunuz gibi. size de öğle gelmiyor mu?
- İnsan kendini aşmalı bende aştığımı düşünüyorum. farklı kitleleri birleştirmeye çalışıyorum. halktan asla kopmam. halk konserlerine devam.
* halk konserleri demişken, jilet meselesi devam ediyor mu. bu konudaki görüşünüz nedir?
- çookkk üzülüyorum evladım çokkk.
* müslüm gürses’in iç yüzünü çok fazla bilen yoktu. fazla konuşmayan, gülmeyen, espri yapmayan ağır baba olarak biliniyordunuz. ama aslında öğle olmadığınızı halka gösterdiniz. son 10 yıldır, İçinizdeki çoçuğu dışarıya çıkardınız. yıllarca bastırılmış duyguların dışa vurulumu diyebilir miyiz.
- özel radyo ve televizyonların artmasıyla televizyonlarda daha çok yer aldık ve kendimizi gösterebildik. İçimdeki çoçuk hep vardı aslında insan onu öldürmemeli de biz bunu dışarıya vurduk. daha bir sempatik olduk halkın gözünde.
* ceza ve siz rock müzik festivaline katılacaksınız. bazı rock müzik dinleyen insanlar karşı çıkıyor. siz bu konuda ne diyorsunuz.
- evlat, ben bu olaya çok sıcak bakıyorum. rock ruhu ayrı bir şey müzik olarak bakmamak lazım. çok ilginç olacak bence. çünkü müslüm gürses’i dinlemek için geliyorum diyenler olacak. faithless gelip arabesk bir şarkı söyleseydi bu olumlu yönde büyük bir olay olurdu. ama ben rock söyleyince tepki gösteriyorlar? ben bu durumu anlamıyorum.
* baba vallahi sana yakışıyor. söyle düşmanların çatlasın.
- çatlasın demi evladım...
* ( sohbetimize muhterem nur’da katılıyor. )
oooo ne kaynatıyorsunuz bakim böyle
hoş geldin yenge
gel muhteremciğim gel sende katıl sohbete
babanın gözlerinin içi gülüyor, hayat arkadaşını görünce. ne aşk ama maşallah.
birbirinize çok yakışıyorsunuz. allah kem gözlerden sizi korusun. nasıl başladı aşkınız baba.
- ben muhterem hanımın hayranıydım. sinema filmlerini hiç kaçırmazdım. kendisini platonik olarak seviyordum. sonra hayallerim gerçek oldu tanıştık ve 1985’te evlendik.
* peki siz muhterem hanım.
- ben hayatımı ikiye ayırıyorum. “müslüm’den önce, müslüm’den sonra.” allah bana ‘sonradan gül’ demiş. o benim için bir piyango gibi.
* medyatik biriyle birlikte olmak nasıl?
- elbette medyatik bir isimle birlikte olmak çok zor. dışarıdan ne kadar çekici görülse de özel hayatınız diye bir kavram yok. ben müslüm’ü yıllardır halkımızı ile paylaşıyorum ve paylaşacağım da.
* müslüm baba evde nasıl?
- evimiz gerçekten bizim için özel bir mekan. şarkıların yaratıldığı, hayatımızın paylaşıldığı ortam. bizim düzenimizde erkeğin sözü geçer. müslüm, son derece disiplini ve hizmeti sever. enteresan ama hayatımız boyunca bana hiç yemek yapmadı. çünkü müslüm yumurta kırmasını bile beceremez.
* baba tam bir maço zaman.
- kesinlikle maço. bende onu böyle seviyorum zaten.
* sohbetimize renk verdiniz muhterem hanım çok teşekkür ederiz.
- rica ederim.
* babacım ağzına sağlık. uzun zamandır röportaj vermedin. bizi kırmadığın için çok teşekkür ederim.
- estafurullah evlat.
lafebesi öznur
radyo banko
repertuarında acı çoğaltan, yaralı sevdalar saklayan, isyan, kahır, barındıran şarkılar vardı. ona göre hayran kitlesinin büyümesi ruhlara tercüman olmasından ileri geliyordu. bunu, “yaşanan bir gerçek var. ben bu gerçekleri söylüyorum. İnsanların hoşuna gidiyor. entel takımı da dinliyor,” sözleriyle dile getiriyor. müslüm gürses bir ikon muamelesi görüyor. hala milyonlara göre bir efsane müslüm gürses. onun sihrini ne sosyologlar ne müzik araştırmacıları ne de psikologlar çözebiliyorlar.
babayla randevumuz 22:00’de. geç kalmamak lazım 10 dk önce buluşma yerindeydim. karşı masada eşi muhterem nur ve misafirleriyle derin bir sohbet halinde. ben de uzaktan gözlemliyorum. karşımda sanki yaşayan bir tarih, soğuk bir büst var. gözlerinin altında yılların derin izleri… sigarasını derin derin içine çekiyor. kırık sazıyla kırık bir hayat geçirdiği belli oluyor. saatime bakıyorum, buluşma vakti geldi artık. ağır adımlarla yanına yaklaşıyorum ve bana gülümsüyor. birlikte lobiye geçiyoruz...
* eveeeeettttt küçük hanım hoş geldiniz.
- hoş bulduk babacım. ( İnsanın kendi babasından sonra başka birisine baba demesi biraz garip. ama müslüm gürses’e bu lakap o kadar yakışmış, onunla o kadar bütünleşmiş ki insanın hiç de garibine gitmiyor. )
* nasılsın baba
- İyiyim evladım iş güç işte geldik ankara’ya soğuğu gördük donduk vallahi.
* ne garip size içtenlikle baba diyorum. İlk defa öz babam haricinde bir başkasına baba diyorum. ama sizinle çok bütünleşmiş. hiç garibime gitmiyor.
- hayatın kendisi garip zaten. baba lakabına laik olmaya çalışıyorum. öz evladım yok ama dünyada binlerce insan bana baba diyor. eee onlarda benim evlatlarım.
* aman allah başımızdan eksik etmesin sizi.
- aminnnnn aminnnn evladım.
* babacım ankara sizin ikinci eviniz sayılır. daha önce yüzlerce kez sahne aldınız. neler hissediyorsunuz ankara’ya geldiğinizde.
- ankara, taşı toprağı kara ankara. mazinin karanlık yıllarına dalıyorum burada sıkıntılı bi o kadarda güzel günler yaşadım, anılarım tekrar gözümde canlanıyor.
* biraz hayat hikayenizden bahseder misiniz. müslüm gürses nasıl doğdu.
- 1953’te, urfa’da doğdum. müslüm akbaş olarak hayata başladım. müslüm gürses olarak devam ettim ve ardından müslüm baba oldum. “İlkokulu bitirdim. gerisi yok. adana’da damda yatarken uzun hava okudum. arkadaşım halkevine gidiyordu. ben de gittim. derken çukurova radyosu’nda sanatçı oldum.”
sahneye ilk kez adana aile çay bahçesi’nde çıktım 1968’de plak yapmak için İstanbul’a geldim. 1969 yılında yaptığım ilk plak bir anda 300 bine ulaştı. şöhretin ilk yıllarında ilk plağımı yeni doldurduğum ve ardından büyük bir anadolu turnesine çıktığım zaman, tarsus adana yolunda büyük bir kaza geçirdim. kazanın karanlık anının bitişinden sonra “özür diliyorum senden” “İsyankar” “ben İnsan değil miyim” gibi albümler çıkardım ve büyük ilgi gördü. ondan sonra yürüdük gittik bu günlere geldik işte.
* şimdi sizinle şöyle geçmişe doğru bir yolculuk yapalım. orhan gencebay ve size arabesk müziğinin en büyük otoriteleri diyebiliriz. yapılan bu müziğin tartışmaları sizlerle başladı. zorlu yılları biraz anlatırmısınız?
- o dönemlerde türküler ve klasik türk müziği revaçta idi. taşralar türk halk müziği ile mutlu olurken kentlerde türk sanat müziği hakimdi. tabi batı özentisi ağırlıkta olan bir kesim ise batı müziğine yönelmişti. o zaman önümüzde trt engeli vardı ve eleştirmenler bize karşı cephe almıştı. fakat halkımız şarkıları çok çabuk benimsedi. halkın gücü ve desteği olmasa biz bu günlere gelemezdik.
* gecekonduda yaşayan halkın ezilmişliği, aşkları, feodal yapının kurbanlarını ifade eden bir protest müzik doğurdunuz. arabesk müzik kısa zamanda gerek anadolu’da gerekse büyükşehirlerde yaşayan düşük gelirli aileler tarafından sevildi. hayatın haksızlığına bazen kaderci bir tutum bazen de çözüm getirecek konular ile yapılan şarkılar halkımızın duygularının rehberi oldu. her şeyden önce türkiye’de doğdu ve türkiye’nin aynası oldu. artık yaşam tarzı olmakla beraber müzik tarzı olarak da bazı otoritelerce ne kadar istenilmese de kendini kabul ettirdi. siz bu görüşlere katılıyormusunuz.
- ettirmiştir bana göre. çünkü biz bu konuda çok mücadeleler verdik, kendimizi her konuda geliştirdik. bir nevi halkın aynası olduk. türkiye’de hep zenginler mi yada hep batılılar mı yaşıyor. onlara göre de müzik yapılıyor tabii biz halkın sesi olmaya çalıştık.
* arap müziği ile ülkemizdeki arabesk müzik ile bir bağlantı kurabilirmiyiz?
- kurulacak birkaç nokta var. kullanılan müzik aletleri, birkaç ritim özellikleri ve taksim denilen olay birde ruh durumunun müziğe yansıması. arabesk müziği bir türk müziğidir. arap müziği değildir.
* reklamlarda, talk-showlarda, rock festivallerinde görüyoruz artık sizi. hatta bazı kesimlere göre baba light oldu. daha elit kesimlere hitap ettiğinizi düşünüyorlar. halktan koptunuz gibi. size de öğle gelmiyor mu?
- İnsan kendini aşmalı bende aştığımı düşünüyorum. farklı kitleleri birleştirmeye çalışıyorum. halktan asla kopmam. halk konserlerine devam.
* halk konserleri demişken, jilet meselesi devam ediyor mu. bu konudaki görüşünüz nedir?
- çookkk üzülüyorum evladım çokkk.
* müslüm gürses’in iç yüzünü çok fazla bilen yoktu. fazla konuşmayan, gülmeyen, espri yapmayan ağır baba olarak biliniyordunuz. ama aslında öğle olmadığınızı halka gösterdiniz. son 10 yıldır, İçinizdeki çoçuğu dışarıya çıkardınız. yıllarca bastırılmış duyguların dışa vurulumu diyebilir miyiz.
- özel radyo ve televizyonların artmasıyla televizyonlarda daha çok yer aldık ve kendimizi gösterebildik. İçimdeki çoçuk hep vardı aslında insan onu öldürmemeli de biz bunu dışarıya vurduk. daha bir sempatik olduk halkın gözünde.
* ceza ve siz rock müzik festivaline katılacaksınız. bazı rock müzik dinleyen insanlar karşı çıkıyor. siz bu konuda ne diyorsunuz.
- evlat, ben bu olaya çok sıcak bakıyorum. rock ruhu ayrı bir şey müzik olarak bakmamak lazım. çok ilginç olacak bence. çünkü müslüm gürses’i dinlemek için geliyorum diyenler olacak. faithless gelip arabesk bir şarkı söyleseydi bu olumlu yönde büyük bir olay olurdu. ama ben rock söyleyince tepki gösteriyorlar? ben bu durumu anlamıyorum.
* baba vallahi sana yakışıyor. söyle düşmanların çatlasın.