Siteni Eklereklam


Geri git   Trakya Müzik > Piyanist kaynak > KORG
Sohbet Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Oyunlar Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

KORG Korg pa800 , Korg pa80 , korg Pa55 tr korg Pa60 korg i s 40 Korg i s 30 korg i s 50 / korg i3 korg i4 korg ix300 ve korg türkiye piyanist destek hattı (pa80 midi pa80 ritim)Pa1X Pro / Korg Pa1X korg pa500

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Alt 10-20 -2005   #1 (permalink)
Profil
Kıdemli
 
ugurcan464 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyeliği: 10-13 -2005
Şehir: k?rklareli, p?narhisar, Turkey.
Mesajlar: 182
Teşekkür Etmiş: 0
Teşekkür Almış: 0

Sponsor
Standart türk müziği - makam nedir

makam nedir ?

makam, ayrıcalıklı birkaç sesin çevresinde ‘seyir’ denen ve sesler arasındaki ilişkiyi belirleyen kurallara göre melodinin biçimlenmesine denir. türk sanat müziğinde 498 makam tespit edilmiştir. ancak günümüze, özellik taşıyıp kullanıla gelmiş olanlar 80 kadardır. bu makamlarda bestelenmiş binlerce şarkıya örnek vermek gerekirse; sadece hicaz makamında 1400 civarında eser vardır. hicaz buselik; ikiyiz yıla yakın bir mazinin ürünüdür, ilk olarak dede efendi tarafından kullanılmıştır. bugün bu makamda 20 kadar eser bulunmaktadır.

son yarım asırda bestecilerin daha çok kullandıkları makamlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz. hüzzam, hicaz, nihavent, rast, segah, kürdili hicazkar, bayati, uşşak, sultani yegah, muhayyer,hüseyni, kar cihar.

her melodi yada motif, bir makamın seslerini ve öteki özelliklerini kullanır. ancak türk sanat müziğinde, bestelenmiş yapıtların biçimlenişine katkıda bulunan ve ‘usul’ denen bir öğe daha vardır. usuller; çeşitli uzunluktaki kuvvetli ve zayıf vuruşların belli bir düzen içinde sıralanmasıyla ortaya çıkan bir ritim kalıbıdır. bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz. semai, sofyan, türkaksağı, yürük semai, devrihindi, düyek, aksak, curcuna, aksak semai, mevlevidevrirevanı.

cumhuriyet döneminde batılılaşmaya büyük önem veren atatürk’ ün tercihi, batı müziği yönünde oldu. 1924’ te ankara’ da musiki muallim mektebi açıldı. müzik öğretmeni yetiştirmek amacıyla avrupa’ ya sınavla öğrenci gönderildi. bunlardan ‘türk beşleri ‘ olarak

bilinen cemal reşit rey, hasan ferit alnar, ulvi cemal erkin, ahmet adnan saygun ve necil kazım akses, 1930’ lardan itibaren türk müziğinde etkili oldular. alaturka, alafranga tartışmalarının yaşandığı o dönemlerde, refik fersan, cevdet çağla, suphi ziya özbekkan, sadettin kaynak, lem’i atlı, selahattin pınar, münir nurettin selçuk, gibi yetenekli besteciler türk sanat müziğini çok değerli yapıtlarla zenginleştirdiler.

günümüzde klasik türk sanat müziği üç ayrı gurup tarafından temsil edilmektedir.birinci gurup, dinleyici kitlesini elinde tutabilmek için sanatın özgün yapısını koruma kaygısından yoksun, akla gelen her tür yenilikle pazarı yitirmemeye çalışan ‘piyasacılardan’ oluşur. İkinci gurup, türk sanat müziğinin nitelikli örneklerini titiz ve elden geldiğince geleneksel tarzda bir icrayla sunmayı ilke edinen necdet yaşar, niyazi sayın, İhsan özgeç, meral uğurlu, bekir sıtkı sezgin, erol deran gibi sanatçıları kapsar. üçüncü gurup ise, gelenekle bağı koparmadan sınırlı bir yenileşmeyi öncelikli gören yalçın tura, mutlu torun, ruhi ayangil, İhsan özer gibi müzikçilerden oluşmaktadır.



ugurcan464 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-20 -2005   #2 (permalink)
Profil
Kıdemli
 
ugurcan464 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyeliği: 10-13 -2005
Şehir: k?rklareli, p?narhisar, Turkey.
Mesajlar: 182
Teşekkür Etmiş: 0
Teşekkür Almış: 0

Sponsor
Standart türk müziği - makam nedir

makam nedir ?

makam, ayrıcalıklı birkaç sesin çevresinde ‘seyir’ denen ve sesler arasındaki ilişkiyi belirleyen kurallara göre melodinin biçimlenmesine denir. türk sanat müziğinde 498 makam tespit edilmiştir. ancak günümüze, özellik taşıyıp kullanıla gelmiş olanlar 80 kadardır. bu makamlarda bestelenmiş binlerce şarkıya örnek vermek gerekirse; sadece hicaz makamında 1400 civarında eser vardır. hicaz buselik; ikiyiz yıla yakın bir mazinin ürünüdür, ilk olarak dede efendi tarafından kullanılmıştır. bugün bu makamda 20 kadar eser bulunmaktadır.

son yarım asırda bestecilerin daha çok kullandıkları makamlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz. hüzzam, hicaz, nihavent, rast, segah, kürdili hicazkar, bayati, uşşak, sultani yegah, muhayyer,hüseyni, kar cihar.

her melodi yada motif, bir makamın seslerini ve öteki özelliklerini kullanır. ancak türk sanat müziğinde, bestelenmiş yapıtların biçimlenişine katkıda bulunan ve ‘usul’ denen bir öğe daha vardır. usuller; çeşitli uzunluktaki kuvvetli ve zayıf vuruşların belli bir düzen içinde sıralanmasıyla ortaya çıkan bir ritim kalıbıdır. bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz. semai, sofyan, türkaksağı, yürük semai, devrihindi, düyek, aksak, curcuna, aksak semai, mevlevidevrirevanı.

cumhuriyet döneminde batılılaşmaya büyük önem veren atatürk’ ün tercihi, batı müziği yönünde oldu. 1924’ te ankara’ da musiki muallim mektebi açıldı. müzik öğretmeni yetiştirmek amacıyla avrupa’ ya sınavla öğrenci gönderildi. bunlardan ‘türk beşleri ‘ olarak

bilinen cemal reşit rey, hasan ferit alnar, ulvi cemal erkin, ahmet adnan saygun ve necil kazım akses, 1930’ lardan itibaren türk müziğinde etkili oldular. alaturka, alafranga tartışmalarının yaşandığı o dönemlerde, refik fersan, cevdet çağla, suphi ziya özbekkan, sadettin kaynak, lem’i atlı, selahattin pınar, münir nurettin selçuk, gibi yetenekli besteciler türk sanat müziğini çok değerli yapıtlarla zenginleştirdiler.

günümüzde klasik türk sanat müziği üç ayrı gurup tarafından temsil edilmektedir.birinci gurup, dinleyici kitlesini elinde tutabilmek için sanatın özgün yapısını koruma kaygısından yoksun, akla gelen her tür yenilikle pazarı yitirmemeye çalışan ‘piyasacılardan’ oluşur. İkinci gurup, türk sanat müziğinin nitelikli örneklerini titiz ve elden geldiğince geleneksel tarzda bir icrayla sunmayı ilke edinen necdet yaşar, niyazi sayın, İhsan özgeç, meral uğurlu, bekir sıtkı sezgin, erol deran gibi sanatçıları kapsar. üçüncü gurup ise, gelenekle bağı koparmadan sınırlı bir yenileşmeyi öncelikli gören yalçın tura, mutlu torun, ruhi ayangil, İhsan özer gibi müzikçilerden oluşmaktadır.



ugurcan464 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-20 -2005   #3 (permalink)
Profil
Kıdemli
 
ugurcan464 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyeliği: 10-13 -2005
Şehir: k?rklareli, p?narhisar, Turkey.
Mesajlar: 182
Teşekkür Etmiş: 0
Teşekkür Almış: 0

Sponsor
Standart

makam-l

türk musikisi denir denmez çoğunluğun aklına ilk gelen merak konusu makamların ne olduğu ve birbirlerinden nasıl ayırt edilebildikleridir. tanzimattan bu yana, kendi kültürlerinin yabancısı olan aydınlarımızın ağzında musikimizin adi "alaturka" veya "sark musikisi" olduğu için (merhum arel'in "türk musikisi" sözünü yerleştirme konusundaki gayretleri yanlısı düzeltmeğe maalesef yetmemiştir), gazete bulmacalarındaki "sark müziğinde bir makam" veya "alaturkada bir makam" (rast) tekerlemeleri, bulmacacılık tarihimizle yaşıt olarak sürüp gitmiştir. ama rast’ın, mahur'un, nihavent’in makam olduğu er-geç bulunur da, makam nedir, o pek bilinmez. sözlük veya ansiklopedilerse, konunun bilmeyenlerce anlaşılmaması için adeta gizli bir dayanışma içindedirler. tıpkı nasreddin hocamızın (k.s.) bir cuma vaazında "eh, madem bilmiyorsunuz, size anlatacak birseyim yok", ertesi cuma cemaatin "biliyoruz" demesine karşılık "madem biliyorsunuz, ne diye anlatayım?" deyip camiden çıkıp gitme sakasında olduğu gibi!.. okul müzik kitaplarımızda da kendi müziğimiz zaten olmadığı (azıcık olsa da, şartlanmış öğretmenler öğretmediği) için, konu mesleki sır olma özelliğini daha uzun yıllar koruyacağa benzer. arapça "kaame-yekuumu" (ayakta durmak) fiil kökünden gelen "makam"(*) kelimesi, İslam’ın ilk yıllarında kur'an-i kerim'i ayakta okuyanların bulunduğu yüksekçe yeri gösterirdi. kelime sonradan, dilimizde bugünkü ilk manası olan, "yüksek dereceli resmi görev, bu görevin icra edildiği mevki" anlamını kazandı. eski toplum düzenimizde yüksek mevki sahipleri posta oturdukları için, yetki çekişmeleri "post kavgası" seklinde deyimlendirildi ve "makam hırsı" ile yakın anlamda kullanıldı. bizim "makam”ımızın (musikideki makamın) kavgası yapılacak bir post veya mevki ile ilgisi yok çok şükür. "belli giriş, gelişme ve bitiş kurallarına göre kullanılan müzik dizileri"ne uygurlar "kok" veya "kug" seklinde okunabilen bir isim vermişlerdi. İste makam, su tırnak içinde verdiğimiz ve aşağıda biraz daha açacağımız anlamı ile, ilk defa büyük azeri-türk bilgini meragali hoca abdulkadir tarafından, 1418 tarihli makaasidu'l-elhan adli kitabında kullanılmış ve öylece yerleşmiştir. (**)



bizim müziğimizde ezgiler (nağmeler/melodiler), bati müziğindeki gibi geniş ses aralıklarıyla oradan oraya sıçrayan bir gelişigüzellik içinde değil; girişi, gelişmesi ve bitişi belirli olan bir düzen içinde kullanılırlar. ezginin dolaşımını düzenleyen bu kurallara "seyir" adi verilir. makamlara kişilik, lezzet ve kokusunu veren, iste bu hayati önemdeki, bestecilerin değiştiremeyeceği seyir kurallarıdır. makamı, çağdaş nazariyat kitaplarının ve onlardan kopya eden ansiklopedilerin yaptığı gibi, "bir durakla bir güçlü etrafında toplanmış seslerin genel durumu" diye tarif etmek, bir bilinmeyeni iki bilinmeyen daha katarak anlatmak gibi (durak ne? makamın durduğu yer. makam ne? durakla güçlü etrafında toplanmış sesler! tam bir hacivat tekerlemesi!) bir pedagoji ucubesidir ki amacı herhalde -yukarıda söylediğimiz gibi- anlatmak değil, mümkün olduğu kadar girift hale getirip anlaşılmamasını sağlamak olsa gerektir. nitekim makamın ne olduğunu bilen, ama çaresizlikten bu tarifle öğreten meslekten kişiler dahi, tarifteki mantık hatasını görmezlikten gelmek zorundadırlar. oysa makamın sırrı seyirdedir; anlamanın yolu da önce seyri anlamaktan geçer. makamların birbirinden nasıl ayırt edilebileceği konusunu gelecek yazıda inceleyeceğiz.



(*) kelimenin ilk a'si değil, ikinci a'si uzundur (makaam, mim-kaf-mim). birçoklarının yaptığı "maakam" seklindeki telaffuz yanlışını yapmamaya özen gösteriniz.



(**) bati dillerinde, bir kelimenin o dilde hangi tarihten -hatta ilk defa kim tarafından ve hangi eserde- kullanıldığını gösteren etimoloji (kelime kok bilgisi) sözlükleri vardır. ama bizim dil bilginlerimiz, yerleşmiş kelimelerin yerine yeni "sözcük”ler uydurma hastalığından bas alamadıkları için, bu tur sözlükler yazmaya vakit bulamamaktadırlar.





Edited by - ugurcan464 Tarih: 20/10/2005 02:28:19


ugurcan464 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-20 -2005   #4 (permalink)
Profil
Kıdemli
 
ugurcan464 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyeliği: 10-13 -2005
Şehir: k?rklareli, p?narhisar, Turkey.
Mesajlar: 182
Teşekkür Etmiş: 0
Teşekkür Almış: 0

Sponsor
Standart

makam-l

türk musikisi denir denmez çoğunluğun aklına ilk gelen merak konusu makamların ne olduğu ve birbirlerinden nasıl ayırt edilebildikleridir. tanzimattan bu yana, kendi kültürlerinin yabancısı olan aydınlarımızın ağzında musikimizin adi "alaturka" veya "sark musikisi" olduğu için (merhum arel'in "türk musikisi" sözünü yerleştirme konusundaki gayretleri yanlısı düzeltmeğe maalesef yetmemiştir), gazete bulmacalarındaki "sark müziğinde bir makam" veya "alaturkada bir makam" (rast) tekerlemeleri, bulmacacılık tarihimizle yaşıt olarak sürüp gitmiştir. ama rast’ın, mahur'un, nihavent’in makam olduğu er-geç bulunur da, makam nedir, o pek bilinmez. sözlük veya ansiklopedilerse, konunun bilmeyenlerce anlaşılmaması için adeta gizli bir dayanışma içindedirler. tıpkı nasreddin hocamızın (k.s.) bir cuma vaazında "eh, madem bilmiyorsunuz, size anlatacak birseyim yok", ertesi cuma cemaatin "biliyoruz" demesine karşılık "madem biliyorsunuz, ne diye anlatayım?" deyip camiden çıkıp gitme sakasında olduğu gibi!.. okul müzik kitaplarımızda da kendi müziğimiz zaten olmadığı (azıcık olsa da, şartlanmış öğretmenler öğretmediği) için, konu mesleki sır olma özelliğini daha uzun yıllar koruyacağa benzer. arapça "kaame-yekuumu" (ayakta durmak) fiil kökünden gelen "makam"(*) kelimesi, İslam’ın ilk yıllarında kur'an-i kerim'i ayakta okuyanların bulunduğu yüksekçe yeri gösterirdi. kelime sonradan, dilimizde bugünkü ilk manası olan, "yüksek dereceli resmi görev, bu görevin icra edildiği mevki" anlamını kazandı. eski toplum düzenimizde yüksek mevki sahipleri posta oturdukları için, yetki çekişmeleri "post kavgası" seklinde deyimlendirildi ve "makam hırsı" ile yakın anlamda kullanıldı. bizim "makam”ımızın (musikideki makamın) kavgası yapılacak bir post veya mevki ile ilgisi yok çok şükür. "belli giriş, gelişme ve bitiş kurallarına göre kullanılan müzik dizileri"ne uygurlar "kok" veya "kug" seklinde okunabilen bir isim vermişlerdi. İste makam, su tırnak içinde verdiğimiz ve aşağıda biraz daha açacağımız anlamı ile, ilk defa büyük azeri-türk bilgini meragali hoca abdulkadir tarafından, 1418 tarihli makaasidu'l-elhan adli kitabında kullanılmış ve öylece yerleşmiştir. (**)



bizim müziğimizde ezgiler (nağmeler/melodiler), bati müziğindeki gibi geniş ses aralıklarıyla oradan oraya sıçrayan bir gelişigüzellik içinde değil; girişi, gelişmesi ve bitişi belirli olan bir düzen içinde kullanılırlar. ezginin dolaşımını düzenleyen bu kurallara "seyir" adi verilir. makamlara kişilik, lezzet ve kokusunu veren, iste bu hayati önemdeki, bestecilerin değiştiremeyeceği seyir kurallarıdır. makamı, çağdaş nazariyat kitaplarının ve onlardan kopya eden ansiklopedilerin yaptığı gibi, "bir durakla bir güçlü etrafında toplanmış seslerin genel durumu" diye tarif etmek, bir bilinmeyeni iki bilinmeyen daha katarak anlatmak gibi (durak ne? makamın durduğu yer. makam ne? durakla güçlü etrafında toplanmış sesler! tam bir hacivat tekerlemesi!) bir pedagoji ucubesidir ki amacı herhalde -yukarıda söylediğimiz gibi- anlatmak değil, mümkün olduğu kadar girift hale getirip anlaşılmamasını sağlamak olsa gerektir. nitekim makamın ne olduğunu bilen, ama çaresizlikten bu tarifle öğreten meslekten kişiler dahi, tarifteki mantık hatasını görmezlikten gelmek zorundadırlar. oysa makamın sırrı seyirdedir; anlamanın yolu da önce seyri anlamaktan geçer. makamların birbirinden nasıl ayırt edilebileceği konusunu gelecek yazıda inceleyeceğiz.



(*) kelimenin ilk a'si değil, ikinci a'si uzundur (makaam, mim-kaf-mim). birçoklarının yaptığı "maakam" seklindeki telaffuz yanlışını yapmamaya özen gösteriniz.



(**) bati dillerinde, bir kelimenin o dilde hangi tarihten -hatta ilk defa kim tarafından ve hangi eserde- kullanıldığını gösteren etimoloji (kelime kok bilgisi) sözlükleri vardır. ama bizim dil bilginlerimiz, yerleşmiş kelimelerin yerine yeni "sözcük”ler uydurma hastalığından bas alamadıkları için, bu tur sözlükler yazmaya vakit bulamamaktadırlar.





Edited by - ugurcan464 Tarih: 20/10/2005 02:28:19


ugurcan464 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-20 -2005   #5 (permalink)
Profil
Kıdemli
 
ugurcan464 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyeliği: 10-13 -2005
Şehir: k?rklareli, p?narhisar, Turkey.
Mesajlar: 182
Teşekkür Etmiş: 0
Teşekkür Almış: 0

Sponsor
Standart

makam-l

türk musikisi denir denmez çoğunluğun aklına ilk gelen merak konusu makamların ne olduğu ve birbirlerinden nasıl ayırt edilebildikleridir. tanzimattan bu yana, kendi kültürlerinin yabancısı olan aydınlarımızın ağzında musikimizin adi "alaturka" veya "sark musikisi" olduğu için (merhum arel'in "türk musikisi" sözünü yerleştirme konusundaki gayretleri yanlısı düzeltmeğe maalesef yetmemiştir), gazete bulmacalarındaki "sark müziğinde bir makam" veya "alaturkada bir makam" (rast) tekerlemeleri, bulmacacılık tarihimizle yaşıt olarak sürüp gitmiştir. ama rast’ın, mahur'un, nihavent’in makam olduğu er-geç bulunur da, makam nedir, o pek bilinmez. sözlük veya ansiklopedilerse, konunun bilmeyenlerce anlaşılmaması için adeta gizli bir dayanışma içindedirler. tıpkı nasreddin hocamızın (k.s.) bir cuma vaazında "eh, madem bilmiyorsunuz, size anlatacak birseyim yok", ertesi cuma cemaatin "biliyoruz" demesine karşılık "madem biliyorsunuz, ne diye anlatayım?" deyip camiden çıkıp gitme sakasında olduğu gibi!.. okul müzik kitaplarımızda da kendi müziğimiz zaten olmadığı (azıcık olsa da, şartlanmış öğretmenler öğretmediği) için, konu mesleki sır olma özelliğini daha uzun yıllar koruyacağa benzer. arapça "kaame-yekuumu" (ayakta durmak) fiil kökünden gelen "makam"(*) kelimesi, İslam’ın ilk yıllarında kur'an-i kerim'i ayakta okuyanların bulunduğu yüksekçe yeri gösterirdi. kelime sonradan, dilimizde bugünkü ilk manası olan, "yüksek dereceli resmi görev, bu görevin icra edildiği mevki" anlamını kazandı. eski toplum düzenimizde yüksek mevki sahipleri posta oturdukları için, yetki çekişmeleri "post kavgası" seklinde deyimlendirildi ve "makam hırsı" ile yakın anlamda kullanıldı. bizim "makam”ımızın (musikideki makamın) kavgası yapılacak bir post veya mevki ile ilgisi yok çok şükür. "belli giriş, gelişme ve bitiş kurallarına göre kullanılan müzik dizileri"ne uygurlar "kok" veya "kug" seklinde okunabilen bir isim vermişlerdi. İste makam, su tırnak içinde verdiğimiz ve aşağıda biraz daha açacağımız anlamı ile, ilk defa büyük azeri-türk bilgini meragali hoca abdulkadir tarafından, 1418 tarihli makaasidu'l-elhan adli kitabında kullanılmış ve öylece yerleşmiştir. (**)



bizim müziğimizde ezgiler (nağmeler/melodiler), bati müziğindeki gibi geniş ses aralıklarıyla oradan oraya sıçrayan bir gelişigüzellik içinde değil; girişi, gelişmesi ve bitişi belirli olan bir düzen içinde kullanılırlar. ezginin dolaşımını düzenleyen bu kurallara "seyir" adi verilir. makamlara kişilik, lezzet ve kokusunu veren, iste bu hayati önemdeki, bestecilerin değiştiremeyeceği seyir kurallarıdır. makamı, çağdaş nazariyat kitaplarının ve onlardan kopya eden ansiklopedilerin yaptığı gibi, "bir durakla bir güçlü etrafında toplanmış seslerin genel durumu" diye tarif etmek, bir bilinmeyeni iki bilinmeyen daha katarak anlatmak gibi (durak ne? makamın durduğu yer. makam ne? durakla güçlü etrafında toplanmış sesler! tam bir hacivat tekerlemesi!) bir pedagoji ucubesidir ki amacı herhalde -yukarıda söylediğimiz gibi- anlatmak değil, mümkün olduğu kadar girift hale getirip anlaşılmamasını sağlamak olsa gerektir. nitekim makamın ne olduğunu bilen, ama çaresizlikten bu tarifle öğreten meslekten kişiler dahi, tarifteki mantık hatasını görmezlikten gelmek zorundadırlar. oysa makamın sırrı seyirdedir; anlamanın yolu da önce seyri anlamaktan geçer. makamların birbirinden nasıl ayırt edilebileceği konusunu gelecek yazıda inceleyeceğiz.



(*) kelimenin ilk a'si değil, ikinci a'si uzundur (makaam, mim-kaf-mim). birçoklarının yaptığı "maakam" seklindeki telaffuz yanlışını yapmamaya özen gösteriniz.



(**) bati dillerinde, bir kelimenin o dilde hangi tarihten -hatta ilk defa kim tarafından ve hangi eserde- kullanıldığını gösteren etimoloji (kelime kok bilgisi) sözlükleri vardır. ama bizim dil bilginlerimiz, yerleşmiş kelimelerin yerine yeni "sözcük”ler uydurma hastalığından bas alamadıkları için, bu tur sözlükler yazmaya vakit bulamamaktadırlar.





Edited by - ugurcan464 Tarih: 20/10/2005 02:28:19


ugurcan464 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
THM (Türk Halk Müziği) MD Paketi gringoow MD (alt yapı ) 14 4 Hafta önce 15:39
TSM (Türk Sanat Müziği) MD Paketi gringoow MD (alt yapı ) 10 02-09 -2008 01:08
Klasik Türk Müziği..!!! nuans_34 Müzik Dersleri-ders Başlıyor 3 03-21 -2007 23:33
turk musikisinde hangi makam hangi hastalığa iyi g celom Serbest KonuLar 3 06-23 -2006 17:42
Türk halk müziği mi Türk sanat müziğimi daha eski? baykal58 Serbest KonuLar 7 03-23 -2006 21:26


WEZ Format +3. Şuan Saat: 22:36.


Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0 ©2007, Crawlability, Inc.