Sınır tanımayan romanlardan biri Bir piyanist... Her konserden önce korkular içinde kalıp, içkiye sığınmak isteyen... Roman başladığında onun yirmi iki gün sonra öleceğini biliyoruz. Ve romanın daha ortasına bile gelmeden vahşi bir cinayete kurban gidiyor kahramanımız. Ama roman burada bitmiyor, tam tersine belki de asıl burada başlıyor.
Piyano, Goncourt Ödüllü Jean Echenoz’un hayatla sınırlamadığı bir roman. Yazar romanını üç ana bölüme ayırmış: hayat, araf ve cehennem yerine geçen kentsel bölge. Her üç bölümün de kendine özgü bir rengi, bir sesi var. Ve tüm bunlar okuyucuyu uyum içinde bir yolculuğa davet ediyor. Fantastik yanları da olan bu romanda sanata adanmış bir hayatın bambaşka bir şekle bürünmesine tanık oluyoruz.
Kahramanımız ya da kurbanımızla birlikte önce eski, yaflanmamış aşkların peşinden gidiyoruz, sanatın heyecanını tadıyoruz, sonra arafta Doris Day’le bir aşk gecesi yaşıyor, Dean Martin’e rastlıyoruz ve ceza olarak Paris’i arşınlıyoruz. şaşırtıcı, sınır tanımayan, eğlenceli, gerçek ile gerçekdişinin arkadaş olduğ bir roman Piyano. Edebiyatta sınırsızlıktan yanaysanız kaçırılmaması gereken bir fırsat.
Kitaptan
“Bu kermes ortam›nda Max, hiç alınmadan, başlangıçta kendisi bile kendini zor duyacak biçimde, ‘Gizemli Diyarlardan’ı çalmaya başlamıştı. Oysa, çalmaya devam ederken, bir bulutun dağılıp sessiz mavi bir gökyüzünü ortaya çıkarması gibi, uğultunun dağıldığını hissetti. Dinleyicileri büyülemekte, bir boğa gibi kendine doğru getirtmekte, dikkatlerini yoğunlaştırmakta, onları zapt edip kıstırmakta olduğunu fark etti. Bir süre sonra, salondaki sessizlik, müziğin kendisi kadar cafcaflı, çekici ve güçlü oldu, –Max, on parmağının klavyede neler yaptığına hiç egemen olamadı, bunun nereden, çalışmasından mı, deneyiminden mi yoksa şimşek gibi, beklenmedik bir ışık gibi, başka yerden mi geldiğini hiç anlayamadı– bu iki akım karışlıklı gidip geliyor ve birlikte tepki gösteriyordu. Ender olsa da, böyle bir olay görülebilir ve yirmi dakika sonra, "şair Konuşuyor’u bitirir bitirmez, bir sessizlikten sonra bir anlık bir şaşkınlığın ardından, Max’ı›n Champs-Élysées Tiyatrosu’ndaki büyük bir başarıya değişmeyeceği bir tezahürat fışkırdı.”
Yazar hakkında
Fransız yazar Jean Echenoz, 1947’de do¤du. Sosyoloji eğitimi gördü. Echenoz’un duru bir dil ve üslup haline getirdiği süssüz anlatımı, Fransız edebiyat çevreleri tarafından büyük ilgi ve takdir topladı. Fransa’da “Fransız edebiyatının son yıllarda yetiştirdiği en büyük ustalardan” sayılan Echenoz, 1983 yılında yazdığı Cherokee adlı romanıyla Médicis Ödülü’nü aldı. 1989’da yayımlanan Lac adlı eseriyle de Avrupa Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. Yazarın Doğan Kitapçılık tarafından yayımlanan Türkçe’deki ilk romanı Ben Gidiyorum, 1999 yılında Fransa’nın en saygın edebiyat ödülü olan Goncourt’u kazandı.
Ödülleri
1999 Goncourt Ödülü (Ben Gidiyorum)
1989 Avrupa Edebiyat Ödülü (Lac)
1983 Médicis Ödülü (Cherokee)
Sınır tanımayan romanlardan biri Bir piyanist... Her konserden önce korkular içinde kalıp, içkiye sığınmak isteyen... Roman başladığında onun yirmi iki gün sonra öleceğini biliyoruz. Ve romanın daha ortasına bile gelmeden vahşi bir cinayete kurban gidiyor kahramanımız. Ama roman burada bitmiyor, tam tersine belki de asıl burada başlıyor.
Piyano, Goncourt Ödüllü Jean Echenoz’un hayatla sınırlamadığı bir roman. Yazar romanını üç ana bölüme ayırmış: hayat, araf ve cehennem yerine geçen kentsel bölge. Her üç bölümün de kendine özgü bir rengi, bir sesi var. Ve tüm bunlar okuyucuyu uyum içinde bir yolculuğa davet ediyor. Fantastik yanları da olan bu romanda sanata adanmış bir hayatın bambaşka bir şekle bürünmesine tanık oluyoruz.
Kahramanımız ya da kurbanımızla birlikte önce eski, yaflanmamış aşkların peşinden gidiyoruz, sanatın heyecanını tadıyoruz, sonra arafta Doris Day’le bir aşk gecesi yaşıyor, Dean Martin’e rastlıyoruz ve ceza olarak Paris’i arşınlıyoruz. şaşırtıcı, sınır tanımayan, eğlenceli, gerçek ile gerçekdişinin arkadaş olduğ bir roman Piyano. Edebiyatta sınırsızlıktan yanaysanız kaçırılmaması gereken bir fırsat.
Kitaptan
“Bu kermes ortam›nda Max, hiç alınmadan, başlangıçta kendisi bile kendini zor duyacak biçimde, ‘Gizemli Diyarlardan’ı çalmaya başlamıştı. Oysa, çalmaya devam ederken, bir bulutun dağılıp sessiz mavi bir gökyüzünü ortaya çıkarması gibi, uğultunun dağıldığını hissetti. Dinleyicileri büyülemekte, bir boğa gibi kendine doğru getirtmekte, dikkatlerini yoğunlaştırmakta, onları zapt edip kıstırmakta olduğunu fark etti. Bir süre sonra, salondaki sessizlik, müziğin kendisi kadar cafcaflı, çekici ve güçlü oldu, –Max, on parmağının klavyede neler yaptığına hiç egemen olamadı, bunun nereden, çalışmasından mı, deneyiminden mi yoksa şimşek gibi, beklenmedik bir ışık gibi, başka yerden mi geldiğini hiç anlayamadı– bu iki akım karışlıklı gidip geliyor ve birlikte tepki gösteriyordu. Ender olsa da, böyle bir olay görülebilir ve yirmi dakika sonra, "şair Konuşuyor’u bitirir bitirmez, bir sessizlikten sonra bir anlık bir şaşkınlığın ardından, Max’ı›n Champs-Élysées Tiyatrosu’ndaki büyük bir başarıya değişmeyeceği bir tezahürat fışkırdı.”
Yazar hakkında
Fransız yazar Jean Echenoz, 1947’de do¤du. Sosyoloji eğitimi gördü. Echenoz’un duru bir dil ve üslup haline getirdiği süssüz anlatımı, Fransız edebiyat çevreleri tarafından büyük ilgi ve takdir topladı. Fransa’da “Fransız edebiyatının son yıllarda yetiştirdiği en büyük ustalardan” sayılan Echenoz, 1983 yılında yazdığı Cherokee adlı romanıyla Médicis Ödülü’nü aldı. 1989’da yayımlanan Lac adlı eseriyle de Avrupa Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. Yazarın Doğan Kitapçılık tarafından yayımlanan Türkçe’deki ilk romanı Ben Gidiyorum, 1999 yılında Fransa’nın en saygın edebiyat ödülü olan Goncourt’u kazandı.
Ödülleri
1999 Goncourt Ödülü (Ben Gidiyorum)
1989 Avrupa Edebiyat Ödülü (Lac)
1983 Médicis Ödülü (Cherokee)