Geri git   Trakya Müzik > Arşiv Forumlarımız > Trakya > Sanat-Edebiyat-Sinema
Sohbet Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Oyunlar Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Sanat-Edebiyat-Sinema Türkiye ve Dünyadan Sanat-Edebiyat-Sinema Adına Bu açılan Forum

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Alt 05-30 -2008   #1 (permalink)
Profil
GeneL Moderator
 
nuans_34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyeliği: 03-12-2007
Şehir: istanbul, fatih, Turkey.
Mesajlar: 975
Teşekkür Etmiş: 3
Teşekkür Almış: 111

Sponsor
Standart Teneke Çalma Yasası....




Ersin Antep

Kanamış ve tozlanan diz kapaklarını ovuşturarak ve seken adımlarla eski bir banka ilişiverdi çocuk. "Uf" sesleri sokaktaki evlerin duvarlarında yankılandı. Abarttığını düşünüyordu arkadaşları. Halbuki o çok ciddiydi ve dizi gerçekten çok acıyordu. Öyle ya; bacak da, yara da onundu. Arkadaşları ne bilecekti! Hem bilselerdi; böyle alay ederler miydi?

Dizi hala çok acıyordu ve küçük başını bir kaldırıyor, bir indiriyordu. Çocukcağız uflaya dursun; yana yıkıla, kibrit çaksan ateş alacak bir sarhoş, nereden çıktıysa göründü ve eski bankın yanına düştü. Yo yo! Öyle demeyelim! Tam anlamıyla kapaklandı. O kadar hızla geldi ki, kafasını bir yere çapabilirdi ve çok kötü şeyler olabilirdi. "Yavaş ol!" dedi çocuk. Neredeyse üstüne düşecekti çünkü. Sarhoş, olduğu yerde sendelemeye devam ediyordu. Belli ki kalkmaya gayret ediyordu. Bu arada bir şeyi daha fark etti çocuk. Adam leş gibi kokuyordu. "Neden bu kadar çok içerler ki" diye düşünmekten alamadı kendini. Bu arada sarhoş, altındaki çakıl taşlarının rahatsızlığına rağmen mücadeleden vazgeçti. Ağzından çıktı mı çıkmadı mı belirsiz; "ne diyorsun çocuk?" diye mırıldandı. Çocuk ilk önce yüz ifadesiyle kınadı sarhoşu. Sonra da nereden geldiyse aklına; "neyi kaybettin de, aradın amca?" diye sordu, sorduğu anda vazgeçmesine rağmen. Sessizlik buldu karşısında. "Aman" dedi uzunca ve "bana ne ya" dedi kendi kendine. Beklemediği bir anda, beklemediği bir şey oldu ve sarhoş mırıldandı: "ben olmayı..." Bir an acıyıverdi sarhoşa. Annesinin "sen artık kocaman bir abisin" dediği geldi aklına. Sarhoş onun küçüğü değildi ama, tıpkı bir bebek kadar güçsüz ve uysaldı. Hem yardıma da ihtiyacı vardı.



Şöylece bir düşündü. Suratının ifadesi değişti. "Sen teneke çalmayı unutmuşsun belli ki" dedi çocuk. Şaşırdı adam. Bir çocuğun bu şekildeki bir sözü garip gelmiş bilinci tam çalışmasa da. Çocuğun söylediklerini dinlemeli, dinlememeli bilemedi. "Neyi" diye soracaktı, birden vazgeçti. Yüzünün derisi yukarı doğru toplandı. Merakını yüz ifadesiyle belirtmeye çalıştı. Anladı çocuk. Sağ eliyle diz kapağını ovuştura dursun, sol elini de atıverdi sarhoşun seyrek saçlarına ve başladı bir yetişkin gibi şefkatle okşamaya. "Bak bir hikaye anlatayım sana" dedi önce. Zaten zor taşıdığı belliydi, düşüverdi adamın kocaman kafası bankın üstüne. Ağırlaşmıştı anlaşılan. Uysal bir kedi gibiydi dinlerken çocuğu. Az önceki sarhoş değildi sanki. Ne çabuk değişiverdi? Çocuksa başladı hikayeyi anlatmaya:



Ülkesindeki yönetim, kendisini istemediği için başka bir ülkede yaşamını sürdürmek zorunda kalan bir prens; günün birinde evlenmiş ve bir kızı olmuş. Günler su gibi geçerken prensliği unutmuş, yalnızca baba olduğunu bilmiş. Kendisi bile "bir zamanlar sarayda yaşayıp prens olduğu" fikrine inanmaz olmuş. İşine gider, hiçbir yere sapmadan döner, kızıyla geçireceği vakti sabırsızlıkla beklermiş. Çok sevmiş babalığı ve kızını. Onu parka götürüp salıncakta sallar, tahterevallinin yukarısında bırakır, kaydıraktan kaydıktan sonra yeniden yukarı çıkmasını sağlarmış. Adeta o ülkenin bütün parklarındaki salıncaklar, kaydıraklar küçük prensesin ve babasının emrine amadeymiş. Küçük kız da her gün gitmezse parka, uslu uslu duramazmış yerinde. Hastalanır ya da huysuzluk yaparmış enikonu.



Biraz daha büyüyünce yalnız başına gitmeye başlamış parka. Yine bir gün parktaki salıncakta tek başına sallanırken, bir ses duymuş uzaktan. Meraklanmış önce. Ses yaklaştıkça, daha da artar olmuş merakı. Gelenlerin kim olduğuna bakmak isterken düşüvermiş salıncaktan, düştüğünü bile fark etmeden. Kumun üstünde doğrulmuş, doğrulduğunu bile farkına varmadan.



Üç çocukmuş gelen. Sol ellerinde çeşit çeşit tenekeler, sağ ellerinde sopalar. Ses yaklaştıkça bir şeyler söyledikleri anlaşılmış çocukların. "Kunduramın altı kara/ Yarimin gözü ela/ Bir buse atıverse/ Olur hastalığıma deva". Gümbede güm, gümbede güm güm. Pek de istekli vuruyorlarmış tenekelere. Boğazları kabarıp göğüsleri şişiyormuş, manileri bağırarak söylerken.



Merakı hayranlığa dönüşmüş küçük kızın. Hiç böyle bir şey görmemiş, hiç böyle bir ses duymamış daha önce. Gülümseyerek yönelmiş çocukların yanına. Çocuklar ise; senelerin tecrübesiymiş gibi, pek de kasılıp çalıyormuş tenekeleri. "Dağların yücesine/ Çıkılır mı nicesine?/ El bilmez ben gibi/ Doyulur mu ana gibisine". Gümbede güm, gümbede güm güm. "Doğrusu, şarkıları da çok güzelmiş" diye düşünmüş küçük kız, hiç böylesine güzel şarkı duymadığından o güne kadar.



"Bana da öğretir misiniz?" diye soruvermiş heyecanla. Bir yandan da "ya öğretmezlerse ne yaparım" diye düşünüp irkilmiş. Düşünmek bile istememiş işin bu tarafını. "Neyi" demesiyle çocuklardan birinin, kendisine gelivermiş. "Teneke çalmayı mı?" diye eklemiş baştaki uzun boylu çocuk. "Evet" demiş kız yerinde duramayarak, "ismi her neyse". Demek çalmak istediği şeyin adı tenekeymiş. Hayatında tam anlamıyla ve büyük kararlılıkla ne yapmak istediğini biliyormuş ilk defa. İçini o güne dek hiç hissetmediği bir istek bulutu kaplamış. "Bir dakika" demiş çocuk, "küçümseme sakın bu işi". "Yo, hayır" demiş küçük kız, "Teneke dinlemeyi çok sevdim, ben de çalmak istiyorum. Tabi siz de kabul ederseniz!". "O zaman başka" demiş uzun boylu çocuk ve arkadaşlarına dönüp fısır fısır bir şeyler anlatmış. Diğer iki çocuğun kafaları "olur" der gibi, aşağı yukarı oynamış. Sevinmiş prenses. "Peki tamam" demiş çocuk, "geç bakalım sıraya. Bizimle gezdikçe çabucak, kolaycık öğrenirsin teneke çalmayı." Teşekkür etmiş küçük kız. Teşekkür etmek; babasının ona öğrettiği ilk ve en önemli şeymiş çünkü. Teşekkür etmenin, insanları hiçbir eşyanın, servetin ödeyemeyeceği kadar mutlu ettiğini biliyormuş.



.


nuans_34 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-30 -2008   #2 (permalink)
Profil
GeneL Moderator
 
nuans_34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyeliği: 03-12-2007
Şehir: istanbul, fatih, Turkey.
Mesajlar: 975
Teşekkür Etmiş: 3
Teşekkür Almış: 111

Sponsor
Standart

Çocuklar önde, küçük kız arkada başlamışlar gezmeye ve maniler yakıp tenekeyle ritim tutmaya, şarkılar söylemeye. O şehrin sokakları yetmemiş, söz kalmamış bestelenecek, insan kalmamış selam verilecek. Gezmişler de gezmişler. Yürümüşler de yürümüşler. Şarkılar söylemişler bağıra çağıra. Akşam olup horozlar sustuğunda, fark etmiş kız geciktiğini ve yorulduğunu. "Hadi arkadaşlar! Evlere gitme vakti. Yarın sabah erkenden, pamuk helvacısının yanında buluşuruz" demiş uzun boylu çocuk ve bir anda hepsi evlerine doğru koşmaya başlamışlar, tüm yorgunluklarına rağmen. İstemeden de olsa ayrılmış küçük kız yeni arkadaşlarından. Artık onların, kendisinin en yakın arkadaşları olduğunu düşünüyormuş yol boyunca. "Neden bu kadar çok sevdim acaba onları? Neden bugüne kadar diğer arkadaşlarımı bu kadar çok sevmedim?" diye düşünmüş küçük kız. Koşarak girmiş evin kapısından. "Babacığım! Ben bugün teneke çalmayı öğrendim" demiş heyecanla. Babası önce şaşırmış, e haklıymış adamcağız. Kızını bugüne kadar hiç böyle görmemiş de; ondan. "Sakin ol küçük prenses!", "önce biraz soluk al". Heyecandan, sevinçten şaşırmış küçük kız, "nereden başlasam" diye düşünüyormuş bir yandan. Yaşadıklarını kelimelere dökmenin ne kadar çok zor olduğunu fark etmiş. O kadar çok güzel şeyler yaşamış ki. Bir de o anlarda hiç aklına gelmemiş, işin bu tarafı. Yani anlatırken nasıl anlatması gerektiği. Babası anlamış olacak ki, gülümsemiş küçük kızına. "Önce küçük prenses, lütfen kucağıma buyurun ve yavaş yavaş anlatın teneke çalmayı!" demiş muzipçe.



Başından sonuna kadar her şeyi ama her şeyi anlatmış prenses, sanki o anları yeniden yaşıyormuş gibi. Bir yandan teneke çalmayı babasına tarif edip öğretmeye çalışıyor, bir yandan da yarının ne kadar uzak olup bir türlü gelmeyeceğini düşünüyormuş. Gecenin çok uzun olması durumunda dayanamayacağını düşünüyormuş hatta. Aslında o güne kadar, hiç böyle bir endişesi olmamış geceyle ilgili. Onun geceyle ilgili bildiği tek şey; dünyadaki her şeyin aynı zamanda yalnızca geceleri uyuduğuymuş.



Bir yandan anlatırken, bir yandan da yolda aklına geliveren soruları sıralıyormuş. Babası ise daha da keyifleniyor, kahkahalar atıyormuş bugüne kadar hiç atmadığı kadar. İkisini de büyük bir sevinç çevrelemiş. Mutfağın kapısından onları süzen anne, hayranlıkla izliyormuş bu tabloyu ve kızıyla gurur duyuyormuş.



"Sen kızım; hayatın en önemli anahtarını bulmuşsun bugün: Paylaşmayı, sevmeyi, üretmeyi, birlikteliği, barışı, dostluğu, gezmeyi, tanımadığın insanlar da olsa, kim olursa olsun, ne olursa olsun gülümsemeyi, özenle kelimeleri kurup cümleler yapmayı; cümleleri, sözleri süsleyip içlerine sevgi doldurmayı, değer vermeyi, her şeyi ama her şeyi öğrenmişsin. Anlayacağın sen; müziği bulmuş, anlamış ve çok sevmişsin. Dünyada en kolay ve en çok müziği sevebilirsin. Diğer her şeyi, ya daha zor, ya da daha az seversin. İşte hayatının ilk sırrı da buydu. Paylaştıkça çoğalan, dostluk gibi, sevgi gibi, barış gibi kutsal, değerli ve anlatılması en zor olan şey işte buydu: yani müzikti."



"Artık sen de teneke çalıp kapı kapı dolaşabilirsin sokaklarda. İp atlarken, saklambaçta sayı sayarken, sek sekte zıplarken, al satarım bal satarımda mendille ebeyi kovalarken, arkadaşlarını evlerin pencerelerinin altlarında oyuna çağırırken, askercilik oynarken, evcilikte anne olup bebeğine ninni söylerken ya da gelin-damat olup düğün yaparken kullanabilirsin onu istediğin kadar. Bir de en değerli armağan olarak paylaşabilirsin arkadaşlarınla, sevdiğin hayvanlarla, bitkilerle, istediğin her canlıyla. Bu şekilde içindeki müzikle büyüyüp gelişebilirsin. Yanında olduğunu bilip güç bulabilir, en zor anında ona sarılabilirsin."



Büyük sevinç dolmuş kızın içine. Yemekten sonra hemen yatmak istemiş, "sabah çabuk olsun" diye. Ne sütünü içecek zamanı varmış, ne dişlerini fırçalayacak zamanı, ne de küçük ayısını uyutacak kadar çok vakti. "İyi geceler" dileyip, birer tane de öpücük verip koşmuş yatağına. Anne ve babası hayranlıkla bakmışlar büyüyen küçük kızlarının ardından.



O gece uyuyamamış küçük kız, "sabah olsun da teneke çalıp maniler okuyayım, şarkılar söyleyeyim sokaklarda" diye. Bir o yana dönüyor, bir bu yana dönüyormuş. Battaniyesini çekiştirip gözünü karanlığa alıştırmaya çalışıyormuş. Uyumuş nihayet. Hem rüyasında da teneke çalıyorken görmüş kendini. Üstünü örtmeye gelen annesi, küçük kızının rüyasından ötürü gülümsediğini fark etmiş ve yatak odasına döndüğünde babasına anlatmış.



Sabah olmuş. Küçük kız eski bir teneke ile bir sopa bulmuş yatağının baş ucunda. Hem de ipten askısı varmış. Mutfağa koşup anne ve babasına sarılmış, teşekkürler etmiş tekrar tekrar. Kahvaltıdan sonra da aldığı gibi tenekesini, yeniden düşmüş sokaklara. Günlerce, haftalarca bıkmadan gezmiş arkadaşlarıyla. Bir çok insana gülümsemiş, bir çok insana maniler okuyup şarkılar söylemiş, pek çok insanı mutlu etmiş. Hayvanları, bitkileri daha da çok sevmiş. Her defasında bir başka melodiyi bulmuş, bir başka türlü çalmış tenekeyi.



O akşamlardan birinde eve dönüşünde; babasının yüzünde garip bir ifade bulmuş küçük prenses. Nasıl soracağını bilemeden, babasının onu çağırıp dizine oturtmasıyla gelmiş kendine. Belli ki önemli şeylermiş babasının anlatacakları ve onun duyacakları. "Bak yavrum!" diyerek başlamış babası sözlerine. Sesindeki titremeyi fark etmiş ikisi de. "Sevinecek mi, üzülecek mi" olduğunu bilmeden, tedirginlikle devam ediyorlarmış cümleleri kurmaya ve dinlemeye.



Duyduklarından anladığına göre; babasının ülkesinden çağırıyorlarmış babasını ve dolayısıyla onları. Bu kez kral olarak döneceğini söylüyorlarmış. Bunu anlamıştı en son ve bu durumda ülkelerine dönmek durumunda olduklarını biliyormuş. "Kalsak olmaz mı?" diyecek gücü ve hakkı kendisinde bulamıyormuş küçük kız. Bunun, babasının ülkesindeki insanlara, hayvanlara, bitkilere ve hatta doğaya karşı bir görevi olduğunu biliyormuş için için. Yalnızca "orada teneke çalabilir miyim?" diye sorabilmiş. Babası ise ülkesinde çocukların teneke çalmasına izin veren bir kanunun bulunmadığını bildiğinden ve onun artık bir kral kızı olacağından cevap vermek istememiş.



Her gün küçük kıza daha da zor geliyormuş. Babasının ülkesine taşınmışlar. Her şeyleri olmuş; dadıları, hizmetçileri, oyuncakları, salıncakları, kaydırakları, hatta istediği zaman gezdirecek bir faytonları... Günler de geçiyormuş geçmesine ama, kız bir türlü cevaplayamıyormuş, her şeye sahip iken teneke çalamamayı.



Nihayet yıllar geçmiş ve prenses büyümüş. Ülkenin en çirkin ama en iyi kalpli adamıyla evlenmiş. Tıpkı annesi gibi çocuk sahibi olmuş ve annelik duygusunun büyüklüğünü tatmış. Sapsarı saçlı, kahverengi gözlü küçücük bir oğlu olmuş. Anne ve babası ölünce de kraliçe olarak bulmuş kendini. Onların yokluğunu bir türlü dindirememiş yüreğinde, büyümüş olmasına rağmen. Ama artık insanlara, hayvanlara, bitkilere ve hatta doğaya karşı kendisinin bir görevi olduğunu da biliyormuş.



İlk işi; oğluna ve ülkenin tüm çocuklarına teneke çalmayı serbest etmek olmuş. Her çocuğa ipten askılı bir teneke ve bir sopa dağıttırmış. Ancak bir şart olarak; istediği zaman kendisinin ve oğlunun tüm çocuklarla oynamasına herkesin izin verip rıza göstermesini istemiş. Oğlu ve tüm çocuklar da sevinçle kabul etmişler bu şartı.



O gün bugündür de teneke çalan çocuklar, ilk olarak kraliçeye mani yakıp saygılarını ve sevgilerini gösterir, sonra başlarlarmış sokakları gezmeye... "Bahar gelir her yana/ Kuşlar tüner dallara/ Kraliçemiz var olsun/ Tenekeler verdi çocuklara".



Sendeleyerek doğruldu sarhoş. Çocuğa dönüp bir şeyler söyleyecek oldu. Vazgeçti sonra. Elini başına değdirerek selam verdi. Sonra da uzaklaşıp gitti. Çocuk da yerinden kalktı ve seslendi arkadaşlarına "hadi teneke çalalım ve kraliçeyi mutlu edelim" diye.



O günden beri o ülkede ve bütün ülkelerde; bütün çocuklar teneke çalmayı çok severler. Müzikle büyüyüp, müzikle dost olurlar, sevmeyi, değer vermeyi, saygı göstermeyi bilir ve bilmeden besteler yapmayı çok severler.


nuans_34 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-30 -2008   #3 (permalink)
Profil
Yönetici
 
Berkçik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyeliği: 06-01-2006
Şehir: istanbul, , Turkey.
Mesajlar: 4,065
Teşekkür Etmiş: 840
Teşekkür Almış: 590

Sponsor
Standart

ben de çocoukluhumda 1 kg lık boya tenekesi ile pilast kutu da çalıyodum

çok güzel sesler çıkıyordu halaaklıma gelir o an

tşk ler nuans



Berkçik ` Diyorki:
Teşekkür yazmak yerine butonunu kullanınız



DÜRÜST-OLAN-HERKESE-YARDIM-ETMEYE-ÇALIŞIRIM-LÜTFEN-SAYGILI-OLALIM


bilgi öğrendikçe güzeldir bilgi paylaştıkça güzeldir bişileri bilip paylaşmıyorsan o bilgi hiçbirşey değildir faydalı olan herkese tşk ler dileklerimizle saygılar


FORUM KURALLARI
[LinkLeri GöreBilmek için Üye Olmalı Yada Giriş Yapmalısınız. KayıT için Tıklayınız]

Okumayan Kalmasın KONU KURALLARI
[LinkLeri GöreBilmek için Üye Olmalı Yada Giriş Yapmalısınız. KayıT için Tıklayınız]

YARARLI-Linkler
[LinkLeri GöreBilmek için Üye Olmalı Yada Giriş Yapmalısınız. KayıT için Tıklayınız]

Berkçik MD Download topic sayfası buyrun
[LinkLeri GöreBilmek için Üye Olmalı Yada Giriş Yapmalısınız. KayıT için Tıklayınız]

[LinkLeri GöreBilmek için Üye Olmalı Yada Giriş Yapmalısınız. KayıT için Tıklayınız]
▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▒▓▓▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▓▓▓▒▒▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▓▓▓▒▒▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▒▓▓▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓▓
Berkçik isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-30 -2008   #4 (permalink)
Profil
GeneL Moderator
 
adrian - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyeliği: 09-14-2005
Şehir: antalya, alanya, Turkey.
Yaş: 31
Mesajlar: 943
Teşekkür Etmiş: 76
Teşekkür Almış: 91

Sponsor
Standart

Güzel bir hikaye, eminim hepimiz çocukluğumuzda teneke çalmışızdır. Teneke sesi büyükleri ne kadar çok rahatsız eden bir sestir değil mi? Herkes kendine sormalı; Küçükken büyük zevk alarak çaldığımız tenekelerin sesine şimdi büyüyünce de katlanabiliyor muyuz?


adrian isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-30 -2008   #5 (permalink)
Profil
GeneL Moderator
 
nuans_34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyeliği: 03-12-2007
Şehir: istanbul, fatih, Turkey.
Mesajlar: 975
Teşekkür Etmiş: 3
Teşekkür Almış: 111

Sponsor
Standart

teneke trampet vaziyetleri bizi bugünlere getirmiş olmasın..??


nuans_34 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
Çalma, teneke, yasası



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
e86 ritimlerini e96 da çalma mahirsaygi1985 Roland 6 09-24 -2008 17:54
MÜZİK ÇALMA PROĞRAMI canon Müzik Programları 9 07-25 -2008 00:04
org çalma tekniği qqww KORG 7 05-13 -2008 22:50
kartsız pa- 80 içi boş teneke diyenler muzisyenmustafa KORG 26 05-13 -2008 00:00

Populer Etiketler
WEZ Format +3. Şuan Saat: 04:52.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0 ©2007, Crawlability, Inc.